Yapay Zekâ Çağında Felsefe Bir Seçenek Değil, Zorunluluktur

Yapay Zekâ Çağında Felsefe Bir Seçenek Değil, Zorunluluktur
03-05-2026

Röportaj & Köşe Yazısı – Ferah Diba İzgi

Bilginin hiç olmadığı kadar hızlı üretildiği ve dolaşıma girdiği bir çağdayız. Özellikle yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte çocuklar ve gençler, saniyeler içinde sayısız veriye ulaşabiliyor. Ancak bu hız, beraberinde kritik bir sorunu da getiriyor: Bilginin sorgulanmadan kabul edilmesi. Tam da bu noktada felsefe, yalnızca bir disiplin değil; düşünmenin metodolojisi olarak yeniden merkezî bir konuma yerleşiyor.

Sokrates’in “Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez” sözü, bugün dijital çağın epistemik krizini neredeyse birebir tanımlar. Çünkü mesele artık bilgiye ulaşmak değil; o bilginin doğruluğunu, tutarlılığını ve anlamını değerlendirebilmektir. René Descartes’ın metodik şüphesi ya da Immanuel Kant’ın eleştirel aklı, günümüz bireyinin zihinsel donanımı açısından her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

Nitekim bu konu yalnızca yerel değil, aynı zamanda uluslararası bir bağlamda da önem kazanmaktadır. Geçtiğimiz dönemde, Türkiye’den Almanya’ya gelen Türkiye’de felsefe deyince akla ilk gelen tevazusuyla, alanda ki etkinlik ve yetkinliğiyle bilinen en iyi akademisyenlerden biri olan Prof. Dr. Abdullah Durakoğlu ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, konuya ilişkin güncel ve doğrudan bir değerlendirme imkânı sunmaktadır. Durakoğlu, dijital çağda çocukların ve gençlerin bilgiye son derece hızlı erişebildiğini; ancak bu bilginin eleştirel bir süzgeçten geçirilmeden kabul edilmesinin ciddi epistemolojik sorunlara yol açtığını özellikle ifade etmektedir.

Bu değerlendirme, felsefe okuryazarlığının yalnızca pedagojik bir tercih değil, aynı zamanda küresel ölçekte bir zorunluluk haline geldiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede yürüttüğümüz söyleşi, felsefenin temellerini ve özellikle çocuklar ile gençler için neden vazgeçilmez olduğunu bilimsel ve pedagojik bir perspektifle ele almaktadır.

Röportaj

Soru: Ferah Diba İZGİ  Abdullah Bey, felsefenin temellerinden söz ederken aslında neyi kastediyoruz?

Cevap (Durakoğlu): Felsefenin temelleri dediğimizde, insanın bilgiye (epistemoloji), varlığa (ontoloji) ve değere (etik) ilişkin sistematik düşünme çabasını kastediyoruz. Bu alanlar, bireyin dünyayı anlamlandırma biçimini belirler. Felsefe, yalnızca “ne biliyoruz?” sorusunu değil, “nasıl biliyoruz?” ve “neden böyle düşünüyoruz?” sorularını da gündeme getirir.

Soru:Ferah Diba İZGİ  Günümüzde çocuklar ve gençler için bu sorular neden daha kritik hale geldi?

Cevap: Prof Dr Abdullah Durakoğlu Çünkü artık bilgiye erişim sorunu büyük ölçüde ortadan kalktı. Ancak bu durum, bilginin doğruluğunu değerlendirme sorumluluğunu daha da önemli hale getirdi. yapay zeka sistemleri hızlı cevaplar sunar; fakat bu cevapların epistemik temellendirmesini kullanıcı yapmak zorundadır. Eğer birey eleştirel düşünme becerisine sahip değilse, bu bilgiler sorgulanmadan kabul edilir.

Soru:Ferah Diba İZGİ  Bu noktada felsefe okuryazarlığı nasıl bir rol oynuyor?

Cevap: Prof Dr Abdullah Durakoğlu Felsefe okuryazarlığı, bireyin düşünme süreçlerini bilinçli şekilde yönetebilmesidir. Bu; mantıksal tutarlılık, kavramsal analiz ve argümantasyon becerisi gerektirir. Aristoteles’in mantık anlayışı, bugün hâlâ geçerli akıl yürütmenin temelini oluşturur. Çocuklara bu beceriler kazandırıldığında, onlar yalnızca bilgi tüketmez; bilgiyi yapılandırır ve yeniden üretir.

Soru:Ferah Diba İZGİ  Eğitim sistemi açısından bu becerilerin karşılığı nedir?

Cevap: Prof Dr Abdullah Durakoğlu Felsefi düşünme becerileri gelişmiş bir öğrenci, disiplinler arası bağlantıları daha kolay kurar. Ayrıca farklı görüşlere karşı daha açık olur. John Dewey’in de belirttiği gibi, eğitim yalnızca bilgi aktarımı değil, düşünme alışkanlığı kazandırma sürecidir. Felsefe bu sürecin merkezinde yer almalıdır.

Soru:Ferah Diba İZGİ  “Felsefenin Temelleri” adlı kitabınızda nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Cevap: Prof Dr Abdullah Durakoğlu Amacım, felsefeyi soyut ve ulaşılmaz bir alan olmaktan çıkarıp anlaşılabilir kılmaktı. Ancak bunu yaparken kavramsal derinliği korumaya özen gösterdim. Okuyucunun yalnızca bilgi edinmesini değil, düşünmeye katılmasını hedefledim. Çünkü felsefe, pasif bir okuma değil, aktif bir zihinsel faaliyettir.

Soru:Ferah Diba İZGİ  Son olarak, ailelere ve eğitimcilere ne önerirsiniz?

Cevap: Prof Dr Abdullah Durakoğlu Çocuklara hazır cevaplar vermek yerine, onları soru sormaya teşvik etmek gerekir. Karl Popper’ın da vurguladığı gibi, bilgi eleştiriyle ilerler. Eğer çocuklar sorgulamayı öğrenirse, yalnızca daha iyi öğrenciler değil, daha bilinçli bireyler olurlar.

Felsefe Bir Seçenek Değil, Zorunluluktur

Bu söyleşi bize açık bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Felsefe, modern dünyada bir “lüks” değil, epistemik bir zorunluluktur. Bilginin hızla üretildiği ve çoğu zaman filtrelenmeden tüketildiği bir çağda, bireyin zihinsel özerkliğini koruyabilmesi ancak eleştirel düşünme becerileriyle mümkündür.

Çocuklar ve gençler için felsefe okuryazarlığı, yalnızca akademik başarıyı değil; aynı zamanda sağlıklı karar verme, etik duyarlılık geliştirme ve farklı perspektifleri anlama kapasitesini de belirler. Bu nedenle felsefe, eğitim sisteminin merkezinde konumlandırılması gereken temel bir disiplindir.

Ve belki de en önemlisi: Felsefe bize doğru cevapları değil, doğru soruları öğretir. Çünkü iyi sorular sorabilen bireyler, yalnızca bilgiyi değil, gerçeği ararlar.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?