Kalmak bazen gitmekten daha zor. Düzenin var ama bir o kadar da “düzensiz”. Medcezir! Göçün, hazin kanına bulanmış Türkçem; mezar taşı yerinden oynatılmış… Bengü olan kırılsa da yok olmaz, topraktan fışkıracak Asım’ın nesli unutma!
Balkanlar’da Türkçe yazmak, kalemi eline alıp “edebiyat yapayım” demek değildir çoğu zaman. Bu topraklarda yazmak, varlığını kayda geçirmek, hafızayı diri tutmak ve sessizliğe teslim olmamaktır. Osmanlının çekilmesinden sonra Kuzey Makedonya’da Türkçe, gündelik konuşmanın ötesine geçti; kimliğin, aidiyetin ve kalma iradesinin dili hâline geldi.
Siyasi sınırlar değişti, rejimler geldi geçti, imkânlar daraldı. Ama Türkçenin yükü hafiflemedi. Aksine ağırlaştı. Çünkü artık konuşulmakla yetinmeyen, korunması ve aktarılması gereken bir emanet söz konusuydu. Yazmak, bu yüzden bir estetik tercih değil; tarihsel bir sorumluluktu.
Kuzey Makedonya Türk edebiyatının ilk güçlü kalemlerinin büyük kısmının öğretmenlerden çıkması tesadüf değildir. Öğretmenlik, burada sadece ders anlatmak değildi; dili, kültürü ve belleği ayakta tutmaktı. Yazılan şiirler, hikâyeler ve denemeler önce çocuklara, sonra gençlere, en sonunda da bütün bir topluma seslendi: “Buradayız; Türkçe yek vücut var olacağız!”
Necati Zekeriya’nın şiirlerinde bu bilinç hemen hissedilir. Çocuklara hitap eden yalın dizelerin arkasında, göçlerle sarsılmış bir Balkan coğrafyasının derin hüznü vardır. Onun şiiri yalnızca çocuk edebiyatı değildir; aynı zamanda Balkan Türklerinin ortak hafızasıdır. Sessizdir ama güçlüdür, sade ama sarsıcıdır. Bu yüzden de kalıcıdır. Struga Şiir Akşamları’ndan Yugoslavya’nın farklı kültürel sahnelerine kadar Türkçenin sesi olmuştur. Üsküp’te heykelinin dikilecek olması, bir sanatçının değil; bir hafızanın onurlandırılmasıdır.
Şükrü Ramo’nun toplumcu tavrı, İlhami Emin’in modern şiirle kurduğu köprü, Süreyya Yusuf’un kültürel süreklilik hassasiyeti… Fahri Kaya, Fahri Ali, Avni Engüllü, Sabit Yusuf… Hepsi Türkçeyi Balkanlar’da ayakta tutan görünmez bir nöbetin parçasıdır. Büyük laflarla değil; ısrarla, sabırla ve çoğu zaman yalnız kalarak.
Bu edebî iklimin en önemli taşıyıcılarından biri de Birlik gazetesi olmuştur. Birlik, sadece bir gazete değildi; aynı zamanda bir okul, bir edebiyat atölyesi, bir hafıza arşiviydi. Latin harfleriyle Türkçe yayın yapmak, o yıllarda başlı başına bir kazanımdı. Birlik’in etrafında Sevinç, Sesler gibi dergiler oluştu; nesiller yetişti. Gazete sayfaları, Balkan Türklerinin yazılı hafızasına dönüştü.
Bugün Kuzey Makedonya Türk edebiyatı hâlâ yaşıyor. Yeni Balkan gazetesi, Kardelen ve Bahçe gibi çocuk dergileri bu mirası taşımaya devam ediyor. Genç kalemler var, üretim var, imkân var. Ancak hâlâ eksik olan şey, bu edebiyatın yeterince görülmesi ve ciddiyetle ele alınmasıdır.
Çünkü bu metinler sadece bir azınlığın edebiyatı değildir. Balkanlar’ın çok katmanlı tarihini, göçlerini, suskunluklarını ve direncini anlamak isteyen herkes için önemli bir anahtardır. Bu edebiyat, yerel olanla yetinmeden insanlığın ortak dertlerine de söz söyleyebilecek bir potansiyele sahiptir.
Bugün bize düşen, bu birikimi romantik bir nostaljiyle anmak değil; okumak, tartışmak ve çoğaltmaktır. Çünkü bir dil, yalnızca konuşulduğu için değil; yazıldığı, okunduğu ve hatırlandığı sürece yaşar.
(FATİH SULTAN MEHMED KÖPRÜSÜ- ÜSKÜP)