?>

Gönlümden...

Mehmet Ali KALKAN

5 saat önce

Dün Ali Birinci Ağabey Eskişehir'e uğradı. Bursa'ya, Ahmet Turan Alkan Bey'in cenazesine gidiyormuş. Trenden inmiş, otobüse binecek. Bir saat kadar vakti varmış, şimdi falan yerde imiş.

Prof. Dr. Ali Birinci Ağabey, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı.

Bir Cuma günü annemin yanına gittim, elinde bir limon var. Merak ettim, sordum, ne diye elinde tuttuğunu. Ben ayrıldıktan sonra komşular toplanıp bir komşuya oturmaya gideceklermiş. Komşulardan biri de limonsuz çay içmezmiş. Gidecekleri yerde belki limon yoktur, ev sahibi mahcup olur, üzülür diye ona götürecekmiş  her ihtimale karşı.

Ali Ağabey de limonsuz çay içmez. Bir limon aldım yanıma, buluşacağımız yere gittim.

Bir gün Mehmet Ragıp Karcı Ağabey gelmişti Eskişehir'e. Kahvaltı etmeye gittik. Çay söyledim, istemedi. "Çayın haysiyeti var, çay yalnız içilir" dedi. Bir şeyin yanında çay içilmezmiş, şekersiz olmalıymış, doya doya tadına, kokusuna varılmalıymış.

Ali Ağabey ile konu kitaplardan açıldı. Ben "en çok kitap 1976-77-78 yıllarında okunmuş, şimdi okuyan az" falan gibi bir şeyler söyledim. "Cahillikten ölen mi var?" diye bir cümle söyledi. Ardından da "bak şiir gibi oldu, o zaman bir mısra daha söyleyeyim" dedi.

"Cahillikten ölen mi var?

Zararını gören mi var?"

Hakikaten cahillikten ölen yoktu. Okumamak zarar da vermiyordu üstelik.

Kitapların az basıldığını, bir arkadaşımın elli adet bastırdığını, hatta şimdi bir tane bile basılabileceğini söyleyince, "dediğin, bir tane bile basılan kitaplar için teksir kâğıdı kullanılıyor, üstelik yapıştırma" diye konuştu. Ali Ağabey'in yeni kitabı çıkıyormuş. Özellikle tembih etmiş, iplikli olacakmış. "Kitabın haysiyeti var" dedi.

Ali Ağabey kitaplarından telif almıyor onun yerine kitap alıp,  ilgilisine hediye ediyormuş.

"Eskiden cer hocaları vardı. Ramazanda köylere gidip imamlık yaparlardı. Sonra da köylü tarhana, bulgur, para, un vs verir, onunla idare edebildikleri kadar ederlerdi. O cer hocaları daha talebe idi, bunları almakta haklı idiler, başka gelirleri yoktu, , ihtiyaçları vardı" dedi. Şimdiki her türlü "hoca"nın maaşı, geliri varmış.

Ali Ağabey lâf arasında bir şeyler söylüyor. Espri mi yapıyor, düz mü konuşuyor anlamıyorum ama konular hep tarihle ilgili.

Abdurrahim Şerif Beygu Eskişehir'de öğretmenlik yapmış. "Ahlat Kitabeleri'nden başka Erzurum Tarihi de var onun" dedi. "Hatta Erzurum Tarihi'nin ikinci cildi de olduğunu söylerler" dedi üzerine basa basa.

Otobüse doğru yürüyoruz , Behiç Erkin levhasını gördü.

Behiç Erkin, bir çok özelliğinin yanı sıra Devlet Demiryollarını ilk işleten, kuran ve millileştiren kişi. Ali Ağabey TTK Başkanlığı yaparken bazılarının itirazına rağmen "Behiç Erkin" kitabını basmışlar. Kitabın hatırasını anlattı.

Ahmet Turan Alkan'ın halası "etrafa nefis çay râyhâsı salan semavere karşı"  şu ilahiyi okurmuş;

Semaverin rengi aldan,

Getir sağdan, götür soldan,

Derviş çıkmaz böyle yoldan,

Yan semaver, dön semaver,

Limon, şeker, çay semaver.

Semaveri alıştırın,

Maşa ile tutuşturun,

Küsenleri kavuşturun,

Yan semaver, dön semaver,

Lezzet senin hay semaver.

Semaverim iniliyor,

Anlamıyon mu ne diyor?

Daim Hakk'ı zikrediyor,

Yan semaver, dön semaver,

Limon, şeker, çay semaver.

İhvanlar çay içip 'demlenirler' ve çaya da 'küçük derviş' derlermiş. Bunu da Altıncı Şehir'den aldım.

Ali Ağabey'i yolcu ettik.

Eskişehir'de de bizim bir arkadaşımızın cenazesi vardı. Yoksa Ali Ağabey ile Bursa'ya gitmek, yol boyu sohbet etmek ne güzel olurdu.

Bir de insanın yazmadıkları yazdıklarından fazla oluyor bu güzel insanları dinledikten sonra.

Haa, şunu da söyleyeyim. Erkekler için, daha doğrusu "adam"lar için "güzel" kelimesi kullanılmamalıymış, Ali Ağabey öyle dedi.

...

Şehitlerimize, bu toprakları vatan yapanlara, Ahmet Turan Alkan'a, Mehmet Ragıp Karcı'ya, Abdurrahim Şerif Beygu'ya, Behiç Erkin'e, Mehmet arkadaşımıza, anneme, geçmişlerimize Allah rahmet eylesin.

Fatihalarla...

YAZARIN DİĞER YAZILARI