Hemşire ile Laborant'ın Aşkı!..

08-06-2022

Birkaç gün sonrasıydı. Yer, mutfak. Şu annesi de haklıydı canım. Böyle güveç mi olurdu?!.. Yine becerememişti işte. Hemşire da olsa et kaç paraydı. Patlıcanlar erimiş, kuşbaşılar hâlâ pişmemişti. Tam annesini arayacaktı ki, kapı çaldı. Bu saatte kim gelirdi ki?.. Sosyalleşmeye kıyısından köşesinden yeni yeni başlayan Elif’in böyle çat kapı eve gelen kız arkadaşları falan da yoktu.

Kapıyı gayri ihtiyari açtı: Karşıda bir kurye, kucağında çok güzel bir buket…"Elif VARLI? Evet, benim. Pardon, bu çiçekler?.. Şurayı imzalar mısınız?” Kurye kaşla göz arasında geçip gitti. Gözler şaşkın! Kan ter içinde... Kendi kalp çarpıntısından korktu. Elindeki buketi acemice masanın üzerine, ağır vücudunu da yatağa attı. Önce sakinleşmesi gerekiyordu. Şimdi bu da nereden çıkmıştı?

Tabi ya!... Nasıl da düşünemedi!.. Hay ahmak kafa!.. Kaç zamandır anne ve babası, bir de teyzekızları falan hayırlı olsuna geleceğiz diyorlardı. Belli ki onlardan biri sürpriz yapmış olsa gerek. Şu annesi de alem insan valla ya!.. Beni sevdiğini pek belli etmez, diyordu. Bak, nasıl da yanıldı!..

Çiçeğin üzerine bakmayı neden sonra akıl edebildi. Özenle yazılmış bir not: “En özeline, layık olmasa da!..” Zımbayla iliştirilmiş ve dışına bu not düşülmüş yazının altında pembe renkli mini bir zarf bulunuyordu. Aceleyle içini açtı. Küçük, çizgisiz bir kâğıda özenle yazılmış şu satırlarla karşılaştı: “Biliyorum, acele ettim. Sana duygularımı hemen açmamam gerekiyordu. Kaç zamandır seni gözlemliyorum. Çalışkanlığın, hanımefendiliğin, fedakârlığınla çok etkiledin beni. Bir laborant olmama rağmen, senin gibi bir insanla evlilik hayali kurdum. Sus, kızma nolur!.. Biliyorum, buna hakkım ve haddim yok. Fakat sevdim işte!.. Senden hiçbir beklenti içinde değilim. Duygularımı son kez sana açmak ve ne kadar samimi olduğumu anlatmak istedim. İmza/Nuri/Küçük Bir Laborant”

Kafedeki buluşmalarından sonra o da Nuri’yi defalarca aklından geçirmiş, çocuğun şimdiye kadar herhangi bir olumsuz yanına şahit olmamıştı. Yalnızca cesarete ihtiyacı vardı. Bir de Nuri’nin duygularını tahlile. İşte çocuk, açıkça söylüyordu. Ne kara kaşına ne kara gözüne vurulmuştu. Sevdiği, hoşlandığı onun kişiliği, karakteri, insanlığıydı. Demek ki böyle insanlar da varmış, dedi.

Uzun zamandır ilk kez böylesine sıcak, duru, seve seve döküyordu gözyaşlarını… Cömertçe ağlıyordu. Demek, Rabbi bunca zaman sonra onu da görmüş, çektiği çileler tam anlamıyla sona ermişti. Doktor, hemşire olmayı hedeflerken özel bir hayat kurmayı hayal kuşuna hiç ısmarlamamıştı bile… Hesapta olmayan bu şansı elbette kaçırmamalıydı. Bir koşu, abdest aldı. Derhal şükür namazına durdu. Namazı müteakiben uzun uzun dualar etti. Bu kadar mutluluk çok fazla Allah’ım, ben bunu hak edecek kadar iyi miyim, cümlesini bilinçsizce kaç kere kurduğunu bilmiyoruz.

Ertesi sabah, alelacele çıkmadı evden. En güzel kıyafetini giydi. Kaç zamandır iğreti bir şekilde yaptığı makyajına bu kez daha bir özendi. Saçlarına fön çekti. O artık tercih edilen, beğenilen Elif VARLI Hemşire idi. Çalışmaya başlayalı yaklaşık sekiz ay olan hastane kapısından, bu kez, yürüyüşüne, tavırlarına sahte ve acemi bir hava katmaya çalışarak giriyordu.

Mesai arkadaşları, ondaki bu edayı, tavrı şıp diye anladılar. Onu gören gözler, hemen Nuri’yi aradı. Nuri, ya henüz gelmemişti. Ya da başka bir birime uğramıştı gelirken. O günden sonra, yüzü hakikaten gülmeye başladı garip Elif’in.

Kısa sürede Nuri’yle Elif daha bir yakın oldular. Artık, Nuri, Elifi evden alıyor, mesai çıkışı birlikte yemek yiyorlar, sonrasında tekrar eve bırakıyordu. Elif’se Nuriye iyiden iyiye alışmıştı. İki aydır ayakları adeta yere basmıyordu sevinçten. Anası gelse de görseydi. Kaç kez demeye kalktı, vazgeçti: Bir annenin kızının en mutlu sırrını ilk ağızdan paylaşma, bu makama eren en özel insan olma hakkını Zuhal, çoook önceden kaybetmişti. Şimdiki mesai arkadaşları anasından daha yakın geliyordu Elif’e çoğu zaman.

Beri yanda, hastanede görevli zevatın hemen hepsi, bu durumdan oldukça hoşnuttu. Kimse, hemşire bir hanım, nasıl olur da “çiş tahlili yapan bir laborantla” flört eder, diye sormuyorlardı bile… Bu durum alışılmadık olsa bile Elif söz konusu olduğunda gayet normaldi. Kısa sürede herkesin gönlünü fethetmişti. Hayattan, geç de olsa alacağı bir mutluluk vardı. Ve işte yaşam, ona borcunu nihayet ödemeye karar vermişti.

Kısa sürede haber salındı ailelere. Nuri’nin ailesi, Yozgat Çayıralan’a bir kuş gibi uçtu. Hele Nuri’nin anası, yolda sevincinden zil takıp göbek atmadığı kaldı. Dile kolaydı. Oğulları, bir yolunu bularak yıllar sonra laborant olabilmişti. Şimdi de hemşire bir gelin alıyorlardı. Daha ne isterdi. Kocası, hanım, dur bakalım; daha kızı istemedik. Onlar da vermedi, dedikçe; sen sus bakiyim! Benim oğlumdan iyisini mi bulacaklarmış. Hem kızları ile oğlum birbirlerini sevmişler ya. Onlara da hayırlı olsun demek düşer, diyerek adamı paylıyordu.

Zuhal’in başı dumanlı, yüzü epey asıktı. Dokunsalar ağlayacak değil, öfkeden çatlayacak, gökler dolusu haykıracak kadar hırs yüküydü… Bu ne biçim kızdı: Hadi hemşire oldun, diyelim. Hemen evlenip de ne halt edeceksin! Daha doğru dürüst paranı pulunu bile görmedik. Şurda sekiz ay ancak oldu. Derdin ne? Elin oğlu hazır parayı çatır çatır yiyecek, kızını da alıp Sarıoğlan’a kazık çakacak. Bundan sonra sana ne Elifin burnunu gösterir ne de beş kuruşun ucunu!..

İçinden geçen bu sözlerin bir nicesini de kocası Necati olacak o inatçı, mendebur adama söylemiş, ondan “Kızım bilir, bu onun kararıdır.” cümlesinden başkaca bir şey duyamamıştı.

İşte şimdi, yirmi küsur yıl önce baktığı kapı aralığından bu kez damadı olacak o zırzopa bakıyordu. Kumral bir beniz, hafif açık alın. Orta bir boy. Çiğ bir surat. Aman bee!.. Kızı bunun nesini sevmişti, anlamıyordu. Kendi Necati’si bile kaç yaşına geldiği halde bunun yanında mankendi.

Uzatmayalım. Kız istendi, nişan takıldı. İki kumru sağ selamet Sarıoğlan’a yollandı. Artık düğün hazırlıklarına başlamak gerekti. Düğün demek, gelinlik demekti. Elif, kendini yıllar öncesinin o melankolik havasına tekrardan kaptırmak istemiyordu evet, bu kesindi. Fakat gel gör ki gelinliğin içinde daha zarif ve alımlı durmalıydı. Zaten sekiz aydır kullandığı ilaçları, uyguladığı diyet programı, sıklaştırdığı egzersizlerle, epey kilo vermişti. Ancak daha alması gereken uzun bir mesafe vardı.

Bir sabah acı acı çaldı telefon. Saat sabahın körüydü. Elif, güneşe dek nöbette kalmış, uyuyalı daha iki üç saat ancak olmuştu. Bu münasebetsiz kim, sözleriyle baktı telefona: Arayan Nuri’ydi. Aşkım diyordu, özür dilerim bu saatte. Nöbetten çıktığını biliyorum. Fakat, acil bir durum var, konuşmamız gerek. Ben bir saatliğine izin kopardım. Hemen gel. Kapıdayım.

Telaşlanan Elif, nasıl giyindiğini bilemedi. Eline ilk geçen kıyafeti sırtına takıp çıktı evden. Nuri, canı sıkkın ve düşünceli görünüyordu. Hayırdır aşkım, sorusuna usul usul başladı cevap: Bak aşkım, ne zamandır düğün için hazırlık yapıyorum… Biliyorsun, hiçbir şeyimizi eksik bırakmak istemiyorum ele güne karşı. Anam babam desen el avuç boş. Nişandaki şu iki bileziği bile kendi alın terimle aldım, Allah biliyor ya… Araştırdım, soruşturdum. Hem uygun, hem de tam senin zevkine göre eşyaların komple bulunduğu bir yer keşfettim. Kayseri merkezde. Adam iflas etmiş, kelepir niyetine elden çıkarıyor.

Eeee, alalım o zaman diyen Elifin sözünü keserek: Alalım aşkım almasına da, adam taksit falan yapmıyor. Bilmem şu kadar parayı peşin istiyor. Biliyorsun (?) , ben babamın önceki borçlarını ödemek için kredi hakkımı kullandım. Biliyorum bu para sende de yok. Hani diyorum ki, senin üzerine kredi çeksek. Eşyamızı peşin peşin alsak, mağazada dursa. Düğün zamanına hazır olmaz mı acaba, diye düşünmüştüm.

Elif bir anda afalladı. Bilmem ki… Şeyy… Ben şimdiye kadar… Kesti Nuri: Biliyorum, hadsizlik ettim. Madem damat benim. Ne yapıp edip ödemeliyim. Gerekirse eşek gibi çalışmalı, ek iş yapmalıyım. Özür dilerim, aşkım. Terbiyesizlik ettim…

Yok yok, dur dedi Elif. Ondan değil de… Ben işe daha yeni girdim. Bana bu kadar krediyi pat diye verirler mi ki?. Nuri hemen cevabı yetiştirdi: Tabi aşkım ya, vermez olurlar mı? Sonuçta kamuda çalışan memursun. Maaşın var, dönerin var. Hani, benim çekme şansım olsa, sana hiç demezdim ya… Valla, mutluluğumuz için mecbur kaldım.

Elif, aşk olsun Nuri dedi. Bana demeyip de kime diyeceksin.. Yuvayı dişi kuş yaparmış. İş başa düştü. Hadi gidip çekelim şu parayı. Nuri, nişanlısının elini daha bir sıkı tutarak yanağına teşekkür busesi kondururken banka yoluna düşmüşlerdi bile.

Çektikleri kredi, gerçekten de Elif için yüklü bir miktardı. Prosedürler tamamlanıp para verilince Nuri epey rahatlamış görünüyordu. Gözleri mutluluktan ışıl ışıldı. Elif ise, acemice tuttuğu bir tomar parayı ne yapacağını şaşırdı. Beni şu yükten kurtar Allah aşkına, der gibi bakınca Nuri’nin alışkın elleri yetişti imdadına. Bir anda boş bulunup parayı cebine koyan Nuri, sonra kırdığı potu fark edip, aşkım ben aceleyle aldım; fakat sende dursun istiyorsan, dedi. İtiraz eden Elif, olur mu bitanem? Nasıl olsa ödemeyi sen yapacaksın, şeklinde yanıtladı.

Para gönül rahatlığıyla Nuri’ye teslim edildi. Nuri her zamankinden daha bir sevecen, tatlı, müşfik yaklaşarak Elif’e, hadi aşkım, seni, eve bırakayım. Uykundan da ettim, dedi. Elif itiraz etse de dinlemedi Nuri. Nişanlısının uykusuz ve yorgun olmasına asla kıyamazdı. Çaresiz eve geldi Elif. Kafasında hemen hiçbir şey yok gibiydi. Hızlı bir hayat tünelinin içine girmiş gibi hissetti. Artık yaşadığı şeyleri, uzun uzadıya düşünecek, irdeleyecek zamanı ve lüksü yoktu. Yatağa girer girmez deliksiz bir uykuya daldı.

Ertesi gün, erkenden kalktı Elif. Aynadaki suret, biraz daha incelmiş gibi geldi kendine. Gibi, o kadar. Bunu kendi de biliyordu. Hayat, biraz da kendini avutma değil miydi? Nuri’si ona her haliyle evet demişti. Var mıydı ötesi?

O gün cumaydı. Elif, hızlı bir kahvaltıdan sonra hemen hazırlandı. Nuri neredeyse gelirdi. Telefonuna baktı: Nuri iki kez çağrı bırakmış bir de mesaj yollamıştı: Bitanem, bugün seni alamayacağım. Lütfen kusura bakma. Arabanın bir arızası var. Sanayideyim. Öptüm.

Elif, mesaj yazdı. Sorun değildi. Hastanede görüşürlerdi nasılsa. Toplu taşımayla geçti hastaneye. Nuri çoktan gelmişti. Hatta Elif’in masasına en sevdiği papatyalardan bırakmıştı. Hastane personeli Elif’in mutluluğuna her seferinde ortak oluyor, ne kadar şanslı olduğunu düşününce içi içine sığmıyordu.

Bir fırsat, Nuriye eşyaları ne zaman alacaklarını sordu. Nuri, en kısa zamanda yanıtını vererek nişanlısına sarıldı. Ondan aldığı güçle daha bir hevesle koştu acil gelen vakaya Elif. Enerjisi üç kat artmıştı sanki.

Nuri farklı bir ruh hali sergilemeye başlamıştı bu aralar. Günü gününü, saati saatini tutmuyordu. Kimi zaman şen şakrak oluyor, içi içine sığmıyor, kiminde dalıp gidiyor, sessizliğe gömülüyordu. Aslında Elif’le çok samimilermiş gibiydi. Fakat Elif, Nuri’nin çok da özelini bilmiyordu. Elif ise, nesi var nesi yok, o zamana kadar biriktirdiği çoğu sırrını, özelini, zaaflarını, sınav sancıları dâhil, patır patır söyleyivermişti Nuri’ye.

Derken kredinin ödeme zamanı geldi çattı. Elifin maaşından otomatik olarak kesildi ilk taksit. Bunu Nuri’ye haber verdiğinde, biliyorum tatlım. Senden kesilecek. Beni birkaç ay idare et. Düğünden sonra o yükü beraber sırtlanırız, dedi. Elif’in cevabı peki, oldu. Kızcağız eşyaları sorduğunda ise, ha onlar mı? Ben çoktan hallettim. Hani geçenlerde baktığımız oda gruplarından. Beyaz eşyalar da tam istediğin marka. Hepsi hazır duruyor. Hatta istersen bak, (telefonundan göstererek) fotoğraflarını aldım. Sen zahmet etme diye götürmedim, idi yanıt. Eşya, falan boş, bomboştu Elif için. Şu darıdünyada kendisini seven, sahiplenen, göğsüne yaslanacağı, sırtını dayayacağı, her koşulda güven duyacağı biri olsun, kâfiydi. Olsun aşkım, dedi. Sen sevdiysen gerisi mühim değil.

Son zamanlardaki tavırlarından iyiden iyiye işkillenir olmuştu Nuri’nin. Sanki ondan bir şeyler saklıyor, onu kimi zaman işten arta kalan zamanlarda uzun ve kısık telefon görüşmeleri veya elinde kâğıt kalem hesap yaparken buluyor, sorulara kaçamak cevaplar veriyordu. Düğünden söz edecek olsa Elif, bitanem. Yakında hazırlıklarımızı tamamlar tarih alırız, diyordu. Yakın, yakın değil miydi?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?