İran Savaşı ve Uluslararası Hukuk

İran Savaşı ve Uluslararası Hukuk
11-03-2026

Sadece bana mı öyle geliyor bilmiyorum, fakat 1945'ten bu yana batının inşa ettiği yani ayakta duran düzenin şu anda dağılma sürecini yaşıyoruz ve bunu yapan iki aktöre de, iki devletede, batıdan destek var. 

Bu inanılmaz kuralsızlık kanunu batınında sonunu getirir, japonların anlatımı ile harakiridir. 

ABD ve İsrail bir haftadan beri İran'ı bombalıyor. 

Onlarca şehir, yüzlerce hedef kuralsız bir şekilde bombalanıyor. İran'ın dini lideri Ali Hamaney hedef alınarak öldürüldü ve  tasfiye edildi, yine eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da öyle. 

Ve daha onlarca yüksek rütbeli komutan öldürüldü. 

İki devlet tek başına bir başka devletin siyasi ve askeri liderliğini ortadan kaldırıyor ve dünya buna sessiz. 

Bu sınırlı bir askeri saldırı değil. 

Bu tarihi bir dönüm noktasıdır ve tarihi bir kırılmadır.  

Halbuki BM Şartı güç kullanımını yasaklamaktadır, BM'ler yasasını takan yok. 

BM yasasında yalnızca iki istisnayı savaş olarak kabul ediyor: silahlı bir saldırıya karşı meşru müdafaa veya Güvenlik Konseyi'nin kararı veya talimatı, bu yapılan savaşta herhangi bir saldırı veya yetkilendirme yok. 

Böyle bir savaşı haklı çıkaracak acil bir durum yok ve olmamasına rağmen ve elde herhangi bir saldırıda olmadığına göre neden bu savaşı başlattılar?

Dünya artık çok geç olmadan harekete geçmelidir. 

Eğer harekete geçilmezse kafası esen ve güçlü olan, herkese saldırabilir. 

Sınır tanımazlık olağan hale gelir. 

Gazze savaşında onbinlerce ölüme ve uluslararası hukuk kapsamındaki ağır suçlamalara rağmen Netanyahu hükümetinin Gazze'deki eylemlerine yönelik yaygın siyasi hoşgörü, eşiği çoktan zaten düşmüştü ve Gazze savaşı uluslararası hukuku ve güveni yerle bir etti. 

Son savaşlarda kitlesel şiddet görecelileştirildi, bağlamlaştırıldı ve alternatifi yokmuş gibi sunuldu. 

Mesaj şuydu: Eğer amaç politik olarak meşru görülüyorsa hukuk göz ardı edilir.

Aynı şekilde İran'a saldırıdada görüldü, 

bunun İran rejimine duyulan sempatiyle alakası yok. 

İran rejimi baskıcı ve insan hakları ihlalleri çoktu. 

Eğer baskıcı rejimi ve şiddeti yok etmek istiyorsanız bunu yolu o ülkenin liderlerini kuralsız bir şekilde öldürmek olmamalıdır. 

Bu kuralsızlık yarın değişik ülkeler içinde uygulanabilir ve bunun önüne geçilemez.  

Bugün Tahran, yarından sonraki gün başka bir yerde veya başka bir ülkede.

Uluslararası düzen hiçbir zaman kusursuz olmamıştır. 

Her zaman kanun ihlalleri vardı. 

Geçmişte uluslararası yargıda insanlar yargılandı ve mahkum edildiler, veya yaptırımlara tabi tutuldular. 

Gerçekte bunun altında birazda istikrar yatıyordu. 

Şimdi olan olaylara baktığımızda farklı bir şey oluyor. 

Öldürme ve saldırma artık bir sorun olarak değil, meşru bir araç olarak görülüyor. 

Artık çerçeveyi hukuk belirlemiyor, ancak onu iktidar belirliyor.

Uluslararası hukuk ve insan hakları kıta Avrupası için olmazsa olmazlarıydı. 

Batı alemi küresel bir askeri güç değil, elindeki hukuk ve insan hakları kavramı kayıp gidiyor. 

Yalnızca gücün önemli olduğu bir dünya, kalıcı bir belirsizlik alanıdır. 

Dünya artık belirsizliğe doğru gidiyor ve kuralsızlık hakim olmaya başladı. 

Eğer müdahale edilmezse bir çok ülke boyunduruk altına girecek ve modern kölelik hayata geçecek. 

Adı İslam olan ülkeler zaten modern köleliğe gönüllü razı olmuşlardı. 

Onlardan istenen daha fazlası?

Son olarak; bugünkü olaylar birazda son Abbasi halifesi Mutasım'ın durumuna benziyor. 

Moğol komutanı Hülagü Han, tarihe Abbasi devletlerin son halifesi olarak geçecek, Mutasım'a haber göndererek,  büyük miktarda kendisine haraç verilse ülkesini işgal etmeyeceğini söyler, Mutasım bunu kabul etmez ve ona "Moğolistan'a dön delikanlı" der. Hülagü bir kere daha elçi gönderir Mutasım'a, ama Mustasım, ki Moğol yasasınca savaş demek olan, Moğol elçisini öldürtür.

Daha sonra çeşitli entrikalarla Halife Mutasım öldürülür ve Başkent Bağdat işgal edilerek Müslüman katliamı gerçekleştirilir. 

İslam dünyası ve Müslümanlar aydınlanma (Rönesans) çağını kaçırdılar, halbuki Akla, bilime, gözleme, deneye önem veren anlayışın egemen olduğu bir çağıdır Rönesans.

Bugün Arap körfez ülkeleri göktenlerin altında kendileri hakkında verilecek hüküm kararını bekliyorlar. 

Onlar Rönesans'dan gökdelen yapmayı anlamışlar?

Türkiye'nin iktidar ve muhalefeti ile bu savaşın süreci hakkında ve tarihin kırılması noktasında, ciddi bir analiz eksiği olduğunu düşünüyorum.  

Savaş kapıya dayanmış, istikrar açıklamaları ile yetiniliyor ve iç kavgalar bütün hızıyla devam ediyor.  

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?