Örtü ve Örtünme

09-11-2022

Hatırlarsanız siyasal, kültürel ve dini açıdan “Başörtüsü” mevzunu işleyen bir dosyayı açacağımdan söz etmiştim. Bugün de ona -vira bismillah- diyelim inşallah. Yazar kadromuzdan kimler katılırsa yanıma, başım gözüm üstüne derim. 

Hemen başlangıçta şu açıklamaları yineleme ihtiyacı duyduğumu beyan etmeliyim! Okurlarımın “Tamam bir eğitimci olarak konuyu siyasal, kültürel anlamda işleyebilirsiniz. Lakin dinî anlamda işlemeniz ne derece doğru? Bu alan, ilahiyat camiasına bırakılmalı değil mi? Olayın dinî boyutunda yazacaklarınıza nasıl güvenelim?” deme hakları var. Zaten akıllarına gelmese bile bakın ben dile getiriyorum. 

O nedenle yazacaklarım, bir fetva yazısı değildir. Fetva vermenin haddim, karakterim, tarzım olmadığını bildiğim gibi kendi akıl, vicdan ve irade süzgecinden geçirmeden doğrudan başkasından fetva almanın da kabullenilecek bir durum olmadığını bilirim. Keşke din adamı diye nitelenen hocalar da o hassasiyeti gösterse; ki insanımız aklını kullanmayı öğrense, sorulan her mevzunun soru olmadığını kavrayabilse, incir çekirdeğini doldurmayan hususların dahi soru diye hocalara sorulabildiği saçmalık ve aptallıklardan sıyrılabilse! 

Ben “Din adamı” kavramına “Ruhban sınıfı” türettiği için karşıyım. İnanan herkesin, fert fert “Dininin adamı” olmasına taraftarım! 

Zira yegane hakimi Allah olan mahşerde, “Bi dakika Ya Rabbi! Akıl dânemi, önderimi, hocamı vs alayım da geleyim” diye bir avukat edinme şansımız, hakkımız olmayacak. Önderlerimizle birlikte topluca Huzura sunulacağız, ama tek tek yargılanacağız! O nedenle şahadet alemi olan dünya hayatımızı, yarın bülbül gibi ötecek şahitler huzurunda yaşadığımız gerçeği asla aklımızdan çıkmamalıdır! 

Siz değerli okurlarımı o minvalde bir duruş sahibi olmaya davet ederim bilirsiniz…

Bir diğer husus, kadına özgü kıyafet olarak tanımlanmış başörtüsü konusunda bir erkek olarak kalem oynatmamın beni son derece üzdüğünü, mahcup ettiğini de belirtmeliyim.  Bu konuyu neden erkekler olarak hep biz işleriz, o da ayrı bir muamma değil mi? Demek ki önemli bir -geçer akçe- yönü var mevzunun! Dosya içerisinde onlara da vakıf olacağınızdan emin olabilirsiniz. 

Oysa bu tavrımızla; kadınlarımıza kendi kıyafetini seçme hürriyetini dahi çok görmüş, o özgürlüğünü ellerinden almış olmanın utancını da yaşamalıydık ayrıca! Bu konuda bütün kadınlarımız o kapsam içerisine de girmiyor çok şükür. Girmeyenler ise Cumhuriyet ve kazanımları sayesinde o kazanca sahipler. Onu da belirtmeliyim! 

Lütfen hemen sınır komşumuz İran’da “Başını özenle örtmüyor, saçının teli gözüktü!” diye sözüm ona ahlak polisi tarafından darp edilen hastanede yaşamını yitiren 22 yaşındaki Mahsa Amini’yi hatırlayın! Ardından ülkede ayağa kalkan kadınların, öğrencilerin ve sağduyulu erkeklerin eylemleri sonucu yine hayatını kaybedenler olmasına rağmen, olaylar ülkemizde kayda değer mahiyette haber olmadı bile! Yoksa yaşananlar, haber niteliği mi taşımıyordu? “Bir kereden bir şey olmaz.” diye mi yaklaşılmalıydı? Ayetullahlarca yönetilen Mola rejimi İran, zaten haber alma özgürlüğünü kısıtlamış, yayın yapılmasını engelliyordu ama sosyal medya aracılığıyla yayılan dehşet verici görüntülerle Dünya basını çalkalanıyordu! Fakat bizim medya neredeyse görmezden geldi. Anında sağır kesilen kulaklar isyan seslerine tıkandı! 

2013 yılında Rabia-tül Adeviye Meydanı’nda hayatı sonlandırılan, 17 yaşındaki Mısırlı Esma Biltaci’ye sahip çıkan iktidar, dört parmaklı Rabia sembolünü o günün hatırası olarak partisine sembol seçmişti. Ve Tayyip Erdoğan artık tabanını selamlamalarında, Arapça -dört- anlamına gelen devşirme Rabia işaretini kullanıyordu! 

Mısırlı Esma’ya sahip çıkmanın çeyreği kadar Mahsa Amini’ye sahip çıkılmadı! Yoksa Esma şehit idi de, Amini şehit değil miydi? Ya da Mısırlı Esma sünni, Amini şii olduğu için ümmetten mi sayılmıyordu? Öyle mi kabul ediliyordu? Ahlak polisi mi haklıydı? Haşa Allah’ın hükümlerini(!) çiğnediği için Amini o ölümü hak etmiş bir zındık(!) mıydı? 

Bunun bir adım ötesi, Afganistan’da yaşanan kaleşnikofların gölgesinde kurulan can pazarı ile kadınların zorla evlerine tıkılması değil miydi? Lütfen bu sorularım çok absürt gelmesin! Hafife aldıkça gidilecek yer orasıdır. Onun için Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmak hepimizin en büyük görev ve sorumluluğudur.   

Dahası, hatırlayın yine lütfen! Birkaç ay öncesinde AKP Erzurum milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun eski eşinin çekmiş olduğu ve Sedat Peker tarafından yayınlanan bıçakla tehdit içerikli gizli çekim videolarını! 

İnsanlar, hayatına 6666 ayeti nirengi noktası olarak aldığını iddia eden, sözüm ona dini bütün muttaki(!) ve tesettürlü bir kadın milletvekili ile bir rektör olan öğretim görevlisi eşi Ünsal Ban’ın yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, soygun adına ne deseniz üzerine cuk oturan hesap verilmesi imkansız servete nasıl sahip olduklarını sorgularken; Zehra hanım neye sarılmıştı yine? Milyon tl’lik yatlar, nafakalar kayıtlarda, milyon dolarlık servet dillerde iken o, Başörtüsüne sığınmıştı! 

“Benim mahrem hayatım herkese açık edildi!” diye mağduru oynadı ve psikolojim bozuldu diye sağlık raporu almaya apar topar hastaneye koştu değil mi? Oysa kimse onun başına ve saçının teline bakmamıştı bile! Hem müsterih olsun, görüntüler oldukça flu idi ve adeta buzlanmış gibiydi! 

Son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun yasal düzenleme teklifi, ardından Tayyip Erdoğan’ın Anayasa değişikliği ve referandum önerisi derken olay yine sulandırıldı. Kendi mecrasından sapar vaziyete büründü! Halkın gündeminde açlık, yoksulluk, hayat pahalılığı ve geçim derdi varken; çoktan gündemden düşmüş bir konunun, her dönem o alandaki mağduriyetin kaymağını yiyen iktidara, muhalefet tarafından altın tepside yeniden sunulmasının siyaseten yanlış veya doğru hamleler olduğunu tartışmak siyaset bilimcilerin işidir. 

Görüldüğü gibi, “Başörtüsü” sadece başı örtmediğine göre nasıl sosyal, siyasal, kültürel ve dinî açıdan ele alınmasın idi? Dine ve siyasete alet edildiği nasıl deşifre edilmesin idi? Dosyayı açmaktaki amacım ve gayem kimsenin kılık kıyafetine karışmak, kimin ne giyeceğini dizayn etmek değildir, konuyu siyasetçilerin ve ruhbanların elinden alarak biz eğitimcilerin ellerine bırakılmasını sağlamaktır sevgili okurlarım.

İlk olarak kavramlardan başlayalım ve kavramları yerli yerine oturtalım istiyorum. O nedenle böyle bir başlangıcın ardından “örtme” kavramlarını sonraki sunumuma bırakarak bugün aranızdan ayrılıyorum sevgiyle kalın efendim…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Hayati Yaman
Hayati Yaman 3 ay önce
Bu arada sıcak bir haberi paylaşayım.
"İran'da Mahsa Amini eylemlerine katılan 15 bin kişi için verilen idam cezası onaylandı."
Adem KURUN
Adem KURUN 3 ay önce
Örtünme, gizlenme ayrımını tam olarak idrak etmeden bu sorunu algılamanın zor olduğunu düşünüyorum hocam. Yorumum yayımlanmayacak belki; fakat bu konuda ben de bir şeyler söyleyeceğim sanırım ileride.
Hayati Yaman
Hayati Yaman 3 ay önce
Örtünme ve gizlenme farkı! Müthiş bir beyin fırtınası çıkardın hocam. Sonsuz teşekkür ederim. Şimdiden emeğine sağlık diyorum ve katkılarını dört gözle bekliyorum...