Evrim - 3 

Evrim - 3 
02-01-2024

Canlılığın ve canlıların oluşumuna dair bilgileri biyoloji dersinde öğrenen öğrenciler, aklına takılan sorulara aldığı evrimsel biyolojiye dayalı cevaplar karşısında ve insanın hayvanlar aleminde inceleniyor olmasını kabullenmek istemediğinde doğal olarak Din Kültürü öğretmenlerine yöneliyordu.  

Bu yönelim aynı zamanda öğrencilerin zihninde din ve bilim ayrı disiplinlerdir, birbiri ile çelişebilir. “Bilimi kabul ediyorsan dini bir kenara bırakacaksın. Dini önceliyorsan bilimi bir kenara koyacaksın.” kabulünün ağır basmasına neden oluyordu. Dini açıdan korku ve endişeleri içinde barındıran bu pozisyon, “Dinsiz olmaktansa bilimden uzak dururum, daha iyi.” görüşü yanında; “Böyle bir din olamaz, eğer din bu ise ben o dine inanmıyorum.” görüşünün benimsenmesine de neden olabiliyordu! 

Bu durumda çoğu öğrenciler ise pragmatist bir yaklaşımla biyoloji dersinden geçer not almak üzere veya işine yarayacak döneme kadar yararlanmayı kafaya koyardı. Ardından nasıl olsa sadece inanmayı gerektiriyor ve inanmazsam dinsiz kalma tehlikem de ortadan kalkar endişesi ve korkusunun önüne geçmiş olmanın rahatlığıyla Din Kültürü öğretmeninin öğretilerine yönelir ve onlara inanırdı. Sonuçta Tanrı öyle istemiş(!) ve öyle emretmişti(!). 

Şimdilerde çok şükür, pek çok din kültürü öğretmeni o saçma sapan hikaye ve masalları anlatmıyor. Anlatsa bile sorgulayan beyinlerin kabul etmesinin mümkün olmadığı o zırvaları öğrenciler kabul etmiyor. O nedenle cehaletten beslenen ve insanların din duygularını sömüren, din taciri tarikat ve cemaat yapılaşmaları bu durumdan son derece rahatsız oluyor. Sadece onların kurumsal yapılarına devam edenler, müritler, mollalar, şeyhler rahatsız oluyor. Dolayısıyla tarikatlar, çocukların devlet okullarında okumasına karşı çıkıyor. Hatta vaazlarında kendi cemaatlerine İmam Hatip Liseleri’ne dahi gönderilmemesi gerektiğini söylüyor, öğütlüyorlar!  

Daha da olmadı Meb ile ortak projeler yürüterek varlıklarını, etkilerini, geçerliliklerini ve meşruiyetlerini sürdürüyorlar… Siyasilerin onları oy deposu olarak görmeleri, siyaseti onların esiri yaptığı gibi, devletin kurumlarının da onlar tarafından kuşatılmasının önünü açmış oluyor.  

Üzülerek belirtmek gerekirse Milli Eğitim Bakanı son derece üzücü ve talihsiz bir açıklama ile “Biz onları Stk olarak görüyoruz. Ve onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz.” dedi. Gerekçe olarak ise “Onlar çocukların dağa çıkmasına engel oluyor!” sözünü sarf etti. Oysa böyle bir konuyu siyasete malzeme etmek ve muhalefete üstünlük kurma vesilesi yapmak son derece yanlış bir tutumdu.  

+++Ülke genelinde uygulanan projeler ve çocukların dağa çıkmasını önlemek!  

Demek ki okullarda din kültürü, sosyal bilgiler, edebiyat, fen bilimleri ve proje öğretmenleri işini yapmıyor. Müfredatları yetersiz veya çocukların dağa çıkmasına engel olacak vizyon ve misyondan yoksun! “Şecaat arz eden merdi kıpti, sirkatin söylermiş.” kabilinden o açıklamaları bir bakan dile getirememeliydi! Ama Meclis’teki bütçe görüşmelerinde bizzat gurur duyarcasına sarf etti o sözleri. Oysa 15 Temmuz 2016’da tankları milletin üzerine süren, havadan bombaları yağdıran ve kendi kardeşine kurşun sıkanlar dağdan inmemişti! Ne yazık ki yaşananlardan hiç ders almıyoruz, “senin tarikatın kötü, benimki iyi” güzellemelerine devam ediyoruz…     

Din Kültürü öğretmenleri de ilahiyat okumalarına rağmen, dinini geleneğe bağlı öğretiler doğrultusunda öğrenen sıradan ve ortalama ülke insanımızdan çok farklı değildi. Çocuklara o minvalde açıklamalar yapardı.  

Peki ne idi o öğretiler? Aşağıda önce soruları soralım. Sonra Din Kültürü öğretmenlerince o sorulara verilen cevapları yazalım. Ardından o cevapların, hem Bilim’e hem de Kur’an’a göre geçersizliğini yazalım. 

-İnsan nerede ve nasıl yaratıldı? 

-İnsanlar ilk ve tek insandan mı türedi? Öyle ise nasıl türedi? 

-İlk insan da modern insan gibi bilgi donanımına sahip miydi? Yoksa ilkel miydi? İlkeldi ve giderek mi gelişti, bilgileri arttı? 

Bu sorulara verilen geleneksel din anlayışı cevapları ve geçersizlikleri başlayalım serimizin bundan sonraki bölümlerine... 

-İnsan nerede ve nasıl yaratıldı? 

İlk insan cennette yaratıldı ve orada yasak elmayı yedikten sonra kovularak bu dünyaya gönderildi! Bu bilgiler, İlahiyat profesörlerinin eserlerinde bile bu şekilde yazmaktaydı. Okuduklarımdan bir örnek vermem gerekirse, Prof Mustafa Erdem’in “Hz. Adem” kitabı.  

Cebrail as. Dünya coğrafyasındaki kıtalardan örnek topraklar derlemiş cennete götürmüş ve orada hepsini karıştırmış. Allah, o karışım topraktan çanak çömlek hamuru misali kendi yoğurduğu balçık şekline getirdiği hamurdan heykel tarzında bir Adem yapmış, yaratmış. Henüz ruh üflenmeden önce Tanrı’nın ne yaptığını öğrenmek isteyen, neredeyse meraktan çatlayacak olan şeytan da oraya gelmiş. Şeytan, heykel Adem’in ağzından girmiş, makatından çıkmış! Makatından girmiş burnundan çıkmış. “Oh ne güzel bir oyuncak. Ben bununla acayip eğlenirim. Onu kandırır, tek parmağımda istediğim gibi oynatırım.” diye sevinmiş. Sonra Allah o heykele kendi ruhundan üflemiş ve ilk insan olan Adem, o şekilde cennette yaratılmış.  

Daha sonra Adem’in canı sıkılmış ve onun can sıkıntısını gidermek üzere onun kaburga kemiğinden eşini yaratmış. Ne güzel cennette yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında yaşayıp gidiyorlarmış. Şeytan daha önce yaptığı hamlelerle Adem’i kandıramayınca, eşi yaratıldıktan sonra önce eşini ve eşi aracılığıyla da Adem’i kandıracağını anlamış. Allah’ın onlara cennette her şeyi serbest etmiş olmasına rağmen, sadece yasak ettiği elma ağacından onlara yedirmeyi başarmış ve amacına ulaşmış.  

O yasak meyveyi yemelerinin üzerine daha önce hiç farkında olmadıkları, çıplaklıklarını görmeye, cinselliklerini hissetmeye başlamışlar, utanç duyguları gelişmiş. İncir yaprağıyla genital bölgelerini örtmeye çabalamışlar. Bir yandan da derin üzüntü, pişmanlık duymuşlar. Allah’a yalvarıp yakararak bağışlanma dilemişler. Allah asi olan Adem ve eşini affetmiş ama cennetten kovmuş, dünyaya göndermiş. “Burada rahat, zahmetsiz ve bolluk içinde yaşamak size yaramadı. Gidin dünyada zorluk ve azap içinde yaşayın, bedel ödeyin. Oradaki ömrünüzü tamamladıktan sonra huzuruma gelin!” demiş. 

Onlar cennetten kovulmuş ve dünyaya tart edilmişler. Henüz cennette iken çıplaklığı ve cinselliği keşfetmiş olan Adem ile Havva her batında ikiz çocuk dünyaya getirmek durumuyla üremeye başlamış. Bu ikizler her zaman bir erkek, bir de kız çocuğu oluyormuş! Bunların aynı batında doğanları birbirine haram, diğer batınla olanları helal kılınmış. Ve çaprazlama kardeş evlilikleri ile insan türü çoğaltılmış. Daha sonra gönderilen peygamberler aracılığıyla kardeş evlilikleri yasaklanmış. Çünkü insan nesli yeterli sayıya erişim sağladığı için şeriat değişmiş! 

Bunların geçersizliğini bir sonraki paylaşımımda açıklamak üzere siz değerli okurlarıma selam ve esenlik diliyorum. Ayrıca her seçim öncesinde olduğu gibi yaklaşan 2024 yerel seçimleri öncesinde yine kaotik bir ortam oluşturmak üzere uluslararası güçlerin ve onların ulusal uzantılarının maşası olan PKK terör örgütü tarafından şehit edilen 12 askerimize Allah’tan rahmet, yüce milletimize ve ailelerine baş sağlığı diliyorum.    

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?