Sabiha Gökçen – Dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri
Safiye Ali – Türkiye’nin ilk kadın doktorlarından biri
Tarihe baktığımızda bir milletin gücünü anlamanın en doğru yolu, o milletin kadınının toplum içindeki yerini görmektir. Çünkü kadının güçlü olduğu toplumlar, kökü sağlam olan toplumlar olmuştur.
Türk tarihinde kadın yalnızca hayatın içinde değil, devletin de içindeydi. Eski Türklerde hükümdarın eşi sadece bir eş değil, “Hatun” unvanıyla devlet yönetiminin bir parçasıydı. Kurultaylarda söz hakkı vardı, devlet meselelerinde görüş bildirirdi. Hatta bazı fermanlar kağan ve hatunun adı birlikte anılarak yayımlanırdı. Yani Türk kültüründe kadın, yalnızca evin içinde değil; aklın, yönetimin ve kararın da içinde yer alıyordu.
Bu yüzden Türk kadınının hikâyesi yalnızca bugünün değil, binlerce yılın hikâyesidir.
Bu toprakların kadınları tarih boyunca önlerine konulan sınırları aşmayı bildiler. Bunun en güçlü örneklerinden biri, dönemin bütün zorluklarına rağmen tek başına Almanya’ya giderek tıp eğitimi alan ve Türkiye’ye dönüp doktorluk yapan Safiye Ali’dir. Ona zamanında “Kadın doktor olur mu?” diyenler vardı. Ama o, inandığı yoldan vazgeçmedi ve yalnızca bir meslek sahibi olmadı; bir kapı açtı.
Bir başka örnek ise gökyüzüne uzanan bir cesaretin adı: Sabiha Gökçen. Dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri olarak tarihe geçti. Bir kadının yalnızca yerde değil, gökyüzünde de sınır tanımayacağını bütün dünyaya gösterdi.
Bu örnekler bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Türk kadınının gücü yeni değildir. Bu güç, Göktürklerden, hatunlardan, tarihin içinden gelen bir mirastır.
Bugün 8 Mart’ı konuşurken aslında yalnızca bir günü değil, bir kültürü hatırlıyoruz. Çünkü Türk kadını tarih boyunca yalnızca hayatın içinde olmamış, hayatın yönünü de belirlemiştir.
Bir söz vardır: “Aslan gibi” denir güçlü insanlar için. Ama unutulmamalıdır ki aslanın dişisi de aslandır.
Ve bir milletin gerçek gücü, kadınlarıyla birlikte yürüyebildiği zaman ortaya çıkar.