?>

Ekseni Kayan Dünya: Aşırı Sağın Yükselişi

Taha ÜNALMIŞ

5 saat önce

Küresel siyaset, İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde, dünyanın içine girdiği konjonktür dolayısıyla sert ve aşırı bir hal almıştı. Faşizm gibi aşırı sağın en aşırı diyebileceğimiz, ideolojiler yükselmiş, devletlerin politikaları insan haklarını hiçe sayacak şekilde sertleşmişti. İkinci Dünya Savaşı ve bu ideolojilerin, insanlar üzerinde yarattığı tahribat, her açıdan savaşın bitişiyle netleşmiş ve bu tarz ideolojilerin insanlık için, en büyük tehdit olabileceği kanısına varılmıştı.

Savaşın yarattığı tahribatın ancak küresel bir birlik eşliğinde aşılabileceği inancı, Wilson’un idealizmi, ile Birleşmiş Milletler ve birçok uluslararası örgüt, uluslararası hukukun uygulanabileceği sistemler oluşturulmuştu. Kurulan sistemler, savaşı engelleyecek ve dünyanın daha barışçıl ve insan haklarına saygılı bir yer haline gelmesini sağlayacaktı.

Savaştan yorulmuş olan uluslararası kamuoyu, küreselleşmeyi adeta kucaklamış ve sistemlerini ona entegre etmişti. Soğuk Savaş’ın da bitmesiyle, dünyadaki kutuplar ortadan kalkınca, küreselleşmenin dünyanın en ücra köyüne kadar, barış götüreceği inancı herkesin aklına yerleşmişti. Francis Fukuyama gibi siyaset bilimciler, bu dönemden sonra dünyanın liberalizme teslim olacağını ve tarihin sonunun geldiğini iddia etmiş, artık çatışmaların başka şekilde olacağını savunmuşlardır. Lakin Soğuk Savaş’ın bitişinin üstünden çok uzun zaman geçmeden, 21.yüzyılın başlarında yaşanan 2008 Küresel Finans Krizi, bütün dengeleri ve inançları derinden sarsmıştır.

Küresel Finans Krizi’nin birçok devleti iflasa sürüklemesi, yalnızca büyük ve güçlü devletlerin bundan kurtulabilmesi, onların da ağır yaralar alması, devletlerin tekrar iç politikalarına dönerek küreselleşmeyi gözden geçirmesine neden olmuştur. Ulus devlet geri mi dönüyor tartışmaları da tam bu gözden geçirmeler sonrası ortaya çıkmıştır.

Tarihsel konjonktürü incelediğimiz taktirde, göreceğimiz üzere, ulus-devletlerin ve güvensiz uluslararası konjonktürün krizler sonrası yükseldiği ve ideolojik politikaların arttığı aşikardır. Bugün ile 20.yüzyılın ortak noktası olan krizler sonrası aşırı sağın yükselmesi de bu şekilde açıklanabilir.

Bugün gelinen noktada, dünyada kurulan bütün sistem değişmeye başlamış, dünya bulunduğu eksenden adeta kaymaya başlamıştır. Kurulan BM sistemi gibi sistemlerle, güvence altına alınmaya çalışan insanlık ve azınlık hakları, yeniden yükselişe geçen aşırı sağın etkisi ile 20.yüzyıldaki durumuna kadar gerileyecek hale gelmiştir.

Uluslararası konjonktürün halklarda yarattığı psikolojik gerilimin sonucu olarak da devletlerin iç siyasetine aşırı sağ daha çok hakim olmuştur. Örnek olarak, Amerika Birleşik Devleti tarihinin en “aşırı” diyebileceğimiz lideri, Donald Trump’ın ikinci kez, adeta bile bile lades denebilecek şekilde, yeniden başkanlık koltuğuna oturması verilebilir. Uluslararası konjonktürün getirileri, politik psikolojiyi değiştirmiş, halklar kriz anında daha karizmatik ve tabiri caizse sert söylemler içeren liderlere çekilmiştir.

Almanya’da Afd, Macaristan’da her ne kadar kaybetmiş olsa da Orban, Rusya’da Vladimir Putin gibi liderler, otoriter ve sert söylemlerle politikalarını gütmekte ve seçmen kitlesini kutuplaştırarak oluşturmaktadır. Seçmen kitlesi de bu gerilimin sonucu olarak, iktidarlara ve rejimlere daha çok bağlanarak, liderlerine kutsallık atfetmektedir.

Bugün, uluslararası arenada, yürütülen savaşlar ve politikalar doğrultusunda, güçlünün ayakta kalacağı realizm inancı yeniden dirilmiş olsa da, uluslararası arenayı da geren ve tansiyonu yükselten de bu tarz söylemlerin ta kendisidir. Halihazırda kurulu olan sistemin işlemediğine dair olan eleştiriler, haklılık payları bir yana, sistemi tamamen yıkmak yerine revize edip eksiklerini yenilemeye yönelik planlar içermelidir.

Küresel kamuoyu gerildikçe iç politikalar sertleşecek, iç politikalar sertleştikçe de insanlığın bir asra yakın zamandır alıştığı özgürlükler düzeni tamamen yok olacaktır. Tarihin tekerrür ettiği savını savunuyorsak eğer, İkinci Dünya Savaşı’ndaki aşırı sağın yükselişinin elbet durduğu gibi, bugün de dünyanın içine sürüklendiği eksen kayması elbet duracak ve sistem kendini yeniden kuracaktır. Bunun ise ne zaman olacağı meçhuldür, dünyanın uluslararası çatışmalar sonrası yeni bir tahribata uğraması sonrası da olabilir, küresel seçmenin aşırı sağın kendisine refah getirmeyeceğini, yalnızca ideolojik güdülerini besleyeceğini idrak etmesiyle de olabilecektir. Nasıl ve ne zaman olacağını zaman gösterecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI