Geçtiğimiz aylarda bir felsefe atölyesinde bu isimde bir resimli çocuk kitabı üzerine konuştuk. Sorular sorup yanıtlar aradık. Benim için uzun süre kafamı yoracak olan bir konunun tohumu orada atılmış oldu. Bu yazımda sizleri bizi insan yapan şeyler üzerine düşünmeye davet etmek isterim.
Bizi insan yapan birçok şey sayabiliriz. Biyolojimiz, beynimiz, kuyruksuz olmamız, iki ayak üzerinde yürüyor olmamız, duygularımızın olması, empati yapabilmemiz… gibi. Sizinle yan yana sohbet ediyor olsak, eminim sayacak daha pek çok şey çıkardı. Mesela diğer canlılarda olmayan bize özgü özelliklerimizi sıralardık. Peki diğer canlılarda olmadığından emin olabiliyor muyuz? Mesela duyguları yok mudur hayvanların? Üzülmez mi, korkmaz mı, heyecanlanmaz mı hayvanlar? Ben bir kedi ile beraber yaşıyorum ve birçok duygusuna şahidim. Hatta sıklıkla empati yaptığını da görüyorum. Ne dersiniz? Neler var sadece biz insanlara özgü olan?
Felsefe atölyesindeki çocuk kitabı bizi insan yapanın dil olduğunu anlatıyor. Evet, bizi diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliğimiz konuşmamız. Peki ya biz insanlar dili hiç icat etmemiş olsaydık bugün ne olurdu? Bunu hayal edebilir miyiz? Az önce yan yana olsak demiştim, peki ya o an hiç konuşmasak nasıl anlaşırdık? Ya da eğitimlerde kullanılan dili, okuduğumuz kitapları, şakalaşmalarımızı, tiyatroyu, edebiyatı. Hiçbiri olmazdı dili icat etmemiş olsaydık. Peki bunun yerini ne alırdı acaba? Ben sezgilerimizin dil ile kurduğumuz iletişimin yerini alacak kadar güçlü bir aday olduğunu düşünüyorum. Hatta dilin icadı ile sezgilerimizi kullanmayı azalttığımızı, giderek de köreldiğini ekleyebilirim. Şimdi yapay zekanın bazı düşünme becerilerimizi körelttiğini söyledikleri gibi bir etki. Evrim tersine döndürülemez, hep ileri doğrudur evrimin yönü. Bu sebeple dil icat edilmeseydi neler olurdu bilemeyeceğiz ama bu iyi bir bilim kurgu senaryosu olabilirdi.
Sezgilerimizin yanında bedenimiz de çok güçlü bir iletişim aracı. Bu ikisi de dilin gölgesinde kalmasaydı, daha çok kullanmamız mümkün olsaydı bugün dilin bizi ayrı düşürdüğü pek çok olay yaşanmamış olabilirdi. Farklı dili konuşan iki insanın basit ve gündelik olaylarda bir şekilde anlaşabilmelerini sağlayan beden dili ve sezgilerimiz. Üstelik bu ikisini düşündüğümüzden daha çok kullanıyoruz. Mesela üzgün görünen bir arkadaşımızın “İyiyim,” demesinde dilin inandırıcılığını kaybettiği bir yer oluyor. İş hayatı, sıklıkla düşüncelerin kelimelerle gizlendiği alanlar. Size söylenen yalanları sezebiliyor musunuz? Dil sanki sezgilerimizle fark edeceklerimizi örtmek için kullandığımız bir araç gibi olabiliyor. Üstelik bu şekilde iletişim kurmaya devam ettikçe sezgilerimize güvenimiz de sarsılıyor.
Dil sadece iletişim aracı olarak yok hayatımızda. Düşüncelerimizin ham maddesi de kelimeler. Eğer dil icat edilmese düşüncelerimiz nasıl olurdu hayal bile edemiyorum. Düşünmek, dilin icadı ile gelişmiştir belki de. An’da kalma egzersizlerini bilirsiniz. Dikkati düşüncelerden alıp duyumlara vererek kişileri rahatlatan egzersizler bunlar. Demek ki düşünceler rahatsız ediyor bizi. Yoruluyor beynimiz tüm gün düşünce üretmekten. Mola vermek hem sağlığa hem huzura katkı sağlıyor. Kelimelerden biraz olsun uzaklaşıp sessizliği tatmak, dilin icat edilmediği dönemlere götürüyor bizi.
Ben hala insanların göz göze bakarak dil üzerinden kurduklarına kıyasla daha derin, anlamlı ve dürüst bir iletişim kurabileceklerini düşünüyorum. Hatta aynada kendi gözlerimize bakmanın bile etkisi çok derin. Bu yazıyı bitirdikten sonra bunu 3 dakika aynada gözlerinize bakarak denemenizi öneririm. İşte o an bizi insan yapan şeyi görmek mümkün.
