
Aşure Günü; takvim yapraklarında kutlanan günlerden biri olarak görünse de aslında gönüllerde asırlardır yankılanan bir hikâyeyi yeniden hatırlatır. İşte Aşure Günü, böylesine müstesna, insanı içine ve geçmişine çeken zamanlardan biridir.
Muharrem ayının bereketli ikliminde kaynayan bir aşure kazanı, yalnızca buğdayın, nohudun, fasulyenin, kuru meyvelerin buluştuğu bir kap değildir. O kazan, insanlığın ortak vicdanının kaynadığı, sabrın umuda dönüştüğü, paylaşmanın berekete dönüştüğü kadim bir medeniyetin sembolüdür.
Rivayet edilir ki, dünyayı sular altında bırakan büyük tufanın ardından Nuh Peygamber ve beraberindekiler gemide kalan son erzakları bir araya getirerek ilk aşureyi pişirdiler. O gün kazanı zenginleştiren şey malzemenin çokluğu ya da azlığı değil, şükrün büyüklüğüydü. Çünkü bereket, bolluktan değil; nimetin kıymetini bilmekten doğar.
Belki de bu yüzden aşure, insanlığa verilen en sade ama en derin derslerden biridir.
İşte hayat da tıpkı aşure gibidir. Acısıyla tatlısı, sabrıyla sevinci, gözyaşıyla tebessümü aynı ömrün içinde yoğrulur. Rabbimizin takdiriyle bazen imtihan ateşinde olgunlaşır, bazen rahmet yağmuruyla serinleriz. Fakat biliriz ki, her zorluğun ardından bir kolaylık, her gecenin ardından bir sabah vardır.
Muharrem ayı aynı zamanda derin bir hüzün ayıdır.
Bu ayın onuncu günü, Peygamberimizin sevgili torunu Hazreti Hüseyin ve yol arkadaşlarının Kerbelâ Olayı'nda şehit edilmesi, asırlardır biz Müslümanların yüreğinde dinmeyen bir sızı olarak yaşamaktadır. Kerbelâ bize yalnızca bir tarihî vakayı değil; hakikatin, adaletin ve onurlu duruşun bedelini de hatırlatır. Bu sebeple Muharrem ayı hem bereketin hem de derin tefekkürün ayıdır.
İşte bu yüzden Aşure Günü, yalnızca tatlı ikram etmek değil; kalpleri yumuşatmak, kırgınlıkları onarmak ve gönülleri birbirine yaklaştırmak için de bir fırsattır.
Eskiden mahallelerde kazanlar yalnız ev halkı için kaynamazdı. Komşu hakkı gözetilir ve zengin-fakir ayrımı da yapılmazdı.Bir kâse aşure, bazen aylarca konuşmayan iki komşunun yeniden selamlaşmasına vesile olurdu. Çünkü bizim medeniyetimizde ikram, yalnızca sofraya değil; gönle yapılırdı.

Bugün ise teknolojiyle birbirimize hiç olmadığımız kadar yakınız; ama gönüllerimiz birbirinden belki de hiç olmadığı kadar uzak. Mesajlarımız çoğaldı; hâl hatırlarımız azaldı. Evlerimiz büyüdü; sofralarımız küçüldü. Kalabalıklar arttı; muhabbet eksildi.
Belki de yeniden bir aşure kazanının etrafında toplanmaya ihtiyacımız var.
Aşure aslında bize şunu öğretir; her malzeme kendi rengini korur ama aynı kazanda birleşince çok tatlı ve çok bereketli olur. Bugün bu düşünce yapısına toplum olarak çok ihtiyacımız var.
Öyleyse hadi kardeşlik hakkı için bugün aşuremizi yapalım ve tüm komşularımıza dağıtalım. Belki de bugün dağıtacağımız bir kâse aşure, toplumumuzun birlik ve kardeşliğine çok büyük katkı sağlayacak.
Muharrem'in bereketi, Aşure Günü'nün hikmeti ve paylaşmanın güzelliği; gönüllerimizi kin ve kırgınlıktan arındırsın.
Rabbimiz sofralarımıza helâl lokma, gönüllerimize huzur, hanelerimize bereket, ülkemize birlik ve beraberlik nasip eylesin.
Çünkü bazen bir milleti ayakta tutan şey; büyük sözler değil, aynı kazandan dağıtılan küçük bir kâse aşuredir.
