?>

Mavi- Blaue Vals

Halil GÜLEL

4 saat önce

Bu çalışma, 2018 yılında yapılmış 40x50 cm boyutundaki Mavi – Blaue Vals adlı yağlı boya eserin sanat tarihi, kültür, psikoloji ve sosyoloji bağlamıyla yorumlanmasını amaçladım.

Bu çalışmamda renklerin sembolik değerleri, kültürlerarası sanat anlayışı, psikanalisttik yorumlar ve toplumsal bağlamdaki yansımaları ele aldım. Sonuçta eserin yalnızca estetik değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel bir bütünlük sunduğu ortaya koymaya gayret ettim.

Sanat tarihinde renklerin ve biçimlerin dansı, çoğu zaman izleyiciyi kelimelerin ötesine taşıyan, sezgisel ve duygusal bir deneyimi ortaya çıkarır.

2018 tarihli, 40x50 cm boyutundaki bu yağlıboya eserim, “Mavi – Blaue Vals”, yalnızca bir resim değil; renklerin, ritmin ve bilinçaltının derin katmanlarından yükselen bir görsel vals niteliğindedir.

Resmin soyut biçimlenişi, izleyeni hem kültürel hem psikolojik hem de sosyolojik bir okuma yapmaya davet eder. Doğa ve soyutun buluştuğu an: Renk, form ve hareketin estetik uyumudur.

Bu bağlamda bu eser, soyut ve doğacı (organik) sanat anlayışının kesiştiği bir noktada bulunur. Resimde görülen formlar, izleyiciyi hem doğal hem de fantastik bir dünyaya çekerek çok katmanlı bir görsel deneyim sunar.

Soyut sanat, biçim ve nesneden çok renk, ritim ve duygu üzerine kurulur. Bu tür eserler, izleyiciyi doğrudan bilinçaltına hitap eden bir sezgisel deneyime davet eder. “Mavi – Blaue Vals”, bu bağlamda ele alındığında hem estetik hem de kültürel olarak çok katmanlı bir dünyaya götürür.

Soyut sanat eserleri, belirli bir anlatıyı zorunlu kılmadan izleyiciyi özgür bir düşünsel ve duygusal yolculuğa çıkarmayı amaçlar. Bu bağlamda, incelenen eser, farklı perspektiflerden ele alınabilecek bir anlam çeşitliliğine sahiptir:

Doğa temalı bir yorum: Renkler ve formlar, doğadaki organik süreçleri, suyun hareketini, çiçeklerin açılışını veya enerjinin akışını temsil ediyor olabilir.

Sanat, insanoğlunun doğayla, kendisiyle ve bilinçaltındaki imgelerle kurduğu en güçlü iletişim biçimlerinden ve bağlarından biridir. Görsel sanatlar, özellikle de yağlı boya gibi klasik resim teknikleri tablolarda, sanatçının iç dünyasını, doğa ile kurduğu bağı ve sanatsal vizyonunu yansıtan önemli bir araç olarak kabul edilir; renkler, formlar ve dokular aracılığıyla somutlaştırır.

Bu makale, bir sanatçı olarak renk, form ve kompozisyon anlayışımı temel ele alıp, yağlı boya eseri renk kullanımı, organik form anlayışı, fırça tekniği ve sanatsal yorumlama bağlamında detaylı bir şekilde incelemeyi amaçladım.

Eser, akışkan ve organik formlarıyla, doğanın iç dinamiklerini çağrıştırıp, canlı renk paleti ile içsel bir yolculuğa da kapı aralıyor. Mavi, kırmızı, pembe, beyaz ve turuncu tonlarının dengeli bir kompozisyon içinde kullanılması, resmin içindeki duygu geçişlerini güçlendirir. Aynı zamanda, renklerin oluşturduğu biçimler, doğadan ilham alan bir anlatıyı soyut bir biçimde yorumluyor.

Mavi, Batı sanatında gökyüzü ve denizle ilişkilendirilirken; Doğu kültürlerinde huzurun, maneviyatın ve sonsuzluğun simgesidir.

Burada mavi, yalnızca bir arka plan değil, figüratif olmayan bir gövde gibi resmin ana taşıyıcısıdır. Aynı zaman da Türk sanatında (minyatür, mimari çini, seramik ve kumaş dokumada) Kandinsky’ye göre renklerin kendine ait bir içsel sesi vardır ve mavi “ruhu göğe doğru çekme” özelliğiyle tanımlanır.

Bu bağlamda eserdeki mavi tonlar, dingin bir arka plan oluştururken, kırmızı ve pembe tonlar bir içsel patlama, bir valsin ritmik dönüşü gibi yorumlanabilir.

Ön planda yükselen kırmızı ve pembe kıvrımlar, neredeyse bir çiçeğin açılışını veya insan ruhunun içsel bir patlamasını anımsatır.

Renk geçişleri, fırça darbelerinin akışkanlığı ile birleşerek bir vals ritmi meydana getirir; sanki resmin içinde görünmez bir müzik, renklerin hareketini yönetmektedir. Bu durum, Kandinsky’nin “renklerin kendi içsel sesleri vardır” düşüncesini çağrıştırır.

Renklerin duygusal etkisi ve kompozisyonun dinamizmi bu eserde, renk kullanımı güçlü bir anlatım aracı olarak öne çıkıyor. Mavinin hâkimiyeti, kompozisyonun arka planında ve üst bölgesinde belirgin bir şekilde hissediliyor.

Mavi tonlar, hem gökyüzünü hem de suyu çağrıştırarak izleyiciye dinginlik ve huzur hissi veriyor. Ancak eserin alt kısmında kırmızı, pembe ve turuncu tonlarının canlı bir şekilde kullanılması, bu dinginliğe karşıt bir dinamizm ortaya çıkarıyor.

Mavi tonları: Derinliği, sonsuzluğu ve huzuru temsil ederken, eserin genel atmosferine mistik bir hava katıyor. Aynı zamanda arka planda görülen dalgalı formlar, suyun yüzeyini ya da rüzgarın hareketini anımsatıyor.

Kırmızı ve pembe tonları: Tutku, dönüşüm ve enerjiyi simgeliyor. Resmin alt bölgesinde yoğunlaşan bu renkler, bir çarpışma ya da birleşme anını vurguluyor.

Beyaz ve sarı dokunuşlar: Kompozisyonun merkezinde yer alan bu açık tonlar, ışık etkisi meydana getirip bir aydınlanma hissi sunuyor. Özellikle mavi ve kırmızı arasındaki geçişlerde kullanılması, renkler arasındaki kontrastı (zıtlaşmayı)  yumuşatarak görsel akıcılığı destekliyor.

Resmin renk dağılımı, zıtlık ve uyumun bir arada nasıl kullanılabileceğini gösteren güçlü bir örnek oluşturuyor. Sıcak ve soğuk renklerin dengeli kullanımı, hem dinamik hem de sakin bir atmosfer meydana getiriyor.

Bu eserimde renklerin dinamik uyumu, görsel anlatının temel yapı taşı olarak öne çıkmaktadır. Renklerin birbirleriyle kurduğu ilişki, eserin ruh halini belirlerken, izleyiciye duygusal bir yolculuk sunmaktadır.

Eserin arka planında ve üst kısmında belirgin şekilde yer alan mavi tonları, dinginlik, sonsuzluk ve mistik bir atmosfer etkisi yaparken; gökyüzünü, okyanusu ve doğanın sınırsız genişliğini simgeleyip, izleyicinin esere bakarken huzur ve derinlik hissetmesine neden olur.

Bir sanatçı olarak renkleri keskin sınırlar yerine yumuşak geçişlerle birleştirmek, eserin hareketli ve organik yapısını güçlendiriyor. Özellikle sıcak ve soğuk renklerin iç içe geçtiği noktalar, gözün kompozisyonu bütün olarak algılamasını sağlarken; soyut anlatımı da kuvvetlendiriyor.

Sanatçı olarak fırça kullanma tekniğim, eserin yüzeyine derinlik ve hareket hissi kazandırır. Fırça darbelerinin yönü ve boya katmanlarının dağılımı, eserin dinamik bir anlatım taşımasını sağladı.

Yumuşak ve katmanlı geçişler kullanılması, renklerin birbirine akmasını sağlayarak organik bir yapı oluşturmuştur. Bu teknik, renklerin doğal bir şekilde birbirine karışmasını ve eserin iç dinamiklerini güçlendirmesini sağlamaktadır.

Keskin fırça darbeleri, kompozisyonun bazı bölümlerinde belirgin vurgular oluşturarak izleyicinin gözünü belli noktalara yönlendirdim.

Üst üste uygulanan renk katmanları, hem ışık oyunları hem de görsel derinlik meydana getirdim.

Özellikle renklerin ve formların yukarı doğru akışı, eserdeki hareket algısını güçlendirir. Bu durum, resmin durağan bir görüntüden çok, sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu hissettiriyor. Organik ve soyut formların birleşimi, doğa ve sanat arasındaki estetik uyumu gözler önüne sermektedir.

Kontrast (zıt) ve keskin vurgular bazı bölümlerde görülen keskin fırça darbeleri, belirli odak noktalarının öne çıkmasını sağlarken, kompozisyonun dikkat çekici bölümlerine yönlendirme yapmaktadır. Özellikle beyaz ve açık tonlardaki fırça hareketleri, ışık kaynağı ve enerjinin hareketini simgeleyen bir etki yaratmaktadır.

Organik formlar ve doğanın yansımaları bir ressamın tercih ettiği biçimleri, doğadan ilham alan soyut bir anlatım sergiliyor. İlk bakışta, resimde bir çiçek, dalga ya da kuş figürü gibi tanımlanabilir organik formlar görülebiliyor. Ancak, figürlerin net olmaması, izleyiciye özgür bir yorum alanı sunuyor.

Üst bölgede yer alan dalgalı mavi formlar, devasa yaprakları veya suyun yüzeyinde dalgalanan şekilleri çağrıştırıyor.

Alt bölgede yer alan kırmızı, pembe ve beyaz dokular, bir çiçeğin açılış anını, bir balığın kuyruğunu ya da suya düşen bir nesnenin yarattığı etkiyi anımsatıyor.

Tablonun ortasında yer alan ve yukarı doğru uzanan keskin beyaz çizgi, bir enerji akışı veya ışık kaynağı gibi görünüyor.

Bu formların doğadan ilham aldığı ancak birebir kopyalanmadığı gözlemlenebilir. Sanatçının kullandığı akışkan ve yumuşak geçişler, form ve içerik arasındaki bağı kuvvetlendirir.

Eserin başlığında yer alan “Vals”, Batı Avrupa’nın kültürel bir dans biçimini işaret eder ve Avrupa’nın aristokratik salon kültürünün simgesidir. “Blaue Vals” ismindeki Almanca başlık, eserin kültürlerarası bir bağlamda doğduğunu gösterir.

Kültürel perspektif olarak: Doğu ile Batı’nın buluşması anlamında resimdeki renklerin coşkulu ve özgür kıvrımları, Doğu’nun duygusal ve sezgisel estetiğini taşır.

Burada sanatçı, iki kültürün birleşiminden doğan bir melez estetik üretmektedir: Batı’nın ritüelleşmiş dansı, Doğu’nun renkçi ve ruhsal yorumuyla yeniden doğar.

Almanca “Blaue” sözcüğü, Avrupa modernizmi ile bağ kurarken; mavi rengin Türk - İslam sanatındaki merkezi rolü Doğu kültürüne gönderme yapar. Özellikle Selçuklular ve diğer Türkistan’da kurulan Türk devletlerinde cami, türbe, saray, minare ve benzeri yapılardaki mavi ve yeşil karışımı “türkis, turkuaz, cam göbeği, firuze” adlarıyla söylenen adeta gökyüzüne renklerini sanat eserlerinde kullanmışlardır.  Bu durum, kültürlerarası etkileşim bağlamında bir “melez estetik” meydana getirir.

Aynı zamanda mavi rengin Osmanlı çinilerinden, Anadolu halılarından ve Orta Asya Türk sanatından bildiğimiz derinliği, eserin kültürel kökenine işaret eder. Kırmızının ateşli tutkusu ile mavinin serin dinginliği, kültürler arasında bir köprü kurar. İsfahan’daki Cuma Mesciti, Semerkant’taki Timur’un türbesi, Hive’deki minare ve dini eserler, Buhara’da Medrese ve dini külliyeler, Konya’daki Karatay Cami gibi eserler Türk Mavisi denen Turkuaz ve türkis rengine birer örnektir.

Psikolojik perspektif olarak: Bilinçaltının dalgaları bu tabloda formlar, herhangi bir somut nesneyi taklit etmez; daha çok bilinçaltının soyut imgeleri gibidir. Mavi alanlar bilinçaltının enginliği, kırmızı - pembe formlar ise duyguların ani patlamaları şeklindedir.

Psikanalitik açıdan bakıldığında, bu kompozisyon mavi alanlar bilinçaltının derinliklerini, kırmızı ise arzunun ve yaşam enerjisinin sembolüdür ve bir içsel çatışmanın ve barış arzusunun yansımasıdır: Mavi, güvenlik ve huzuru temsil ederken, kırmızı arzuyu, tutkuyu ve yaşam enerjisini temsil eder.

Jung’a göre sanatçı, kolektif bilinçdışını imgeler yoluyla dışavurur. Buradaki soyut kıvrımlar, ruhun çatışma ve uyum arayışını görsel bir dile dönüştürmektedir.

Ayrıca, resimdeki yukarıya yönelen hareket, Jung’un “bireyleşme süreci” dediği ruhsal olgunlaşmaya işaret eder. İnsan, içsel karanlığın dalgalarından yükselerek kendi benliğinin özgün dansına ulaşır.

Sosyolojik açıdan birliktelik ve çatışma sanat eseri için toplumsal bağlamdan bağımsız değildir.

Mavi ile kırmızı arasındaki karşıtlık, toplum içindeki farklılıkların simgesel bir ifadesi olduğu gibi dinginlik ile tutku, soğuk ile sıcak” toplum içindeki farklılıkların bir arada olmasını simgeler.

“Vals” metaforu ise yalnızca bireysel değil, toplumsal bir dansı da çağrıştırır. Böylece bireylerin uyumlu bir şekilde birlikte hareket etmesini gerektirir; bu durum toplumsal yaşamın ideal modeline benzetilebilir ve bireylerin uyum içinde hareket etmesiyle anlam bulur.

Ancak resimdeki keskin renk geçişleri, modern toplumların kimlik çatışmalarına da göndermede bulunurken; bu uyumun kırılganlığını da gözler önüne serer. Sosyolojik açıdan bu tablo, modern toplumların kültürel çeşitlilik, kimlik çatışmaları ve uyum arayışları üzerine görsel bir yorum olarak okunabilir.

Sanatsal yorum ve anlam arayışı soyut sanat eserleri, belirli bir anlatı sunmaktan çok, izleyicinin duygu ve düşüncelerini harekete geçiren bir araç olarak işlev görür. Bu eser de izleyicinin kendi iç dünyasında farklı anlamlar keşfetmesine olanak tanıyor. Bu bağlamda, incelenen eser, farklı perspektiflerden ele alınabilecek bir anlam çeşitliliğine sahiptir:

Enerji ve dönüşüm metaforu: Mavinin dinginliği ile kırmızının patlayıcı gücü arasındaki gerilim, bir değişim veya dönüşüm sürecini simgeliyor olabilir.

Bu çeşitlilik, eserin izleyiciyle doğrudan ve kişisel bir bağ kurmasına olanak tanıyor. Eser, her bakan göz için farklı bir anlam taşıyabilecek kadar özgür bir anlatıma sahip.

Bu yağlı boya eser, renklerin gücünü, soyut sanatın özgürleştirici etkisini ve doğa ile sanat arasındaki bağı başarılı bir şekilde bir araya getiren etkileyici bir sanat örneğidir.

Mavi – Blaue Vals, yalnızca bir resim değil, kültürlerarası, psikolojik ve sosyolojik bir düşünsel alan açan sanatsal bir deneyimdir.

Sanat, kültür, psikoloji ve sosyoloji bağlamlarında ele alındığında bu eser, renklerin diliyle yazılmış bir şiir, karşıtlığı ve uyumu, bireysel bilinçdışından toplumsal yaşamın karmaşasına kadar geniş bir yelpazede çok katmanlı anlam üretmektedir.

Bu eserimizi izleyen ve onun iç dünyasına girip bizim göremediğimiz müzikal sırları Robert Schumann Müzik Hoch Schule’de müzik eğitimini özellikle piyano üzerinde başarılı bir şekilde tamamlayan Nihan ULUTAN hanım bana da haber vermeden gizlice çözmüştü.

Nihan hanım ile birkaç kez buluşup sanat üzerine sohbet ettik. Değişik sanat etkinliklerinde de görüşüp sanatlarımız hakkında bilgi ve fikir alışverişinde bulunduk. Nihan hanım hanımcık sevimli kıvrım kıvrım saçları ile piyanonun başına geçtiği zaman adeta dünyayı unutup, zarif parmaklarıyla tuşlara dokundukça sihirli ezgileri ile bizleri başka alemlere görüyor, sanki bizleri büyülüyordu.

Yine birgün beni evimde ziyaret etti. Sanki çantasında taşıdığı paha biçilmez kağıtları çıkarıp elime uzattı. Bunlar üzerine bestelenmiş bir şarkının notalarının bulunduğu kâğıtlardı.

Daha sonrada bizzat kendisi bu bestelemiş olduğu piyanoda çalarken çektiği videodan bize dinletti. Sözler adeta sevinçten dolayı boğazımdan ağzıma gelemiyordu, beni mutlu eden bu sürpriz olaydan dolayı bu olağanüstü yetenekli ve çalışkan bestekarımıza nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim.

Eser, “görsel bir müzik” ya da “renklerle yazılmış bir şiir” olarak tanımlanabilir. Bu nedenle tabloyu izlemek, bir vals dinlemek gibidir: Renkler sahneye çıkar, biri geri çekilirken diğeri öne gelir, sonunda ise hepsi aynı melodide birleşir. Bu birleşim, insan ruhunun derinliklerinden toplumsal hayatın karmaşasına kadar geniş bir yelpazede, sanatın evrensel gücünü yeniden hatırlatır.

Vals, özellikle TUNA DALGALARI ile KAİSER VALSİ beni çok etkiler: Rahmetli dedem, askeri bandoda trompet çalan bir sorumlu çavuş olarak; Yemen’de antlaşma ile teslim olduklarında, Osmanlı esir askeri, Mısır’daki İngiliz Esir Toplama Kampına (Seydi Beşir) getirilmiş. Bu kampta işkence ve eziyetler yapıldığı gibi bazı zamanda, İngilizlerin tertip ettiği dans ve spor yarışmaları yapılırmış.

Bu toplama kampındaki İngilizleri eğlendirmek için bir dans yarışması yapılır. Denizli Çivril ilçesinin Tokça köyünden olan esir bir arkadaşıyla Tuna Dalgaları ve Kaiser Valsini dedem ile beraber oynarlar ve birincilik alırlar. O günü aslında hiç unutamazlar ama memlekette de kimseye söylemezler. Çünkü o oyunları bilen de yoktur.

Neredeyse aradan yarım asır geçmişti Tokça Köyünde öğretmenlik yapan akrabam Enver abinin çalgılı düğünü vardı. İki eski asker olarak dedem ve köyümüze gelen o yaşlı adam yan yana oturuyorlardı. Bir ara o yaşlı adam, dedeme;

“Hüseyin Çavuş, Mısır’da o esaret kampında birincilik aldığımız gibi bir vals oynayalım” dedi. Dedem, ona eğildi:

“Ali çavuş, benim de içim gidiyor ama ben, hacca gidip geldim. Şimdi oynarsam beni ayıplarlar” diye cevap verdi.

Daha önceki yıllarda (hacca gitmeden önce) sandalye ile oynadığını bizzat gördüm. Meğer, dedem Kaiser valsini oynuyormuş. O zamanlar kadın erkek yan yana vals yapması veya oynaması mümkün değildi... Valsın “Dame - bayan” yerine sembolik olarak sandalye kullanıyormuş.

Avrupa’ya gelince vals yapanları gördüm. Sandalye ile dedemin oynarken yaptığı figürlerden kanımca Mavi Tuna Dalgaları ile Kaiser valsinin figürlerini yaptığına kanaat getirdim.

Bu eser, görsel bir kompozisyon olmanın ötesinde, izleyicinin duygusal ve zihinsel bir yolculuğa çıkmasına olanak tanıyor. Sanatın evrenselliğini ve doğanın soyut yorumlarını bir araya getiren bu tablo, her bakanın kendi hikayesini yazabileceği bir görsel şiir olarak değerlendirilebilir.

Sanatın evrenselliğini ve doğanın soyut yorumlarını bir araya getiren bu tablo, her bakanın kendi hikayesini yazabileceği bir görsel şiir olarak değerlendirilebilir.

Halil GÜLEL

Düsseldorf 2024

(Renkli Dünyam)

 

Kaynakça:

Kandinsky, W. (1912/2004). Sanatta Ruhsallık Üzerine (Çev. Y. Erten). İstanbul: Metis Yayınları.

Necipoğlu, G. (1995). The Topkapı Scroll – Geometry and Ornament in Islamic Architecture. Santa Monica: Getty Center for the History of Art and the Humanities.

Jung, C. G. (1966). The Spirit in Man, Art and Literature. Princeton University Press.

Bauman, Z. (2000). Liquid Modernity. Cambridge: Polity Press.

YAZARIN DİĞER YAZILARI