Kültür & Sanat

Let Them Know She Is Here: Searching for the Queen of Mleiha

Kitap Değerlendirmesi

Let Them Know She Is Here: Searching for the Queen of Mleiha
07-07-2026 12:11
07-07-2026 12:47
Google News

Yazar: Bodour Al Qasimi

(Kalimat Group, 2025)


Let Them Know She Is Here, kolayca sınıflandırılmayı reddeden; iddialı, etkileyici ve türler arası sınırları aşan bir eserdir. Ne geleneksel bir hatırat ne klasik bir arkeolojik anlatı ne de yalnızca edebî bir tefekkür metnidir. Kitap; kişisel deneyimi, kutsal coğrafyayı, arkeolojiyi, tasavvuf metafiziğini ve kadın hafızasının yeniden görünür kılınmasını bir araya getirerek, atalara ilişkin hafızanın mit poetik bir yolculuğunu sunmaktadır. Tarih ile vizyonun, toprak ile soyun, rüya ile belgelemenin kesişim noktasında duran eser, okuyucuya yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda bir çağrı ve davet niteliği taşıyan bir metin sunmaktadır.

 

Kitabın merkezinde cesur bir epistemolojik iddia yer almaktadır: Hafıza yalnızca arşivlerde veya yazılı metinlerde bulunmaz; aynı zamanda toprağa, bedene, rüyalara ve ataların varlığına da işlemiştir. Yazar kendisini yalnızca bir hikâye anlatıcısı olarak değil; dağları, mezarları, ağaçları, rüzgârları ve zamanın ötesinden konuşan sesleri dinleyen biri olarak konumlandırmaktadır. Bu yaklaşım, tarih ve kültürel mirasa ilişkin hâkim pozitivist anlayışlara meydan okumakta; okuyucuyu, klasik İslam düşüncesi, yerli bilgi gelenekleri ve hafıza ile mekâna ilişkin çağdaş yeniden değerlendirmelerle uyumlu, daha geniş bir bilgi anlayışına davet etmektedir.

 

Yapı, Anlatım Dili ve Tür

 

Yapısal açıdan kitap doğrusal bir ilerleyiş yerine sarmal bir hareket izlemektedir. Bölümler; dağlara yapılan fiziksel tırmanışlar, arkeolojik alanlarla karşılaşmalar, ritüel duraklamalar, rüyalar ve beklenmedik keşifler aracılığıyla gelişmektedir. Bu sarmal yapı, kitabın temel temasını yansıtır: Hatırlama, tekrar değil; yeniden dönüş anlamına gelir. Metnin dili şiirsel, büyüleyici ve bilinçli biçimde ağır ilerleyen bir üsluba sahiptir. Böylece atmosfer, semboller ve düşünsel derinlik olay örgüsünün önüne geçmektedir.

 

Anlatıcı sesi belirgin biçimde kişiseldir; ancak sürekli olarak otobiyografik sınırların ötesine uzanmaktadır. Yazarın Kilimanjaro Dağı’na tırmanması, Kalba dağlarında yürüyüş yapması, kayıt altına alınmamış bir mezarla karşılaşması, arkeologlar ve doğa araştırmacılarıyla gerçekleştirdiği görüşmeler anlatının omurgasını oluştururken, bu deneyimler tarih, mit ve atalara ait hafızanın daha derin katmanlarına açılan eşik deneyimleri olarak sunulmaktadır. Burada “benlik” varılacak son nokta değil, yolculuğu mümkün kılan bir araçtır.

 

Bu yaklaşım, eseri bireysel yolculuğun kolektif hafızanın anlaşılmasına imkân sağlayan bir mercek hâline geldiği kutsal otobiyografik yazım geleneği içine yerleştirmektedir. Metin, farklı yönleriyle tasavvufî seyahat anlatılarından vizyoner edebiyata, modern mitik kurgu dışıeserlerden kadın merkezli ruhani tarih yazımına kadar uzanan çeşitli gelenekleri hatırlatmaktadır.

Hafıza, Rüya ve Hayal Âlemi

 

Kitabın entelektüel açıdan en dikkat çekici yönlerinden biri, rüya ve vizyonları meşru bilgi kaynakları olarak açık biçimde ele almasıdır. Yazar, rüyaları yalnızca bir metafor ya da psikolojik bir kalıntı olarak değerlendirmek yerine, onları Ibn Arabi tarafından temellendirilen ve sonraki sûfî düşünürler tarafından geliştirilen İslami ʿālam al-mithāl (misâl âlemi) kavramı çerçevesine yerleştirmektedir. Bu anlayışta rüyalar bir yanılsama değil; madde ile ruh arasındaki berzah alanında gerçekleşen ontolojik bakımdan gerçek açığa çıkışlar olarak kabul edilmektedir.

 

Yazar, vizyon niteliğindeki deneyimlerini bu geleneğe dayandırırken, aynı zamanda Al-Ghazali’nin keşf (kashf) anlayışına da atıfta bulunmaktadır. Böylece romantik bir mistisizme yönelmek yerine, yaklaşımını köklü ve ciddi bir metafizik gelenek içine yerleştirmektedir. Bu tercih son derece önemlidir. Çünkü kitabın vizyoner anlatılarını kişisel hayal gücünün ürünü olmaktan çıkarıp; disiplin, edep (manevî nezaket) ve sorumluluk ilkeleriyle şekillenen epistemolojik olaylar olarak yeniden yorumlamaktadır.

 

İslam düşünce tarihi alanında çalışan araştırmacılar açısından kitabın bu yönü özellikle dikkat çekicidir. Eser, modern dönemde akıl dışı olarak görülen bilgi biçimlerinin marjinalleştirilmesini örtük biçimde sorgularken, klasik İslam medeniyetinde akıl, hayal gücü ve vahyin hiçbir zaman birbirinden tamamen ayrılmış alanlar olarak görülmediğini okuyucuya hatırlatmaktadır. Bu bakımdan kitap, göreciliğe düşmeden bütüncül bilgi anlayışlarını yeniden gündeme getirmeyi amaçlayan çağdaş akademik çabalara anlamlı bir katkı sunmaktadır.

 

Arkeoloji, Mekân ve Etik Varlık Bilinci

 

Kitabın arkeoloji ve kültürel mirasa yaklaşımı da aynı derecede dikkat çekicidir. Kalba dağlarında daha önce kayıt altına alınmamış bir mezarın keşfedilmesi, yalnızca arkeolojik bir bulgu olarak değil, aynı zamanda etik bir karşılaşma olarak ele alınmaktadır. Yazarın kazıya başlamadan önce izin istemekte ısrar etmesi, sessizlik içinde beklediği anlar ve işaretlere, rüyalara ve çevrenin verdiği tepkilere gösterdiği özen; geçmişe yönelik sömürücü ya da yalnızca teknik yaklaşımlardan belirgin biçimde ayrılan bir ilişki biçimini ortaya koymaktadır.

 

Bu “hazır bulunma etiği”, hem tasavvuftaki edep anlayışıyla hem de yerli kültürel miras gelenekleriyle güçlü biçimde örtüşmektedir. Bu geleneklerde toprak, pasif bir nesne değil, yaşayan ve sürece katılan bir özne olarak kabul edilir. Magan uygarlığı, kadim ticaret yolları ve Arabistan’ın unutulmuş kraliçelerine ilişkin anlatılar büyük bir ihtiyatla ele alınmaktadır. Varsayımlar, varsayım olarak sunulmakta; kanıtların yetersiz kaldığı noktalarda kesin hükümler verilmemektedir. Bu ölçülü yaklaşım, eserin güvenilirliğini azaltmak yerine daha da güçlendirmektedir.

 

Yazarın çevresel bilgiye verdiği önem, özellikle doğa rehberi Ajmal gibi kişiler aracılığıyla, kitabın bedenleşmiş ve mekâna dayalı bilgi anlayışını daha da pekiştirmektedir. Bitkiler,ağaçlar (özellikle Samar ağacı), hayvanlar ve hatta yılanlar yalnızca semboller olarak değil, kutsal bir ekolojinin etkin unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bithnah’daki kadim yılan kültüne ilişkin tartışma ise arkeolojik araştırmalarla desteklenerek mitolojik yorum ile maddi kanıt arasında başarılı bir köprü kurmakta; sembol ile yapının Arabistan’ın erken dönem dinî kültürlerinde nasıl birlikte var olduğunu göstermektedir.

 

Kadın Egemenliği ve Atasal Hafızanın Yeniden Kazanılması

 

Kitap boyunca uzanan temel temalardan biri, özellikle Arabistan tarihindeki kadın varlığının ve kadın otoritesinin yeniden hatırlanmasıdır. Bu durum modern ideolojik bir yaklaşım olarak değil; kraliçelerin, rahibelerin, dokumacıların ve koruyucuların mezarlarda, efsanelerde, coğrafyada ve sözlü hafızada yaşamaya devam eden izlerini yeniden görünür kılan bir hatırlama eylemi olarak sunulmaktadır.

 

Metin boyunca tekrar eden dokuma metaforu özellikle etkileyicidir. Moiralar, Nornlar ve Bedevî Sadu dokuma geleneği gibi farklı kültürlere ait örneklerden hareket eden yazar, kadınları “dünyaları dokuyan” tarihsel ve kozmolojik öznelere dönüştürmektedir. Bu metafor; sembolik, toplumsal ve metafizik düzeylerde aynı anda işleyerek kitabın temel tezini güçlendirmektedir: yaratılışın, hafızanın ve otoritenin tarih boyunca kadınlara ait bilgi sistemleri aracılığıyla aktarıldığını göstermektedir.

 

Dikkat çekici olan bir diğer husus ise, kitabın kadın merkezli bu yeniden hatırlama sürecini İslam geleneğine karşıt bir zeminde kurmamasıdır. Tam tersine eser, kadın varlığını İslam kozmolojisi, soy anlayışı ve manevî ahlak içinde konumlandırmakta; hâkimiyet yerine soy bağı, emanet bilinci ve sorumluluk kavramlarını öne çıkarmaktadır. Bu incelikli yaklaşım, cinsiyet, gelenek ve maneviyatın günümüzde sıklıkla karşıt kutuplar şeklinde ele alındığı tartışmalar açısından eseri özellikle değerli kılmaktadır.

 

Eleştirel Değerlendirmeler

 

Akademik açıdan bakıldığında, kitabın en büyük meydan okuması aynı zamanda en güçlü yönünü oluşturmaktadır: disiplinler arası sınırları kabul etmeyi reddetmesi. Yalnızca pozitivist tarih yazımı geleneği içinde yetişmiş okuyucular, rüya, sezgi ve manevi yorumun bu denli bütünleşik biçimde kullanılmasını alışılmadık hatta rahatsız edici bulabilirler. Ancak tam da bu rahatsızlık, kitabın ortaya koymak istediği temel müdahaledir. Eser, akademik titizliğin terk edilmesini değil; titizlik kavramının hangi bilgi biçimlerini kapsayabileceğinin yeniden düşünülmesini önermektedir.

 

Bununla birlikte, gelecekte hazırlanacak yeni baskılarda kitabın melez yapısını açık biçimde ele alan kısa bir metodolojik değerlendirme bölümü eklenmesi faydalı olacaktır. Böyle bir açıklama, okuyucuların metnin tarihsel, sembolik ve vizyoner katmanlarını birbirine indirgemeden nasıl okuyabileceklerini daha açık biçimde ortaya koyacaktır. Böyle bir ekleme, kitabın şiirsel gücünü azaltmayacağı gibi, akademik ve kurumsal çevrelerde daha güçlü bir kabul görmesine de katkı sağlayacaktır.

 

Sonuç

 

Let Them Know She Is Here, sesinden ödün vermeden farklı okuyucu kitlelerine hitap etmeyi başaran cesur ve derinlikli bir eserdir. Kültürel miras çalışmaları, İslam düşüncesi, feminist tarih yazımı ve kutsal coğrafya alanlarında yürütülen tartışmalara anlamlı katkılar sunarken, aynı zamanda güçlü bir edebî ve manevi eser olarak da öne çıkmaktadır.

 

Kültürel mirasın çoğu zaman yalnızca sergilenen nesnelere, dijital verilere ya da ulusal anlatılara indirgendiği bir dönemde bu kitap, okuyucuyu yeniden dinlemeye davet etmektedir: Toprağı, ataları ve insanlık tarihini daima şekillendirmiş olan görünmeyen boyutları dinlemeye… Eser, hatırlamanın pasif bir geçmişe dönüş değil; aktif, ahlaki ve dönüştürücü bir eylem olduğunu güçlü biçimde hatırlatmaktadır.

 

Sonuç olarak Let Them Know She Is Here, geçmişi kanıtlamaktan çok, yeniden ilişki kurmayı amaçlayan bir eserdir: insan ile toprak, tarih ile ruh, hafıza ile sorumluluk arasındaki ilişkiyi yeniden inşa etmeyi hedeflemektedir. Böylece tarih ile daha bütüncül, daha insani ve daha saygılı bir ilişkinin kurulabileceği yeni bir düşünsel alan açmaktadır.

 

Değerlendiren:

Prof. Dr. Mesut Idriz

University of Sharjah

 

Haber: Ertekin Aykaç

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ÇOK OKUNANLAR
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
ANKET TÜMÜ
16 yaş altındakiler için sosyal medya yasaklanmalı mı? / Sollte Social Media für unter 16- Jährige verboten werden?
ARŞİV ARAMA
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ