?>

Rüyalarımızı Nasıl Okumalıyız?

Nur HAKTAN

3 saat önce

“Sözün güzelliği dinleyendedir. Söz tek başına bir anlam ifade etmez. Dinleyen ile birlikte anlamı ortaya çıkar,” der Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî.Gerçekten de insan, kendini bir başka insanda tanır. Duygularımız, fikirlerimiz, hatta rüyalarımız bile başkalarıyla paylaşıldığında daha belirgin hâle gelir.Göze kendini gör denilse, başka bir göze bakması gerekir. Rüyalarımızı anlamak için bile başkalarının gözü önemlidir. Bizim göremediğimiz bir şeyi görmemizi sağlar. Ancak rüyayı yorumlayan kişinin ehil, iyi niyetli ve rüyayı gören kişinin özelliklerini bilen biri olması gerekir. Çünkü rüyalardaki sembollerin herkes için geçerli, değişmez karşılıkları olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir. Rüyada gördüğümüz aslan, para, kapı, yılan veya başka bir varlık, her insan için aynı şeyi ifade etmeyebilir. Bir insan için aslan korkunun ve tehlikenin, bir başkası için gücün, bir diğeri için ise doğanın sembolü olabilir. Bu nedenle rüyayı anlamanın ilk şartı, sembolden önce insanı anlamaktır.Rüyada yaşadıklarımızla ilgili olarak yalnızca uyanınca ne hissettiğimiz değil, rüyanın içinde ne hissettiğimiz de önemlidir.Rüyada gördüklerimiz hayatımızda neye karşılık geldi? Bize neyi çağrıştırdı? Hangi olayı, kişiyi, fikri veya duyguyu hatırlattı?Bu soruların cevabı bazen rüyanın kendisinden daha açıklayıcı olabilir.Çünkü insan kendisini tanıdığı ölçüde rüyalarına anlam verebilir. Yani rüya, insanın iç dünyasına açılan bir pencere olabilir.Rüyalar bazen yaşam içerisinde fark edemediğimiz duyguları önümüze getirir. Korkularımız, kaygılarımız, özlemlerimiz, beklentilerimiz ve çözemediğimiz meseleler rüyalarımızda çeşitli görüntülere dönüşebilir.Bu nedenle insan, rüyalar yoluyla kendisini daha iyi tanıyabilir.Tekrar eden bazı rüyalar, üzerinde düşünmemiz gereken bir meseleye işaret ediyor olabilir. Aynı korkunun, aynı mekânın veya aynı olayın tekrar tekrar karşımıza çıkması, bir mesaj taşıyor olabilir. Freud rüyaları mesaj taşıyan açılmamış mektuplara benzetmiştir.Rüyalarımızı yazmak da bu açıdan önemlidir. Rüyayı yazarken yalnızca onu unutmamış oluruz; aynı zamanda üzerinde yeniden düşünür, daha önce fark etmediğimiz ayrıntıları hatırlayabiliriz.Rüyadaki ben, gerçek hayattaki benle aynı mıdır?Rüyada bazen kendimizi hiç olmayacak bir davranışın içinde buluruz. Hiç söylemeyeceğimiz sözleri söyler, giymeyeceğimiz kıyafetleri giyer, korkmadığımız şeylerden korkabiliriz. Elbette bütün bunların bir anlamı olmalı.Peki rüyada yaptıklarımızdan sorumlu muyuz?Aziz Augustinus'un rüya ve irade üzerine düşünceleri bu açıdan dikkat çekicidir. İnsan uykuda, bilinçli iradesinin dışında gerçekleşen deneyimler yaşar. Bu nedenle rüyada ortaya çıkan her davranışı, uyanık hayattaki ahlaki sorumlulukla aynı şekilde değerlendirmek mümkün değildir. Augustinus, insanın rüyalarında da olsa eylemlerinde özgür olması ve kendi iradesini egemen kılması gerektiğini düşünür. Bununla birlikte Tanrı'nın insanı rüyalarında, iradesi dışında gerçekleşen davranışlardan sorumlu tutmamasını bir lütuf olarak görür ve bundan memnuniyet duyar.Belki rüyalar bize yalnızca ne yaptığımızı değil, irademizle arzu arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık olduğunu da gösterir. Rüya, insanın kendi üzerinde tam bir hâkimiyete sahip olmadığını fark ettiği şaşırtıcı alanlardan biridir.Fakat bu, rüyada yaptığımız her davranışın gerçek kişiliğimizin gizli bir itirafı olduğu anlamına gelmez. Rüyalar bize, uyanıkken fark edemediğimiz bazı yönlerimizi, duygularımızı ve çatışmalarımızı gösterebilir.Rüyayı herkes yorumlayabilir mi?Rüyalarımızı herkesle paylaşmak doğru olmayabilir.Hz. Yakup'un Hz. Yusuf'a “Rüyanı kardeşlerine anlatma” diye öğüt vermesi, İslam geleneğinde rüyanın mahremiyetine ilişkin önemli bir hatırlatmadır. Çünkü bir rüya, onu gören kişinin hayatındaki anlamından koparıldığında kolayca yanlış yorumlanabilir.Üstelik güzel bir rüya bile yanlış bir kişiye anlatıldığında kıskançlığa, kaygıya veya gereksiz beklentilere yol açabilir.Bu nedenle rüyanın kime anlatılacağı önemlidir.Bir lütfu taşıyabilmenin ilk işaretlerinden biri, sabır ve gayret kadar, onu hemen herkesle paylaşmamayı bilmektir.Nitekim Hz. Peygamber'in, “Müminin rüyası, anlatılmadığı veya yorumlanmadığı müddetçe bir kuşun ayağında durur; anlatıldığı veya yorumlandığı zaman düşer” anlamındaki hadisi de rüyanın nasıl ve kim tarafından yorumlandığının önemine işaret eder. Kuşun ayağında duran rüya, henüz bir istikamete yerleşmemiş, anlamı açıkta duran bir tecrübe gibidir. Yorumlandığında ise adeta bir yere konar; bir anlam ve yön kazanır. Bu nedenle rüyayı yorumlamak, yalnızca sembollere karşılık bulmak değil, onun hangi yöne doğru anlam kazanacağını da belirlemektir. Belki de bu yüzden rüya, ehil olmayan birinin yorumuna bırakılmayacak kadar hassas bir alandır.Hz. Yusuf'un rüyası da bize başka bir şey daha öğretir: Bir rüyanın anlamı hemen ortaya çıkmayabilir.İnsan bazen yaşadığı olayın içindeyken onun nereye doğru gittiğini göremez. Yıllar sonra geriye dönüp baktığında, geçmişte yaşadığı bazı şeylerin anlamını daha iyi kavrar.Belki rüyaların bir kısmı da böyledir.İslam geleneğinde rüyanın önemli bir yeri vardır. Bazı rüyalar dinî gelenekte salih veya sadık rüyalar olarak değerlendirilmiştir. Hz. Peygamber'in vahiy tecrübesinin başlangıcında da sadık rüyaların ayrı bir yeri vardır. Hz. Âişe'nin rivayetine göre, Allah Resûlü'nün vahiy almaya başlaması uykuda gördüğü sadık rüyalarla olmuş, gördüğü rüyalar sabah aydınlığı gibi gerçekleşmiştir. Ardından Hira'da ilk vahiy tecrübesini yaşamıştır.Yine Hz. Peygamber, “Salih rüya nübüvvetin kırk altıda biridir” buyurmuştur. Nübüvvet, hakikatin insana bildirilmesinin en yüce biçimlerinden biridir. Rüya ise her ne kadar vahiy olmasa da, insanın kendi hakikatinden bir payı görmesine vesile olabilir.Hz. İbrahim'in oğlunu kurban ettiğini gördüğü rüya da Kur'an'da anlatılan önemli rüya tecrübelerindendir.Ancak buradan hareketle her rüyayı ilahî bir mesaj olarak kabul etmek doğru değildir.Rüya ile ilgili en önemli ayrımlardan biri de budur.Bazı rüyalar insanın günlük yaşantısının, zihinsel meşguliyetlerinin, korkularının ve arzularının izlerini taşıyabilir. Bazıları ise dinî gelenekte salih veya sadık rüyalar olarak değerlendirilmiştir.Dolayısıyla rüyaya değer vermek ile gördüğümüz her rüyaya kesin bir anlam yüklemek birbirinden farklıdır.İbn-i Arabî’ye göre Hz. İbrahim, rüyasını anlamada acele etmiş, onu tabir etmek yerine tasdik etmişti. Hz. İbrahim rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmüş ve bunu olduğu gibi gerçekleştirmeye yönelmişti. Oysa rüyanın hakikati, görünen şeklinin ötesindeydi. Bu yaklaşım bize rüyayı görmek ile rüyayı anlamak arasındaki farkı hatırlatır.İbn-i Arabî, “İnsanlar yaşarken bir uykudadırlar, ancak öldüklerinde uykudan uyanmış olurlar” anlayışından hareketle insan hayatını da bir rüyaya benzetir ve “hayat rüyasının da yorumlanması gerekir” der. Yani yalnızca rüyalarımızı değil, hayatımızda yaşadığımız olayları da onların hikmetini ve bize verdiği dersi anlamaya çalışarak yorumlamamız gerekir.Bazen de sürekli birilerinin rüyasına girdiğimizi fark ederiz. Bu, o insanlarda bir etki uyandırdığımızı, onlarla güçlü bir ilişki kurduğumuzu düşündürebilir. Rüyasına girdiğimiz kişinin gönlüne de girmişiz demektir. Elbette bunu kesin bir rüya kuralı olarak değil, insan ilişkilerinin rüyalara nasıl yansıdığını düşünmek için bir işaret olarak değerlendirmek gerekir.İstihare ve rüyaİslam kültüründe rüyayla ilişkilendirilen uygulamalardan biri de istiharedir.İstihare, Allah'tan bir işin hayırlısını istemektir. İnsan karar vermekte zorlandığında Allah'a yönelir ve kendisi için hayırlı olanı nasip etmesini ister.Ancak istihareyi yalnızca “Uyuyayım, rüyamda bir işaret göreyim” şeklinde anlamak doğru değildir.İşaret mutlaka bir rüya şeklinde ortaya çıkmak zorunda değildir. İnsan uyanıkken de zihninin netleştiğini, bir konuda içinin rahatladığını veya bir seçeneğe yöneldiğini fark edebilir.Yol yalnızca rüyada gösterilmez.İnsanın hayatında akıl, tecrübe, istişare, dua ve tevekkül birlikte yer alır.İnsan zihni denizlerden daha derin, gökyüzünden daha geniştir. Bu bağlamda rüyalar bize insanın kâinata sığmayacak derinliğini anlatır. Hatta kâinatın insana sığabileceğini... Zamansız ve mekânsız olmanın nasıl bir şey olduğunu da düşündürür.Bir rüyada bir anda Kâbe'de, sonra çocukluğumuzun geçtiği evde, ardından yıllardır görmediğimiz bir insanın yanında olabiliriz. Gündelik hayatımızda bizi kuşatan zaman ve mekân sınırları rüyada bambaşka bir biçim alır. Rüyalar, ruhun varlığı ve insanın fiziksel sınırlarının ötesine uzanan derinliği üzerine düşünmemize imkân verir.Peki ya kabuslar?Rüyanın yalnızca güzel ve anlamlı tarafı yoktur.Bazen insan uykudan korkuyla uyanır. Bazen aynı kabus tekrar tekrar görülür. Bazen rüyanın etkisi uyandıktan sonra da uzun süre devam eder.Böyle durumlarda rüyayı yalnızca “kötü bir işaret” olarak görmek yerine, insanın yaşadığı sıkıntıyı anlamaya çalışmak gerekir.Korku ve kaygı içeren rüyalar, kimi zaman psikolojik sorunlarla ilişkili olabilir. Tekrarlayan ve yaşam kalitesini bozan kabuslarda gerektiğinde psikolojik veya tıbbi destek almak önemlidir.Bunun yanında insanın manevi dünyasını da ihmal etmemek gerekir.İslam geleneğinde kötü rüya karşısında Allah'a sığınmak ve onun üzerinde gereğinden fazla durmamak tavsiye edilmiştir.Halid bin Velid'in yaşadığı anlatılan kabus tecrübesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Kendisini rahatsız eden rüyalar karşısında Hz. Peygamber'e başvurmuş ve kendisine Allah'a sığınmayı içeren bir dua öğretilmiştir.Burada önemli olan, manevi desteği bilimsel desteğin karşısına koymak değil, insanın bütünlüğünü görebilmektir.İnsan bazen bir terapiste, bazen bir hekime ihtiyaç duyabilir. Bu durum son derece insani ve faydalıdır. Ancak hayatta iyi ya da kötü tecrübe ettiğimiz bütün süreçler duaya ihtiyaç duyar.Yaşar Kemal'in sözünü ettiği gibi, insan kat kattır. Soydukça, kabuğundan uzaklaştıkça daha derinlere ulaşır.Belki rüyalar da bu katmanlardan bazılarını görmemize yardım eder.Her rüyanın sırrını çözmek zorunda da değiliz. Belki de rüyalar, aradığımız cevapları doğrudan vermekten çok, bize yeni sorular sordurur ve bu sorularla bir süre yaşamamız yeterlidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI