Bu konuyu yazarken biraz sert bir üsluba sahip olabilirim. Çünkü Türkiye'de öyle bir hal içerisine girdik ki her değerin tartışmaya açıldığı, "Yaaa konuşalım, demokrasiyi ifade özgürlüğünü yaşatalım." cümleleriyle Türk milletinin bütün hassas değerlerinin kaygan bir zemine oturulduğu bir süreçten geçiyoruz.
Türkiye'nin ulus ve üniter bir devlet olduğunu unutturmaya çalışanların her geçen gün arttığı şu dönemlerde bazı gerçekleri açık bir şekilde konuşmak gerekiyor artık.
Malumunuz geçtiğimiz hafta CHP'den ayrılan bir grup milletvekili ile birlikte Özgür Özel, Yeni Parti'yi kurdu. Yeni Parti'nin parti programını okuduğumuzda ise hiç şaşırmadık desem yeridir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter devlet yapısının felsefesine aykırı bir yaklaşımla parti programı oluşturulmuş. Bu hususu eleştirdiğimizde ise "Ya bütün siyasi partiler şu anda böyle düşünüyor neden eleştiriyorsunuz?" diye mesajlar alıyorum.
Yahu bu konu bir kere siyaset üstü, Türkiye'nin kurucu milli değerlerine aykırı davranan herkesi eleştiriyor ve bu üslubun ne kadar tehlikeli olduğunu dile getiriyoruz. Muhalif olmakla vatanperver olmak arasındaki ince çizgiyi bir türlü anlatamadık bu güruha.
Yeni Parti programında diyor ki; "Kürt sorunu çözülecek." yıllardır anlatıyoruz Türkiye'de Kürt sorunu yok, herkes Anayasa önünde eşit haklara sahip Kürt ile Türk'ün birbirinden ne farkı var ne üstünlüğü var? Bugün bir Kürt istediği devlet kurumunda çalışmıyor mu, özel sektörde istediği yatırımı yapmıyor mu? Bir günden bir güne sen Kürtsün bu eşikten geçemezsin diye kim demiş? Suni bir toplumsal sorun yaratmaya çalışıyorsunuz, bu suni sorun üzerinden toplumu kutuplaştırıp kaotik bir ortam yaratmaya çalışıyorsunuz. Kimin işine gelir ha bu durum kimin?
"Ana dil haktır, her yurttaşın ana dilde eğitim hakkını kullanmaya ana dilini öğrenmeye hakkı vardır." diyor Yeni Parti. Anayasa'mızın 42. Maddesinde Türkiye'de bütün eğitim kurumlarında ana dilde eğitimin Türkçe olduğu yazar. Ana okulundan tutun da yüksek öğretime birçok kurumda eğitim Türkçe verilir çünkü Türkiye'nin resmi dili Türkçe'dir. İsteyen istediği dili konuşsun, öğrensin, sosyal hayatına entegre etsin. Kimsenin bu durumla bir sorunu yok, biz diyoruz ki ana dilimiz ve resmi dilimiz Türkçe'dir, üniter bir devletimiz, dünyanın neresine giderseniz gidin ulus devletlerin temel felsefesinde "TEK DİL TEK İDARİ YAPI" sistemi vardır. Herkes kendi ana dilinde eğitim aldığında ne olacak soruyorum? Kürtçe ana dille eğitim almış birisi devletin resmi dairelerinde ne yapacak? İlla Türkçe'ye ihtiyacı olacak yani ana dili gibi Türkçe bilmek zorunda kalacak.
E yine istediğiniz amaca kavuşamıyorsunuz. Bu sefer diyeceksiniz ki biz ana dilde eğitimi Kürtçe aldık, Türkçe'yi profesyonel bir şekilde bilmiyoruz çalışırken zorlanıyoruz resmi dile Kürtçe de eklensin. Bunların karşımıza geleceğini bilmiyor muyuz sanki ha? Allah aşkına Avrupa'da temizlik şirketinde çalışırken o ülkenin dilini öğrenmek zorunda kalıyorsunuz ve size soruyorlar mı ana diliniz ne ana dilde burada çalışabilirsiniz diyorlar mı? Hayır aksine oturum izni almak için birçok dil kursuna gidip yaşamak istediğiniz ülkenin resmi dilini öğreniyorsunuz. Peki söz konusu Türkiye olduğunda neden bu konuda ısrarcı oluyorsunuz? Çünkü amacınız belli kültür ve dil birliğini bölerek özerkliği benimsetmeye çalışıyorsunuz.
Gel gelelim asıl kritik noktaya: Demokratik özerklik yani yerel yönetimlerin demokratikleşmesi meselesine. Öyle kelime oyunlarıyla karşımıza geliyorlar ki, açık açık bölünmek istemiyoruz demiyorlar da vay efendim demokratikleşme yerel yönetimlerin demokrasiyle tanışması gibi maskelerle gerçek niyetlerini gizliyorlar. Herkesin kaçırdığı bir nokta bar. Bölünmeyi insanlar bir devletin toprak parçasından özerk bir yapının ayrılıp bağımsızlık ilan etmesi şeklinde algılıyor. Tabi ki günümüz şartlarında buna benzer birçok örnek var Yugoslavya gibi ama bizim önümüze sunulan; kültürel yapının, dilin ve idari yapının birliğinin bölünmesi şeklinde. Zaten bu birlik bölündüğünde sınırların bir önemi kalmıyor.
Yugoslavya parçalanmadan önce ekonomik buhranla birlikte kültürel yozlaşma Yugoslav halkının önüne yavaş yavaş sunulmaya başlandı. Mesela pembe dizilerle her hanede bir zihin uyuşturulması sistematik bir şekilde yapıldı, bu dizilerin ardından bazı reklamlar verilmeye başlandı. Toprak birliğinin değil ekonomik refahın kurtarıcı olduğu, millet ve kültür birliğinin para olmadığında hiçbir işe yaramadığına dair sübliminal mesajlar verilmeye başlandı. Dijital çağın henüz gelişmediği bir dönemde bu tarz gri propagandalar Yugoslavya'da sonuç verdi ve sonuç parçalanmış bir devlet.
Günümüzde ise propagandanın bir rengi kalmadı, propagandayı kim kontrol ederse onun kazanacağı bir sistem geliştirildi. Nasıl derseniz, günümüzde sosyal medyanın aktif bir şekilde kullanılmasıyla ve açık istihbarat bilgileriyle insanlar artık bir bilginin güvenilirliğini kendisi test etmeye başladı. Peki bu güvenilirlik testinde açık istihbarat kaynakları kimlerin kontrolünde? Sosyal medya algoritmasını hangi güç kontrol ediyorsa onun elinde. Size bu konuda somut örneği Yeni Parti üzerinden vereceğim.
Yeni Parti programında yer alan bir diğer madde ise Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın tamamının uygulanacağı şeklinde. Sosyal medyada, açık istihbaratı kullanan algı operasyoncuları bu maddeyi şu şekilde yorumladı: "Zaten Türkiye 1988 yılında bu sözleşmeyi imzalamış ki."
Unuttukları bir şey var ki Türkiye, bu sözleşmenin tamamını kendi iç hukuk sisteminde uygulamadı,10 maddeye çekince yani şerh koyarak uygulamak şartıyla sözleşmeyi imzaladı ve 1993 yılında bu sözleşme yürürlüğe girdi.
Türkiye'nin çekince koyduğu bu 10 maddede; yerelin mali özerkliği, idari vesayetin merkeze verilmesi ve merkezin yereli denetlediği hukuk mekanizmasının özerk olması. Örneklendirecek olursak; DEM Partili bir belediye düşünün, mali özerklik çerçevesinde kendi vergilendirmesini ve harçlandırmasını yapıyor düşünsenize bu paralar nereye gidecek tabi ki de Kandil'e örgütün Avrupa yapılanmasına. Denetim mekanizmasına gelirsek, Fransa'nın hukuk sistemini ve denetleme mekanizmasını kendi belediyemizde uygulayacağız Türkiye'nin hukuk sistemine tabii değiliz, kamu hizmetini biz yaparız Ankara'dan talimat almayız bizim mali sorumluluğumuz Golan Aşireti'ne.
Hani diyorlar ya biz bölünmek istemiyoruz biz özerklik istemiyoruz peki bu ne? Ben size olası senaryoyu çizdim sadece. Bu sözleşmeye Türkiye çekince koymasaydı şu anda Türkiye'de yerel yönetimlerin bu şekilde yönetiliyor olması kuvvetle muhtemeldi. Yeni Parti diyor ya Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın tamamını uygulayacağız ateşle oynadıklarının farkında değiller.
Efendim konuşacak çok şey var satırlara sığmaz lakin şunu söylemek istiyorum ki kelime oyunlarıyla Türk milletini kandırmayın. Açık açık konuşun ki bazı şeyleri mert dayansın namert kaçsın diyelim biz de.