?>

Devletler Neden Köklerine Dönüyor?

Taha ÜNALMIŞ

3 saat önce

Soğuk Savaş’ın bitişi ve küreselleşmenin hız kazanmasıyla devletlerin küreselleşme ırmağına kapılarak tek bir evrensel medeniyet yaratacağı fikri yaygın bir şekilde kabul görmekteydi. Kabul gören inanışın bu olmasına karşın, yirmi birinci yüzyılın daha ilk çeyreğini tamamlamadan devletlerin bu anlayışa inancı kalmamış durumdadır. Yaşanan uluslararası krizler, uluslararası örgütlenmeden devletleri uzaklaştırırken bölgeselleşmeyi ve hatta kendi kültürlerine, köklerine dönmeyi daha cazip hale getirmiştir. Bu yazımızda, devletlerin neden bu inanıştan sapıp köklerine döndüğünü ve bu dönüşün neler yaratabileceğini inceleyeceğiz.

Medeniyet kavramı, öncesinde birçok filozof ve düşünür tarafından ele alınsa da, ilk kez İbn Haldun tarafından sistematik bir şekilde ortaya konmuştur. İbn Haldun, “Mukaddime” isimli eserinde, devletlerin yükselişinin ve çöküşünün bir döngü barındırdığını iddia ederek zor zamanların güçlü insanlar yarattığını, güçlü insanların da güçlü sistemler yarattığı sözünü söyleyen Michael Hopf ile aynı fikirleri farklı cümlelerle kurmuştur. Eserinde göçebe toplumlar ve yerleşik toplumlar ayrımı yapan Haldun, göçebe toplumların yaşam şartlarının zorluklarından, dayanıklıklarının geliştiğini iddia etmiştir. Yerleşik toplumların ise yaşam şartlarının atalarında olduğu gibi zor ve meşakkatli olmadığını, bunun da onları daha kolay yıkılabilir hale getirdiğini iddia etmiştir.

Haldun’un bugün hala tartışılan “failed state, başarısız devlet” kuramını o dönem incelemesi ve devletin başarısızlığı, medeniyetlerin yükselişi gibi kavramları ortaya koyması politik tarih açısından önem arz etmektedir.

Haldun’un medeniyete yaklaşımının devletlerin çöküşü ve yükselişi, yükselişi ve çöküşü de ulusların yaşam biçimleri ile ele alması; bugünkü uluslararası ilişkilerde devletlerin ve ulusların neden başarısız olduğu ya da sisteme neden ayak uyduramadığı sorularına bazı yanıtlar vermektedir.

Samuel Huntington’un da Soğuk Savaş’ın bitişinin ardından yazdığı “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” adlı eseri medeniyet kavramı ve modern dünyada ulusların ve devletlerin neden küreselleşme karşısında başarısız kaldığına dair iddialar ortaya atmaktadır. Eserinde Huntington, Soğuk Savaş sonrası düzenin nasıl olacağına, hangi ideolojilerin ya da düzenin yükselişe geçeceğine dair bazı analizler ortaya koymuştur.

Soğuk Savaş’ın bloklaşan dünyasında, iki blok arasında bir şekilde kendilerine yer bulan küçük devletler ya da gelişmekte olan devletler, Soğuk Savaş’ın bitişi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte yalnızlaşmış, nereye ait oldukları konusunda yanılgılar içerisine düşmüşlerdir. Bazı devletler bu yalnızlığı, medeniyet kavramının küreselleşen dünyada değişen yapısına ayak uydurmaya çalışarak gidermeye çalışmış, bazı devletler de hem küreselleşmeye mesafeli yaklaşmış hem de değişen dünyanın yapısını tam olarak idrak edememişlerdir.

Yalnızlıklarını dünyanın değişen yapısı içerisinde bir yer edinerek çözen devletler; yeni ittifak arayışları çözmüşler ve hızlanan teknolojinin getirileri ile sınırların ortadan kalkmasıyla dünyanın yeni köşelerine açılmışlardır. Sınır aşan ittifakların doğmasına vesile olan bu gelişmeler, küreselleşen dünyanın zaruri sonuçlarından olmuştur.

Yalnızlıklarını gideremeyen devletler ise, Huntington’un kitabında ortaya koyduğu üzere, yeni dünyada çıkacak olan medeniyet çatışmaları içinde, kendi medeniyetlerine yakın olan devletlerle temas kurmaya başlamışlardır. Yazımızın da ana sorusu olan devletlerin neden kendi köklerine döndüğü sorusu da bu noktada sorulmuştur. Küreselleşen dünyada, bütün geleneksel ve bölgesel klikler ortadan kalkmış ya da dağılmaya yüz tutmuştur. Yeni dünyanın içerisinde kendilerine bir yer bulamayan ve gelenekselin içinde kaybolan devletler de bu klikleri yeniden canlandırmaya yönelik adımlar atmış, tek kalmanın acısının uluslararası ilişkilerde ağır çıkacağını bildikleri için, kendi medeniyetlerine benzer olan medeniyetlere yakınlaşmışlardır. Huntington da yeni çatışmaların medeniyetler arası olacağını vurgulamıştır.

Kendilerine yakın olan medeniyetler de ancak bölgesel ittifaklarla bir araya gelebilmiştir. Modernleşme ve batılılaşma hayalinin küreselleşmenin ekonomik buhranları içerisinde kaybolması, bu bölgesel ittifakların yükselmesine vesile olmuştur. Asya’daki bölgesel ittifaklar ve Çin’in dünya hegemonyasından önce bölgede hegemonya kurmaya yönelik adımlar atması, bu yükselmenin tezahürüdür.

İnsanların yeni olanlara hep mesafeli davranması ve eskiye, geçmişe, geleneksele özlem duyması; devletlerin de yaşadığı bir bunalım olmuş, köklerine dönerek hayatta kalmanın, güçlenmenin yeni yolları aranmıştır. Devletler kendi köklerine, değişen dünyada kendilerinden olanı bulmaya çalışmak için dönmüş, aynı amaca hizmet eden, aynı gelenekten gelenin bir arada kalmasının daha elzem olduğunu düşünmüşlerdir. Kendi kökleri ve medeniyetlerinin her zaman daha üstte olduğu anlayışı ile de Huntington’un bahsettiği çatışma yaşanmadan önce, güçlenmeye çalışmış, çalışmaktadırlar.

Öz ve köklerin devletlerin varlığına getireceği birtakım soru işaretleri de haliyle bulunmaktadır. Aynı medeniyetten olan ya da benzer medeniyetlerin kaynaşmasıyla bir araya gelen ittifakların üye devletlerinin, bir zaman sonra halklarının asimile olma riski bulunmaktadır.

Asimilasyonun halkların aynı medeniyetten gelmesi nedeniyle daha kolay ve daha hızlı gerçekleşebileceği de risk faktörleri arasındadır. Çin’in kendi medeniyetini öne çıkararak diğer medeniyetlerle bölgesel ittifakı, kendisininki üstün tutarak yapması böyle bir sonucun ortaya çıkmaması için olmaktadır. Kuşak Yol Projesi bunun Çin açısından örneği olarak verilebilmektedir. Türkiye içinse köklere dönme adımları yahut bölgeselleşme çalışmaları, Orta Asya Türk devletleri ile girilen birtakım antlaşmalar ve işbirlikleri çerçevesinde örnek verilebilmektedir.

Kökleşme ve bölgeselleşme, emperyal dünyaya verilen cevaplar arasında her daim olmuş ve olacaktır. Devletlerin bu çatışmalarda, iç çatışmaların ve melezleşme, aynılaşmanın küreselleşmeden kaçarken de yaşanabileceğini unutmaması, o yönde adımlar atması da bittabi gerekmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI