Çocuk ve Gelin

Çocuk ve Gelin
13-12-2022

Doğal süreçte asla yan yana gelemeyecek bu iki kavram emin olun, çocukların kendi dünyalarındaki evcilik oyunlarında dahi bir araya gelmez! Bakın insan türü için çocuklar bile bunu yapmazlar diyorum değil mi? Çünkü fıtratları temizdir. Yapmışsa, yaptırılmıştır ve suça itilmiştir. Arkasındaki güç birey de olsa, gettolaşmış ve devletin içine sızmış güç de olsa bulunup çıkarılmalıdır. Yargıya teslim edilmelidir ki, benzerleri yaşanmasın. Umutlu musunuz, teslim edilir ve mağdurun hakkı onarılır mı derseniz? Keşke o soruyu sormasaydınız derim! Çünkü tanık olduk ki, yıllar önce hukuki anlamda olayın üzeri kapatılmış. Yeniden gündeme geldikten sonra derhal açılması gereken mahkeme tarihi de, Mayıs 2023’e tarih verilmiş!

Her şeye rağmen, etki ve yetki gücüm nispetinde hakkın ve hakikatin yanında olmak adına fikrimi beyan etmeliyim.

Hayvanlar dahi biyolojik, hormonal, bedensel ve anatomik açıdan belli bir olgunluğa erişince cinselliğe kapı aralamaktadır. O olgunluğa erişince, hormonal akışın gereği olarak feromon denilen kimyasal uyarıcılar sayesinde koku yayarak eş bulmaya çalışırlar. Tabiri caizse gelin adayı olurlar, gelin olurlar…

İnsan türü çocuk ve gelin kelimelerini yan yana getirebiliyorsa, işte o aşağıların aşağısındadır. “Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten kurtardı bu din!” diye ağızlarına pelesenk ettikleri İslam’dan zerre nasip almamış çok af edersiniz, mike göre din uydurmuş, sapıklar yapabilir ancak bu organize kötülüğü! Onları bu organize kötülüğe iten, götüren sebepleri ve o bataklıktan çıkma önerilerini işlemek üzere detaylı bir dosyaya daha giriş yapalım.

Tahmin ettiğiniz üzere ülke gündemi, bir tarikat şeyhinin ana sınıfına gidecek yaştaki kendi kızını yirmi dokuz yaşındaki müridine eş(!) olarak vermesi skandalı ile çalkalanmakta. Doğal olarak insanın kanını donduran ifşaatlar, hukuksal süreçteki karartmalar, sağlık kontrollerindeki sahtekarlıklar, ailenin bizzat suçu örtbas etmedeki işbirliği ve kardeşlerin apar topar video kayıtları ile olayı saptırması, olayı mağdur kızcağızın psikolojisinin bozukluğuna bağlayarak çırpındıkça batmaları ve kendilerinin de suçlu konumuna düşmüş olduklarından bihaber kalmaları, tarikat ve cemaat müntesiplerinin son derece bilinçli bir şekilde “İslam’a saldırı var “ diye olayı manipüle etmeleri, onların tazyikine gelen safdirik halkın büyük çoğunluğunun da hemen kutuplaşarak cumhuriyet, sözcü, oda tv yayın yaptıysa onlar zaten malum çevreler aslı astarı olmayan(!) şeyleri yayarak dine diyanete, en nihayetinde kutsal(!) siyasete zarar verecekler, diye olaya kulak tıkama ve mümkün mertebe konuşulmasının önünü kesme manevraları yaparken, biz çözüm odaklı düşünen duyarlı eğitimciler yine önünde bir dosya daha buldu!  

 

Peşinen belirteyim; yaşanan skandal bir pedofilidir. Ve pedofili suçtur. Onlar karı koca diye asla bakılmamalıdır. Olaya iştirak etmiş kim varsa hukuk karşısında acilen cezalandırılmalıdır. Çocuklar bile yetişkin hayaliyle bebeklerine gelinlik giydirirken, -evcilik oyunlarındaki- rollerinde bile anneye ve babaya özen duyan taklit davranışlarıyla oyunlarını şekillendirirken, çocukların evlendirilmesine imkan sağlayan ortam, oluşum, kurumsal yapı ve yetişkinler asla affedilmemelidir. Evcilik oyunlarında dahi, hiç kimse çocukların evlendirildiği kesitlere rastlamazken; bir yetişkin çocuğu evlendiriyorsa ve her kim ki çocukla evleniyorsa yaşı mesleği unvanı ne olursa olsun, o yetişkinler sapıktır!

Onun için çocuklar ve yetişkinlerin birlikte oldukları ortamlarda büyükler söz ve eylemlerine dikkat etmeli, onlar kontrollü olmalıdır. Onun için pedagoji şarttır. Onun için suçlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır. Onun için çocuk haklarını hem çocuklar, hem yetişkinler, hem de ebeveynler çok iyi bilmelidir.

Daha da önemlisi, evlilik kararı almış çiftlerin belli testlerden geçmesi mutlaka şarttır. Ve o adayların doğacak çocuklar için maddi manevi hazırlıkları, alt yapı donanım ve bilgileri olup olmadığının test edilmesi yasal zorunluluk olmalıdır. Her önüne gelen evlenmemeli, evlendirilmemelidir. Yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere cezai müeyyide uygulanmalıdır.

Öyle “Aile benim ailem, çocuk benim çocuğum, eş benim eşim. İstediğimi yaparım, kimse de karışamaz.” algısı ve olgusu üzerinden kimse hareket edememelidir. Devlet yasal ve hukuki süreçler açısından buna müsaade etmemelidir. Toplum olarak bunca travmayı yaşamayı hak etmiyoruz. Kimsenin de bunu, duyarlı vatandaşlar olarak bizlere yaşatmaya hakkı yoktur. Kaos oluşmaması için Devlet olaya el koymalı ve yasal zemine oturtmalıdır. Ben öyle bir devlet istiyorum…

Avrupa’ya giden insanlarımız önceleri, orada yaşanan ebeveyn-çocuk ilişkisindeki yasal problemler ve haklar karşısında büyük bocalamalar yaşamıştı. Devlet icabında gelip çocuğu ailenin elinden alabiliyordu. Ülkemize geldiklerinde sohbetlerini, “Avrupa bildiğiniz gibi değil, kendi çocuğumuza bile sözümüz geçmeyecek durumda baskı var orada!” diye anlatırlardı.

Neden oluyordu o uyumsuzluklar? Çünkü bizde çocuğumuz üzerinde istediğimiz her hakka sahibiz anlayışı var olduğu için… İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde çocuk haklarını kaçımız biliyoruz? Kaçımız ömründe bir kez olsun o hakları okuduk? Acaba okuduğumuzda, kaçımız çocuğumuza karşı suç işlemiş olduğumuz kanısına varacak ve çocuğundan özür dileyecek? Oralara hiç girmeyelim kapatalım gitsin mi diyelim? Yoksa gerçeklerle yüzleşelim ve vicdanlarımızı bastırmaktan vaz geçmeye mi çalışalım?

Peki, bu yaşanan skandalla birlikte şimdi anlayabiliyor musunuz, kimlerin tazyikine kapılarak, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığını? Hukukî açıdan ve yasal olarak, Meclis kararıyla girilen uluslararası bir sözleşmeden yine Meclis kararı ile çıkılması gerekirken, bir Beştepe KHK’sı ile gece yarısı çıkılmasının acı sonuçlarını!

Hani “Aile yapımız bozuluyor, nikahsız birlikteliklere kapı aralanıyor, eşcinsel birlikteliklere yasal zemin oluşturuluyor, babalar anneler çocuklarına karışamaz hale getiriliyor!” diye bir kaşık suda fırtına koparanlar nerede şimdi?

Şaşmaz ve şaşırtmazlar, onlar şimdi de “Muazzez dinimize saldırıyorlar. İftira ediyorlar. Aileyi yıpratıyorlar, anne ve babanın hayatını karartıyorlar. Size gelen haber fasıktan gelen yalan haber, diyerek ayetlerle insanlar tokatlıyorlar. Olayın faillerini suçlamak yerine, olayın açığa çıkmasına neden olan cesur kızcağızı ve gazetecileri suçluyor, onları linç etmek istiyorlar.” Mahkeme kayıtlarındaki iddianameden belgeli deliller olmasa çoktan yavuz hırsız ev sahibini bastırmıştı bile. Ama olayın boyutları o kadar büyük ve dallı budaklı ki, mızrak çuvala sığmıyor artık! Kara propagandaya karşı nasıl organize oldularsa, ilk gün olayı PKK, LGBT, CHP üzerinden püskürtmeye çalıştılar. Ancak mahkemeye intikal etmiş ve mağdur kız ile sapık denyo koca(!)sının ses kayıtlarının ifadelerdeki deşifresi karşısında bir kısmı özür bile dilemek zorunda kaldı!

Kimsenin dine saldırdığı yok. Yaşanan o vahşet, es kaza cemaat ve tarikat yapılaşmaları yerine başka gruplara ait olsaydı, seküler anlayışa sahip bir yapılaşmada, sol kesime ait bir kurumsal yapıda olsaydı; bakıp göreydiniz siz koparılan vaveylayı. Cibilliyetinden, zihniyetinden, soyundan sopundan dem vurarak nasıl işleyeceklerdi! Artık emin olun midem kaldırmıyor, ortada bir insanlık suçu var, vahşet var, kız çocuğunun diri diri karanlığa gömülmesi var! Daha senden mi, benden mi? Bizden mi, onlardan mı hesabı yapılıyor ya! Allah üzerimize taş yağdırsa canım acımayacak inanın…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Halil Gülel
Halil Gülel 1 ay önce
Hayati bey, yazınızı okudum. Çok önemli mevzulara dokunmanız ve gerçek dinimizi anlamamıza vesile olduğunuz için çok teşekkür ederim. Avrupa’nın bir nevi orta çağını yaşıyoruz. Kadın ve sanat konusunda çok dar ve hakikat dışı görüşleri dini akide diye yutturmaya çalışan sözüm ona çok sömürgen var. Elbette biz de bu dar boğazdan geçip inşallah bir gün esenliğe çıkacağız. “Kadın ve erkeğin” eşdeğerde olduğunu açıklayan kitabımıza rağmen…
Hayati Yaman
Hayati Yaman 1 ay önce
Efendim çok teşekkür ederim ilginize. Kendi bakışımızın doğru olduğunu dayatmadan olaylara doğru yerden bakabilmeyi salık veriyorum. Doğru bakabiliyorsam ne mutlu bana. Ben de sizin hem görsel, hem de yazın hayatına katkılarınızı hayranlıkla takip ediyorum, eura24 gibi aynı mecrada yazmaktan onur duyuyorum Halil Bey...
Adem KURUN
Adem KURUN 2 ay önce
Mide denen bişey kalmadi bende Abi. Bu nasil bir şerefsizliktir. Bunlar Müslümansa ben değilim. Ayni dine mensup olamayiz bu yaratıklarla... Ellerone sağlık. Ben de yazacağım. Gecikmeden...
Hayati Yaman
Hayati Yaman 1 ay önce
Çok haklısın. Vallahi aynı şeyi ben de diyorum. Ben bunlarla aynı dinden değilim diye. Keskin hatlarla çizmek lazım ayrımı artık...