?>

40 YILLIK ADALET ARAYIŞI

Ali Kılıçarslan

2 hafta önce

Hamburg, 21 Aralık 1985… Ramazan Avcı, Landwehr S-Bahn istasyonunun önündeki otobüs durağına doğru yürüyordu. O sırada, yakındaki Neonazi lokalinden çıkan yaklaşık 30 kişilik bir grup, o dönemin tabiriyle “Dazlaklar” (Skinheads), gerçekte ise örgütlü, yabancı düşmanı Neonaziler, saldırdı. Avcı, ağır şekilde darp edildi ve komaya girdi. Üç gün sonra, Noel gecesi, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

O yıllarda Neonaziler, kamuoyuna “Dazlaklar” ya da hafifletici bir dille “bir avuç sokak serserisi” olarak sunuluyordu. Irkçılık ve Nazizm, sistematik olarak görmezden geliniyordu. Oysa bu saldırı münferit değildi, örgütlüydü.

 

Yarım Kalan Hayaller ve Eksik Kalan Adalet

Avcı, geride hamile bir eş ve yarım kalan hayaller bırakmıştı. Ramazan Avcı’nın öldürülmesinden bir hafta sonra doğum yapan eşi Gülistan Avcı oğluna, hiç tanıyamayacağı babasının adını verdi.

Faillerin, ırkçı ve yabancı düşmanı Özgürlükçü Alman İşçi Partisi (FAP) çevresinden geldikleri ve aynı zamanda Hamburg Spor Kulübü’nün (HSV) aşırı sağcı taraftarları oldukları bilinmesine rağmen, cinayetin ırkçı motifi uzun yıllar boyunca resmen kabul edilmedi. Oysa FAP, 1980’lerden 1995’te yasaklanana kadar Almanya’daki en büyük militan Neonazi ağı olarak faaliyet göstermişti. Bugün hâlâ aktif olan birçok aşırı sağcı yapı, bu çevrelerden beslenmektedir.

Yaklaşık 30 saldırgandan yalnızca beşi insan öldürme suçundan yargılandı. Aldıkları kısa süreli gençlik cezalarının ardından birkaç yıl içinde serbest bırakıldılar. Adalet, Ramazan Avcı için hiçbir zaman tam anlamıyla tecelli etmedi.

Bu cinayet, aynı yıl Hamburg’da Neonaziler tarafından 24 Temmuz 1985’te öldürülen Mehmet Kaymakçı’dan beş ay sonra işlenmişti. İki ölüm de, 1980’ler Almanya’sında aşırı sağın ne kadar örgütlü ve korkusuzca hareket ettiğini gözler önüne seriyordu.

Yıllar süren mücadele sonucunda, 2012’de Landwehr S-Bahn istasyonu önündeki meydan Ramazan Avcı Meydanı (Ramazan-Avcı-Platz) adını aldı. Ancak ailenin cadde adının da değiştirilmesi yönündeki talebi reddedildi. Tazminat talebi ise bugüne kadar karşılanmadı.

 

Irkçılığa Karşı Toplumsal Bilinç

Ramazan Avcı’nın katledilmesi, sadece bir hayatın sona ermesi değildi. Bu acı olay, Hamburg’daki Türk kökenli topluluk için bir uyanışın habercisi oldu. 1986 yılında Türkiye Göçmenler Birliği kuruldu; dokuz yıl sonra, 2 Aralık 1995’te bu oluşum, Almanya Türk Toplumu’na (TGD) dönüştü.

Avcı’nın ölümü, acının toplumsal bir bilince, yası ise hak arama ve örgütlenme iradesine dönüşebileceğini gösteren tarihsel bir kırılma noktasıydı. O geceden doğan ses, artık sadece yas değil, direnişin ve adalet arayışının simgesi olarak hafızalarda yaşamaya devam ediyor.

 

40 Yıl Sonra Aynı Yerde

Ramazan Avcı, ölümünün 40. yılında, Ramazan Avcı’yı Anma İnisiyatifi (RAİ) tarafından adını taşıyan meydanda anıldı. Meydanda, “Hayallerim yarım kaldı” sözleriyle hafızalara kazınan Avcı’nın mücadelesini simgeleyen bir anıt bulunuyor. Törende yapılan konuşmalarda ırkçılık ve faşizm sert sözlerle lanetlendi; geçmişte yaşanan acıların unutulmaması ve bir daha yaşanmaması için toplumsal sorumluluk çağrısı yapıldı. “Unutmadık, unutturmayacağız” sloganları meydanda yankılanırken, anıta çiçekler bırakıldı ve dualar edildi.

 

Geçmişten Bugüne Uzanan Ağ

Ramazan Avcı cinayetinin yankıları, Almanya’daki aşırı sağın tarihsel sürekliliğini anlamak açısından hâlâ belirleyicidir. 1979’da kurulan FAP’ten NPD’ye, “Die Rechte” ve “Der Dritte Weg” gibi yapılara uzanan hat, kesintisiz bir ideolojik aktarımı gösteriyor. Bugün tribünlerde ve sosyal medyada örgütlenen Neonazi gruplar, bu mirasın doğrudan devamıdır.

 

Tribünler, Sessizlik ve Normalleşme

Futbol tribünleri ve kamusal alanlar, bu ideolojilerin yeniden üretildiği başlıca mekânlar hâline geldi. Siyah ve göçmen kökenli futbolculara yönelik ırkçı tezahüratlar, sosyal medyada organize edilen tehditler, stadyumlarda açılan nefret pankartları… Bunların tamamı, Ramazan Avcı’nın kurbanı olduğu o dönemde yaşanan nefretin bugüne yansımalarıdır. “Siyaseti futboldan uzak tutun” söylemi ise çoğu zaman ırkçılığı görünmez kılan bir kalkan işlevi görmektedir.

 

HSV: Irkçılıkla Yüzleşme

Hamburg Spor Kulübü (HSV), yalnızca Almanya futbolunun köklü bir temsilcisi değil; aynı zamanda Hamburg’un toplumsal belleğinde derin izler bırakan bir kurumdur. Kulübün tarihi, kupalar ve efsaneler kadar, eleştirel biçimde ele alınması gereken tarihsel kesitleri de içinde barındırır.

HSV Müzesi’nde 2022’de açılan ve 2025’te Hamburg Merkez Kütüphanesi’nde yeniden sergilenen “1980’li Yıllarda HSV Taraftarları Üzerindeki Sağcı Etki” sergisi (1), futbol ile ırkçılık arasındaki ilişkiyi tarihsel bağlamında ortaya koyarak önemli bir yüzleşme alanı açtı. Sergi, Adrian Maleika, Mehmet Kaymakçı ve Ramazan Avcı’nın öldürülmesini münferit nefret suçları olarak değil, tribünlerdeki güç ilişkilerinin, sessizliklerin ve kurumsal ihmallerin sonucu olarak ele alıyor. Bu bakış açısı, suçun yalnızca faillerde değil, onları mümkün kılan kamusal ve toplumsal zeminde de aranması gerektiğini gösteriyor.

Sergi ile aynı başlığı taşıyan ve kısa süre önce yayımlanan kitap, bu yüzleşmeyi kalıcı kılıyor. Hafızayı canlı tutarken, sorumluluk tartışmasını bugüne taşıyor. HSV’nin kitap satışından elde edilecek geliri, Avcı ailesine bağışlayacağını açıklaması, yalnızca sembolik bir jest değil; geçmişle dürüstçe hesaplaşmanın ve toplumsal dayanışmanın güçlü bir ifadesi olarak öne çıkıyor. Çünkü yüzleşme, yalnızca hatırlamak değildir. Sessizliği bozmak, sorumluluk almak ve tekrarını engelleyecek bir irade göstermek gerekir. Hafızayla yüzleşmeden ne futbol temizlenir, ne tribünler özgürleşir, ne de toplum gerçekten ileriye gidebilir. HSV sergisi ve kitabı, bu gerçeği somut bir biçimde gözler önüne seriyor: Tarih, tribünler ve meydanlar bize sürekli hatırlatıyor ki, adalet ve hafıza, sessizlikle değil; cesaret ve sorumlulukla yaşatılır.

 

Adalette ‘zaman aşımı’ olmaz

Ramazan Avcı’nın hikâyesi, tek bir insanın kaybıyla sınırlı değildir; yabancı düşmanlığının ve ırkçılığın nelere mal olabileceğini hatırlatan acı bir toplumsal belgedir. Onun adı bugün meydanlarda yaşarken, aynı zamanda sessiz kalmamanın, hafızayı diri tutmanın ve adalet talebini sürdürmenin simgesi olmaya devam ediyor.

Ancak gerçek bir yüzleşme, anmakla sınırlı kalamaz. Ramazan Avcı’nın öldürülmesinin ardındaki ırkçı motifin resmen tanınması ve ailesine hak ettikleri tazminatın sağlanması, yalnızca hukuki bir zorunluluk değil; toplumsal vicdanın, geç kalmış ama vazgeçilmez bir sorumluluğudur.

 

1- Die Sonderausstellung: Ins rechte Licht gerückt – der Einfluss von rechts auf die HSV-Fanszene der 1980er Jahre

https://www.hsv.de/news/eroeffnung-der-sonderausstellung-ins-rechte-licht-gerueckt

2- Ins rechte Licht gerückt - Der Einfluss von rechts auf die HSV-Fanszene der 1980er-Jahre

https://www.hsv.de/news/katalog-zur-sonderausstellung-ins-rechte-licht-gerueckt

 

(Türkiye Gazetesi, Avrupa Baskısı, 27.12.2025)

YAZARIN DİĞER YAZILARI