?>

Hayata Eşit Başlamıyorlar

Ali Kılıçarslan

9 saat önce

UNICEF’in “Report Card 20” araştırması, Almanya’yı çocuk refahı açısından 37 ülke arasında 25. sıraya yerleştiriyor. (1) Bu tablo, ilk bakışta dramatik görünmeyebilir. Ancak raporun asıl mesajı ortalamada değil, dağılımda gizli: Almanya’da çocukların önemli bir kısmı görece iyi şartlarda büyürken, hatırı sayılır bir kısmı hayatın en temel alanlarında geride kalıyor. Ve bu geride kalmanın en belirgin yüzü, dezavantajlı çocuklar. Son raporda belirtilmese de özellikle göçmen kökenli çocuklar. Her ne kadar genele bakıldığında Almanya “ortalarda” bir yerde dursa da, çocukların yarısı hayata aynı noktadan başlamıyor.

FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ

Almanya’da çocuk yoksulluğu oranı uzun süredir değişmiyor (yaklaşık yüzde 15,2). Gelir eşitsizliği de artarak devam ediyor: en zengin yüzde 20’lik kesim, en yoksul yüzde 20’ye göre yaklaşık beş kat daha fazla gelire sahip; yani aynı ülkede iki farklı çocukluk yaşanıyor. Bu durum, çocukların eğitim başarısından sağlık durumuna, ruh sağlığından sosyal katılıma kadar uzanan geniş bir alanı doğrudan etkiliyor. Özellikle dezavantajlı ve göçmen kökenli çocuklar için bu fark, daha en baştan başlayan bir fırsat eşitsizliğine dönüşüyor.

UNICEF verileri, ekonomik eşitsizliğin çocukların yalnızca fiziksel sağlığını değil, aynı zamanda ruh sağlığı ve yaşam memnuniyetini de etkilediğini gösteriyor. Almanya’da en yoksul çocukların yalnızca yüzde 58’i “çok iyi sağlık” durumundayken, en zengin grupta bu oran yüzde 79’a çıkıyor. Bu fark, ruh sağlığı ve yaşam memnuniyeti alanında da görülüyor. Düşük gelirli ailelerden gelen 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti bildirme oranı daha düşükken (yüzde 61), varlıklı ailelerden gelen akranlarında bu oran belirgin biçimde daha yüksek (yüzde 73).

EĞİTİMDE BÜYÜK UÇURUM

Rapora göre Almanya’da 15 yaşındaki gençlerin yalnızca yüzde 60’ı okuma ve matematikte temel yeterliliğe ulaşabiliyor. Ancak asıl çarpıcı nokta, sosyoekonomik uçurum: Dezavantajlı ailelerden gelen gençler yüzde 46 seviyesindeyken, ayrıcalıklı ailelerden gelen gençlerde bu oran yüzde 90’a çıkıyor.

Göçmen kökenli çocuklar bu dezavantajın içinde orantısız biçimde yer alıyor. Çünkü çoğu zaman düşük gelir, dil bariyeri ve sınırlı sosyal ağlar aynı anda devreye giriyor. Bu durum, eğitim başarısını bireysel çaba meselesi olmaktan çıkarıp yapısal bir eşitsizlik alanına dönüştürüyor.

GÖRÜNMEYEN EŞİTSİZLİK

UNICEF verileri, ekonomik eşitsizliğin çocukların sağlığını da doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Almanya’da en yoksul çocukların yalnızca yüzde 58’i “çok iyi sağlık” durumundayken, en zengin grupta bu oran yüzde 79’a çıkıyor.

Benzer bir fark ruhsal iyilik halinde de görülüyor: düşük gelirli gençlerde yaşam memnuniyeti daha düşük. Bu tabloya göçmen kökenli çocuklar da sıklıkla dahil oluyor; çünkü bu grup ortalama olarak daha kırılgan ekonomik ve sosyal şartlarda yaşıyor.

BELİRLEYİCİ ETKEN

UNICEF son raporunda “ayrımcılık” kavramını doğrudan merkeze koymasa da, bulguların arka planında bu durumun önemli bir etken olduğu açıkça görülüyor. Çünkü çocuklar arasındaki eşitsizlik yalnızca gelir farklarıyla açıklanamaz; fırsatların nasıl dağıtıldığı, kimin ne ölçüde görünür ve desteklenir olduğu da belirleyicidir.

Göçmen kökenli çocuklar açısından ayrımcılık çoğu zaman açık değil, dolaylı ve yapısal biçimlerde ortaya çıkar. Okul ortamında beklentilerin düşük tutulması, öğretmenlerin yönlendirmelerinde bilinçli ya da bilinçsiz önyargılar, sosyal çevrede dışlanma ya da “tam olarak ait olamama” hissi bu çocukların eğitim ve sosyal gelişimini doğrudan etkileyebilir.

Aynı performansa sahip iki çocuktan birinin daha düşük eğitim yoluna yönlendirilmesi ya da potansiyelinin yeterince fark edilip desteklenmemesi, eşitsizliğin en görünmez ama en kalıcı biçimlerinden biridir. Bu nedenle ayrımcılık, gelir eşitsizliği ve göçmenlik deneyimiyle birleştiğinde etkisini katlayan güçlü bir çarpan etken haline gelir.

ALMANYA DA BAŞARABİLİR

Hollanda, Danimarka ve Fransa gibi ülkeler çocuk refahında üst sıralarda yer alırken, Portekiz ve Litvanya gibi daha düşük ekonomik güce sahip ülkelerin bile Almanya’dan daha iyi sonuçlar elde etmesi dikkat çekiyor. Bu durum, çocuk refahının sadece ekonomik büyüklükle değil, sosyal politika tercihleriyle belirlendiğini gösteriyor.

UNICEF’in ortaya koyduğu tablo çok net: Almanya “ortalama” bir çocuk refahına sahip olabilir, ancak bu ortalama derin bir eşitsizliği gizliyor. Özellikle dezavantajlı ve göçmen kökenli çocuklar için bu eşitsizlik; eğitimde, sağlıkta ve sosyal yaşamda sistematik bir dezavantaja dönüşüyor.

Burada kritik soru şu: Bir ülkenin başarısı ortalamasıyla mı, yoksa en dezavantajlı çocuklarının hayat şartlarıyla mı ölçülmeli?

UNICEF raporu bu soruya dolaylı ama güçlü bir cevap veriyor: Çocukların hayat standartları eşitlenmedikçe, ortalamalar tek başına hiçbir şey ifade etmez. Ve ayrımcılık, bu eşitsizliğin en sessiz, fakat en etkili büyüten gücü olarak çocukların aydınlık geleceklerini karartmaya devam eder. Bu açıdan her alanda fırsat eşitliği sağlamak bu ülkenin geleceği için hayati derecede önemlidir.

Çocuk refahını yalnızca ortalamalar üzerinden okumak, toplumsal gerçeğin önemli bir kısmını görünmez kılıyor. UNICEF’in ortaya koyduğu tablo, Almanya’da çocukluğun eşit bir başlangıç zemini sunmadığını; bu anlamda özellikle dezavantajlı ve göçmen kökenli çocukların hayatın pek çok alanında yapısal olarak geride bırakıldığını yansıtıyor. Gerçek ilerleme, ortalamaları yükseltmekten değil, en geride kalan çocukların şartlarını iyileştirmekten geçiyor.

1- Ungleiche Chancen – Wie das Einkommen der Eltern die Chancen der Kinder beeinflusst, Eine Studie des UNICEF-Forschungsinstituts Innocenti, Mai 2026

https://www.unicef.de/397606/data/464f801826c30ac2130cf71fbfbbc88d

Türkiye Gazetesi (Avrupa Baskısı), 19.05.2026

YAZARIN DİĞER YAZILARI