USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Kimse Psikoloji Sorunu Sanmadı!

05-08-2022

Başlığın sözcük baş harflerini sıralar mısınız lütfen? Karşınıza tanıdık bir kavramın çıktığını göreceksiniz. Evet işte tam da ondan bahsedeceğim KPSS rezaletinden!..

Ülke genelinde yapılan sınavlarda meydana gelen şaibe, haksızlık, soru çalma, soru sızdırma gibi illegal yöntemlerle hak gaspı ve adam kayırma gündeme geldiğinden bu yana, sözüm ona din(i)dar mahfillerden gelen içler acısı cevap: 

-Müslümanların bir yerlere gelmesinden niye rahatsız oluyorsunuz ki! Şeklinde idi. Cevabın altında “Dindar nesil(!) yetiştirmek için kindar bir kadrolaşma gerektiği anlayışının” dışa vurum psikolojisi yattığı görülüyordu. Ama sorunun psikolojik olduğu sözü etkili kimseler tarafından dillendirilmiyor ve üzerine o şekilde gidilmiyordu! 

Adalet, liyakat, hak, hukuk kavramlarının taca çıkarılarak, kahir ekseriyetle sadece kendim gibi düşünen, benden olan kadrolara yerleşsin! Yasak savma kabilinden biraz da -öteki(!) olarak görülenlere kıyıda köşede yer tahsis edilsin- işlem tamamdır, mantığı çürümeyi getiriyor! Hele ki -benden olan- kapsamının içine din temelli bir anlayış hakim olmuşsa vay halimize! 

“Müslümanların bir yerlere gelmesi niye rahatsız ediyor!” mantığı, insan olmayı ve ortalama insani değerleri ortadan kaldırarak, Müslüman olunacağı çarpık anlayışını doğurdu. Lakin genç kuşaklar nasıl dinden soğutulur üzerinde kafa yorulsa ve tez yazılsa; inanın siyasal, teoloji, eğitim ve bürokrasi alanında ülkemizde yaşananlar ödül alacak kıvamda veriler oluştururdu!

Oysa neyi kimden kaçırıyor ya da kuşatıyorduk? Hepimiz bu ülkenin biricik ve bireysel haklarına sonuna kadar sahip eşit, özgür vatandaşları değil miydik? Hepimiz birlikte vergi ödüyor, hepimiz birlikte vatan savunması yapıyor, hepimiz birlikte askere gidiyor, hepimiz göğsümüzü kurşunlara siper ediyor ve yeri geldiğinde hepimiz şehit olmuyor, şehit vermiyor muyduk? O halde kendi inanç ve ideolojimizi devlete yönetsel anlayışımıza yansıtmaktan ne zaman kurtulacağız? Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti kuruluş öngörüsünün önem ve değerini ne zaman anlayacağız?

2010 yılında, iktidarla fetö kadrolarının kuzu sarması olduğu dönemlerde, biz bu filmi yine yaşamıştık hatırlarsanız. O zamanki ÖSYM başkanı Ali Demir, “Yok böyle bir şey.” demiş Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ikna olmuş, zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan sahip çıkmış ve bütün eleştirileri, suçlamaları bir savcı gibi reddetmişti! 15 Temmuz sonrasında ise Ali Demir fetö üyesi olarak tutuklanıp hapse atılmıştı. 

Fetö ile mücadele ediliyor(muş) olsa da, fetöcü zihniyet ve anlayışın bütün inceliklerine varıncaya kadar devlet yönetsel anlayışına hakim olduğunu, sadece isimler değişmiş bir vaziyette vakıflar, diğer cemaat ve tarikatlar üzerinden aynen devam ettiğini zaman zaman siz değerli okurlarımla paylaşıyor olduğuma tanıksınız. Bu yaşanan son KPSS skandalı üzülerek belirtmem gerekirse doğrulamış ve ispat hanemize bir yenisini daha eklemiş oldu. Keşke yanılsaydım/k!..

Yıl 1999. O yıllarda üniversite sınavı ÖSS ve ÖYS olarak iki aşamalı yapılıyordu. ÖSS günümüzün TYT muadili, ÖYS de AYT muadili olarak görülebilir…

Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller yıl içerisinde, popülist bir yaklaşımla, siyasi bir karar alıp sınavı tek aşamaya indirdiklerini ve sadece ÖSS sınavı yapılacağını açıkladı. Elbette bu durum, ilk etapta sınava hazırlanan gençlerin hoşuna gitti, yaşanacaklardan habersiz olarak! Çünkü ÖSS daha kolay bir sınavdı. Daha sonraki yıllarda üniversite sınavı ÖSS adıyla on yıl tek aşamalı olarak devam etti. Üniversiteyi kazanan öğrenciler, müfredat açısından yeterli donanıma sahip olarak mezun olmadıkları için üniversitede zorlanmaya başladılar. Çünkü sınav, Nisan ayında yapılıp bitiyordu. Alan dersleri görülmeden lise son sınıf öğrencileri mezun oluyordu. Üniversiteye yerleşen öğrenciler, tatillerde yeniden lise hocalarından özel ders almak zorunda kaldılar. Üniversite hocaları, “Çok yetersiz öğrencilerle karşı karşıyayız. Resmen lise eğitimi vermek zorunda kalıyoruz!” diye feveran etmeye başladı. 2006 yılından itibaren tek aşamalı yapılan sınavın içinde günümüzdeki AYT sınavına eşdeğer sorular sorulmaya başlandı ve problem o şekilde aşılmaya çalışıldı! 

Üniversite Sınav Kitapçıkları’nı “Üst düzey donanım ve korumaya sahip, güvenilir diye lanse edilen!” Bilkent Üniversitesi Matbaası basmaktaydı. Üniversitenin Kurucusu ve Mütevelli Heyet Başkanı Prof. İhsan Doğramacı idi. Ve ihale, iki sınav üzerinden yapılmıştı. 

Kimseye danışmadan, etik olup olmadığı tartışması bir yana, bilimsel açıdan ne gibi sakıncalar doğuracağı bile konuşulmadan sınav, Tansu Hanım tarafından tek aşamaya indirilince Bilkent Üniversitesi Matbaasının hak kaybı söz konusu idi! YÖK Başkanı Kemal Gürüz, ağababası ve masonik hiyerarşide üstadı Doğramacı’ya o hak kaybını yaşatır mıydı hiç? Yaşatmadı da…

1999’un sınav takviminde açıklanan tarih geldiğinde, ÖSS yapılmadan iptal edildi ve ileri bir tarihe ertelendi! Gerekçe, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Binası’na gelen sınav malzemeleri içinden iki soru kitapçığının çalındığı bilgisi idi! Yaklaşık bir buçuk milyon öğrencinin hayal kırıklığı ve yaşadığı travma kimin umrunda idi? Toparlanıp, ileriki aylarda yapılacak sınava hazırlanmaktan başka çareleri yoktu. Ne yapsın yetkililer, kitapçıklar çalındığı için şaibeli bir sınavı yapmamışlar işte? Bundan daha doğru bir kara olabilir mi? Diye düşünebilirsiniz! Ama kazın ayağı öyle değil. Bundan sonrasına dikkat edin lütfen! 

Olayı ilk açıklayan ÖSYM Başkanı Fethi Toker değil, YÖK Başkanı Kemal Gürüz olmuştu! Oysa Sınavdan sorumlu kurumun başkanı ilk açıklamayı yapmalı değil miydi? Dönemin MHP Milletvekili Kemal Albayrak, skandalı ortaya çıkarmış ve sırf Doğramacı’nın Matbaası ile iki sınav üzerinden yapılan ihalenin yerine getirilebilmesi için 1999 yılında tek aşmaya indirilmesine rağmen iki sınav evrakı basımı gerçekleştirilmişti! İhale tutarı da, hak kaybına(!) uğratılmaksızın kuruşu kuruşuna o günkü değerler üzerinden ödenmişti. Yani anlayacağınız şeffaf bir yönetim anlayışının olmadığı ülkemizde, yaşanan garabetle hakikatin farklı olduğu gerçeğinin tarihsel bir örneği idi! 

Bildiğiniz gibi, 2022 KPSS de iptal edildi. Gerekçe Yediiklim Yayınevi’nin soruları ile sorunun dizgisi, kurgusu, seçenekleri dahi birebir aynı 20 sorunun tespit edilmiş olması! 

Şimdi gelelim olayın analizine ve tahlillerine!

Burada da hemen, “Cumhurbaşkanı anında devreye girdi. ÖSYM Başkanı’nı görevden aldı. Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdi. Nihayetinde kimsenin hak kaybı yaşamaması için sınav iptal edildi.” diye açıklama yapıp gözlerimi yaşartabilirsiniz. Ama ben yine yemeyeceğim kusura bakmayın! Çünkü işin içinde, bilinçli bir şekilde algı yönetmenin var olduğunu düşünüyorum!

Çapraz sorgu ile neden öyle düşündüğümü sizlerle paylaşmak istiyorum!

-Soru hazırlayanlar bir yayınevinden soruları alsa sorunun dizgisinde, kurgusunda, seçeneklerinde ufak tefek değişiklikler yapmaz mı? Çünkü soru hazırlayanlar bir şekilde o yayınevi ile organik veya inorganik bağa sahip kişiler olmalı ki, o yayınevinden soru alsınlar! Bu durumda dolaylı yoldan da mensubiyet bağı olmuş olan bir kurumun zarar görmesini ister mi? Bu küçücük bir nüansı düşünemeyecek derecede aptal olabilirler mi?

-Diyelim ki, soru hazırlayanlar o yayıneviyle bağlantılı olmayan kişiler ve o yayınevine en kötü ihtimalle zarar vermek için bu kumpası kurmuş olsunlar! O zaman soruları hazırlayan ekip belli ve küçük bir soruşturma ilke bu detay da hemen ortaya çıkarılabilir.

-Yayınevi bu durumdan habersiz ve sorularının tutması ile reklamın alasını yaptı ve talih kuşu başına kondu! Bu durumda neden soruları ifşa edilmeden bizzat kendisi “Şu kadar sorumuz 2022 KPSS’de tuttu!” diye kendi reklamını yapmadı! Çünkü önceki sınavlarda durum hep böyle olurdu. Acaba suçüstü olmamızı kendimiz topuklarımıza sıkarak yaptık psikolojisinden uzak kalmak olamaz mı?

-Yayınevi birebir aynı yirmi soruyu kendisinden izinsiz bir şekilde KPSS’de soran kurum olarak ÖSYM’ye neden telif davası açmaz? Günümüzde en ufak ticari bir etkinliğe giren faaliyetlerde telif yasası gereği insanların ve kurumların canı yakılırken, bu yayınevi yetkilileri çok mu aptal ki, böyle bir sıradan hak arayışına girmezler?

Peki sonuçta çıkarım yaptığım analiz ne?

Seçim sathı mahalline girilirken her alanda eli zayıflayan Tayyip Erdoğan’ın yeniden gücü toplama atraksiyonlarına bir zemin oluşturuldu ki; mülakatlarla 90 küsur alanların yerine 60’lı puan alanların unutturulmaya çalışılması. Reis anında duruma müdahale etti. Haksızlık ve hukuksuzluklara geçit vermiyor görüntüsü oluşturulmasıdır. “Etrafı kötü, Devletin içine sızmış fetö ve benzeri yapılaşmalarla da uğraşıyor garibim.” diye mağdura yatırılmasıdır. Sınırsız güç, sıfır sorumluluk algısının pekiştirilmeye çalışılmasıdır. Solcu ve dindar olmayan Ecevit’in kamuda yer alacak personelin adaletle seçilmesi için getirilmiş olan KPS Sınavı’nın, İslamcı Muhafazakar ve dindar olan Erdoğan tarafından mülakat katakullisi ile delik deşik edilip, yandaşları doldurma mekanizmasına dönüştürülmüş olmasının unutturulmaya çalışılmasıdır…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Adem KURUN
Adem KURUN 5 gün önce
Ne yazık ki bu halk, birilerine torpili, ötekileştirilmeyi, elinin tersiyle itilmeyi kanıksamış, içselleştirmiş, daha da kötüsü, gerekli bir ölçüt doğallığıyla ihtiyaçlaştırmış. Öncelikle halktan bunun sökülüp atılması gerek.
Hayati Yaman
Hayati Yaman 4 gün önce
Çok haklısınız hocam. İşin ucu gelip biz eğitimcilere dayanıyor yine...