23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda yıllardır süregelen hepimizin bildiği, hatta bazen sıcak-komik anlara gebe olan bir gelenek var; çocuklar temsili olarak büyüklerin koltuklarına oturtulur. Çocuğun birini birkaç dakikalığına kısa bir fotoğraf veya video çekmek için bakanın biri koltuğuna oturtur. Güzel, sembolik ama bir o kadar da yüzeyde kalan bir ritüel.
Gelin şimdi bu ritueli değiştirelim.
Ünlü bir gazeteci arkadaşımızın da önerdiği gibi Eura24news olarak bizim de bakanlara, milletvekillerine hatta cumhurbaşkanına bir teklifimiz var.
Bu yıl 23 Nisan’da çocuklar sizin yerinize geçmesin; siz çocukların yerine geçin. Gerçekten. Sadece birkaç dakikalığına değil, bir günlüğüne. Bir ortaokulda ya da lisede öğrenci olun. Sabah erken saatte kalkıp servisi kaçırma telaşını yaşayın ya da otobüsle okula gitmenin ne demek olduğunu görün. Sıraya oturun, yoklamaya katılın, ders dinleyin, sınav olun. Bir deneme sınavında ter dökün. Bilginiz ne durumda, stresle baş etme beceriniz nasıl; hep birlikte görelim.
Ama bir şartla: Siyah takım elbiseli binlerce koruma, yüzlerce özel araç konvoyları olmadan. Kulaklıklar ve etrafınızı saran onlarca kişi olmadan. Sıradan bir öğrencinin gerçekliğiyle baş başa.

Okulun koridorlarında dolaşın. Disiplin mekanizmalarının zayıfladığı, öğretmenlerin yetkilerinin tartışmalı hale geldiği bir ortamda bir gün geçirin. Belki o zaman, mesleği küçümsenen öğretmenlerin neyle mücadele ettiğini daha yakından hissedersiniz. Belki o zaman, sosyal medyada hızla tüketilen ve çoğu zaman hafife aldığınız okul içi şiddet olaylarının ne kadar ağır bir gerçeklik olduğunu fark edersiniz.
İsterseniz bununla da sınırlı kalmayın.
Bir günlüğüne sanayiye gidin. Yağlı tulumların içine girin, makine sesleri arasında çalışın. Çocuk yaşta emeğin ne demek olduğunu anlayın. Ya da bir simit tezgâhının başına geçin. Sabahın köründen akşama kadar birkaç simit satabilmek için sesiniz kısılana kadar bağırın. Gün sonunda elinize geçen üç beş kuruşun neyi ifade ettiğini düşünün.
23 Nisan’ın ruhu, sadece birkaç dakikalığına koltuk devretmekle değil; empati kurmakla, sorumluluk almakla ve gerçeklerle yüzleşmekle yaşatılabilir. Çocukların dünyasını birkaç dakikalık temsillerle değil, onların hayatına gerçekten dokunarak anlayabiliriz.
Belki o zaman alınan kararlar da değişir. Belki o zaman eğitim politikaları, çocuk işçiliği, okul güvenliği ve öğretmenlerin itibarı konusunda daha vicdanlı, daha gerçekçi adımlar atılır.
Bu bir eleştiri olduğu kadar, bir davet de aynı zamanda.
Bir günlüğüne değil, belki bir farkındalığın başlangıcı için.