
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı sonrası başlayan dava süreci, Türkiye’de siyasetin nasıl bir çıkmaza sürüklendiğini bir kez daha gösterdi. İlginç olan şu ki; bugün meydanlarda “siyasi operasyon”, “demokrasiye müdahale” sloganları atanların bir kısmı, bu sürecin fitilini ateşleyen isimlerin kendi partilileri olduğunu görmezden geliyor.
Şikâyet edenler kim?
Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve CHP delegeleri Hatip Karaaslan, Levent Çelik, Kamile Bahar Önal, Yılmaz Özkanat…
Yani mesele dışarıdan başlayan bir saldırı değil; doğrudan parti içindeki güven krizinin yargıya taşınmasıdır. Bir başka ifadeyle, CHP’nin kendi iç hesaplaşması bugün Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gündemine dönüşmüş durumda.
Üstelik bu tartışmalar yalnızca siyasi polemik olarak kalmadı, ekonomik sonuçlar da doğurdu. 21–25 Mayıs 2026 arasında piyasalarda yaşanan sert hareketler bunun somut göstergesi oldu:
- BIST 100 endeksi bir günde %6’dan fazla düştü.
- Bankacılık endeksindeki kayıp %8,63’e ulaştı.
- Borsa İstanbul’da devre kesici sistemi çalıştı.
- Türkiye’nin 5 yıllık CDS risk primi 250 baz puanın üzerine çıktı.
- Dolar/TL 45,7 seviyesine yaklaşarak tarihi zirve bölgelerinde işlem gördü.
- Yurt dışındaki Türkiye ETF’lerinde yaklaşık %10 düşüş yaşandı.
- Devlet tahvilleri sert değer kaybetti.
- BIST 100’de 10 günlük kayıp %13’e ulaştı.
- Analistlere göre Borsa İstanbul’da yaklaşık 60 milyar dolarlık piyasa değeri erimesi oluştu.
- Merkez Bankası’nın kuru dengelemek için yaklaşık 9 milyar dolar rezerv kullandığı iddia edildi.
Artan CDS ve faiz baskısıyla Türkiye’nin borçlanma maliyetleri yükseldi. Ekonomistlerin değerlendirmelerine göre oluşan toplam finansal baskının yaklaşık 70 milyar dolar seviyesine ulaştığı konuşuluyor. Elbette bunun tamamı doğrudan “nakit kayıp” değil; önemli kısmı piyasa değeri düşüşü, rezerv baskısı ve risk maliyetinden oluşuyor. Ancak sonuç değişmiyor: siyasi belirsizlik ekonomiyi doğrudan etkiliyor.
Peki bedeli kim ödüyor?
Ne dava açan siyasetçiler.
Ne Ankara’daki koltuk savaşları.
Ne televizyon ekranlarında birbirine suç atan parti yöneticileri.
Bedeli ödeyen; yükselen dövizle ezilen vatandaş, artan faizle borçlanan esnaf, düşen borsayla zarar eden yatırımcı ve her kriz döneminde biraz daha yoksullaşan halk oluyor.
Dün birlikte yol yürüyenlerin bugün birbirini mahkemeye vermesi, ardından ortaya çıkan ekonomik faturanın tamamını “iktidar”, “yargı” veya “başkaları” üzerinden açıklamaya çalışması toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir güven sorunu oluşturuyor.
Hem dövüyorlar hem ağlıyorlar, hemde suçluyorlar… Bir kişi çok bağırıyorsa kusurlarımı kapatmak, karşı tarafı suçlu göstermek içindir.
Allaha’a ısmarladık.
