?>

İSLAMOFOBİ, İSLAM DÜŞMANLIĞI VE MÜSLÜMAN KARŞITI IRKÇILIK

Ali Kılıçarslan

4 saat önce

Günümüzde “İslamofobi” kavramı, özellikle Türkçe medyada, akademik araştırmalarda ve politik söylemde, çoğu zaman İslam’a ve Müslümanlara yönelik korku, önyargı, nefret söylemi, ayrımcılık, dışlama ve ırkçı şiddet ile ötekileştirme gibi çok farklı olguları kapsayan bir üst kavram olarak kullanılmaktadır. Ancak bu geniş ve belirsiz kullanım, hem kavramın analitik açıklayıcılığını zayıflatmakta hem de yaşanan sorunların doğru adlandırılmasını güçleştirmektedir. İslam’a ve Müslümanlara yönelik düşmanca tutumların farklı boyutlarını birbirinden ayırmayı zorlaştırmaktadır.

Fobi ve İslamofobi

Oysa, “İslam” ve “fobi” sözcüklerinden türetilen “İslamofobi” kavramının kökenine bakıldığında, kavramın ilk ortaya çıktığı bağlamda daha dar ve belirli bir anlam alanına sahip olduğu görülmektedir. Almanca DUDEN sözlüğüne göre “fobi” (Phobie); “belirli nesnelere veya durumlara karşı duyulan aşırı korku” anlamına gelmektedir. (1) Aynı sözlükte “İslamofobi” (Islamophobie) ise, “İslam’a – ve mensuplarına – karşı duyulan hoşnutsuzluk/antipati; Müslümanlara yönelik olumsuz, düşmanca tutum” şeklinde tanımlanmaktadır. (2) Bu tanım, İslamofobi kavramının merkezinde öncelikle korkuya dayalı bir algı biçiminin yer aldığını; bu algının ise zamanla olumsuz, dışlayıcı ve düşmanca tutumlara dönüştüğünü göstermektedir. Kavram, farklı biçimlerde yorumlansa ya da içeriği genişletilse dahi, “fobi”, yani aşırı korku, kavramın temelini oluşturan asıl unsurdur.

Korku ile Düşmanlık ve Irkçılık Arasındaki Fark

Kavramsal sorun tam da burada başlamaktadır. Güncel toplumsal pratiklerde İslamofobi kavramı, çoğu zaman korku sınırlarını aşan, sistematik dışlama, aşağılamaya dayalı söylemler ve doğrudan şiddet içeren eylemleri de kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. Bu durum, kavramın psikolojik içeriği ile toplumsal sonuçları arasındaki çelişkiyi gözler önüne sermektedir.

Korku, bireysel ya da toplumsal düzeyde çeşitli nedenlere dayanabilir; tarihsel, kültürel veya politik bağlamlardan beslenebilir, hatta haklı gerekçeleri de olabilir. Ancak korku, kendi başına kin, nefret veya ırkçı şiddeti zorunlu olarak üretmez. Daha açık bir ifadeyle, her korku ayrımcılığa, her olumsuz algı düşmanlığa dönüşmek zorunda değildir.

Buna karşılık, Müslümanlara yönelik hakaretler, nefret söylemleri, camilere yapılan saldırılar ve fiziksel şiddet eylemleri, korkudan ziyade bilinçli ideolojik konumlanmaların ürünüdür. Bu tür pratikler, belirli bir grubun sistematik biçimde değersizleştirilmesini ve dışlanmasını hedefler. Dolayısıyla burada söz konusu olan olgu, psikolojik bir fobi (korku) değil; açık bir Müslüman veya İslam düşmanlığı ve daha da önemlisi Müslüman karşıtı ırkçılıktır.

Bu nedenle, eğer İslamofobi (İslam korkusu), düşmanlığa evrilmiş ve sistematik bir dışlama, aşağılamaya ya da şiddete dönüşmüşse, bunun adı artık İslamofobi değil, İslam düşmanlığıdır. Müslümanlara yönelik şiddet içeren eylemler, camilere yapılan saldırılar, tehditler ve aşağılayıcı söylemler ise açıkça Müslüman karşıtı ırkçılık olarak tanımlanmalıdır. Bu tür eylemleri yalnızca “İslamofobi” kavramıyla açıklamak, tüm bu ağır insan hakları ihlallerini psikolojik bir korkuya indirgemek anlamına gelir.

Üstelik böyle bir indirgeme, farkında olmadan tehlikeli bir meşrulaştırma da üretir. Çünkü “fobi” kavramı, korkunun anlaşılabilir ya da kısmen mazur görülebilir olduğu izlenimini doğurabilir. Oysa Müslümanlara ve camilere yönelik kin, nefret söylemleri ve ırkçı şiddet eylemleri korkudan değil, bilinçli ideolojik tercihlerden ve ırkçı dünya görüşlerinden beslenmektedir. Nitekim bu saldırıları gerçekleştiren failler, çoğu zaman eylemlerini “korktukları” için değil, Müslümanları hedef alan açık düşmanlıkları nedeniyle yaptıklarını bizzat ifade etmektedirler.

İslamofobi Kavramının Sınırları

İslam’a ve Müslümanlara yönelik tüm ayrımcı ve şiddet içeren pratikleri “İslamofobi” başlığı altında toplamak, bu eylemleri istemeden de olsa “korku” kategorisine indirgeme riskini beraberinde getirir. Böyle bir indirgeme, faillerin sorumluluğunu belirsizleştirirken, mağduriyetin yapısal ve ideolojik boyutlarını görünmez kılabilir. Ayrıca “fobi” kavramının çağrıştırdığı bireysel psikoloji vurgusu, ırkçılığın kurumsal, politik ve söylemsel boyutlarını açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Bu nedenle, İslam/Müslüman düşmanlığı veya Müslüman karşıtı ırkçılık kavramı, özellikle Avrupa bağlamında Müslümanların etnik, kültürel ve dini bir “öteki” olarak inşa edilmesini ve buna dayalı dışlama mekanizmalarını analiz etmek açısından daha işlevsel bir çerçeve sunmaktadır.

Doğru Tanımlamanın Gerekliliği

Sonuç olarak, “İslamofobi” kavramı, İslam’a ve Müslümanlara yönelik olumsuz algı ve korkuları anlamada belirli bir açıklayıcılığa sahip olsa da, günümüz toplumsal gerçekliklerini tek başına kavramak için artık yeterli değildir. Zira Müslümanlara yönelen ayrımcı politikalar, nefret söylemleri ve ırkçı şiddet pratikleri, bireysel korkuların sınırlarını çoktan aşmış; yapısal, ideolojik ve siyasal bir nitelik kazanmıştır.

Bu bağlamda, korku ile düşmanlığı, eleştiri ile ırkçılığı, bireysel önyargı ile kurumsal ayrımcılığı birbirinden ayıran kavramsal bir açıklık zorunludur. Sorunları doğru biçimde adlandırmak ve anlamlandırmak, yalnızca akademik bir hassasiyet meselesi değil; aynı zamanda demokratik toplumlarda eşitliği, insan onurunu ve birlikte yaşamı korumanın temel şartıdır. Yanlış kavramlar yanlış teşhislere, yanlış teşhisler ise etkisiz ya da hatalı politikalara yol açar.

Bu nedenle “İslamofobi” kavramının, İslam’a ya da Müslümanlara yönelik düşmanlık veya Müslüman karşıtı ırkçılığı tanımlamak için değil, yalnızca içerdiği korku (fobi) anlamıyla kullanılması daha isabetli olacaktır. İslam/Müslüman düşmanlığı ve Müslüman karşıtı ırkçılık gibi olgular ise, kendine özgü niteliklerini görünür kılacak şekilde ifade edilmelidir.

Kaynak:

1-Phobie https://www.duden.de/rechtschreibung/Phobie

2-Islamophobie https://www.duden.de/rechtschreibung/Islamophobie

YAZARIN DİĞER YAZILARI