Otizmli Barbie Tartışma Yarattı: Kapsayıcılık mı, Pazarlama Stratejisi mi?
Mattel’in otizmli çocuklar için ürettiği yeni Barbie, kamuoyunda “farkındalık” ile “indirgemeci temsil” arasındaki çizgiyi yeniden tartışmaya açtı. Uzmanlar, oyuncakların çocukların dünyayı algılama biçimi üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.
ABD merkezli oyuncak devi Mattel, Barbie Fashionistas serisine bu kez otizm temsilli bir Barbie ekledi. Şirket, altı ay önce piyasaya sürdüğü Tip-1 diyabetli Barbie’nin ardından tanıttığı yeni bebekle, daha fazla çocuğun kendisini Barbie’de görebilmesini hedeflediğini açıkladı.
Mattel’in açıklamasına göre, 18 ay süren geliştirme sürecinde ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Autistic Self Advocacy Network (ASAN) ile iş birliği yapıldı. Yeni Barbie; sensoryal aşırı yüklenmeyi azaltmak amacıyla kulaklık, stres azaltıcı fidget spinner, iletişimi kolaylaştırmak için tablet ve rahat kıyafetler ile tasarlandı. Bebeğin gözlerinin yana doğru bakacak şekilde tasarlanması ise, bazı otizmli bireylerin doğrudan göz temasından kaçınabildiğine gönderme olarak sunuldu.
Mattel, 2019 yılından bu yana tekerlekli sandalyede, işitme cihazlı, Down sendromlu ve görme engelli Barbie’ler üreterek “kapsayıcı oyuncak” politikasını sürdürdüğünü vurguluyor.

“Otizmin Tek Bir Görünümü Yok”
Ancak yeni Barbie, özellikle eğitimciler ve uzmanlar arasında eleştirilere neden oldu.
Eura24News yazarı Kevser Karaarslan, konuyu ele aldığı köşe yazısında, otizmin bu şekilde temsil edilmesini bilimsel ve pedagojik açıdan sorunlu bulduğunu ifade etti.
Karaarslan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Otizm tanısı belirli nesneler üzerinden değil, davranış örüntüleri ve gelişimsel süreçler üzerinden değerlendirilir. Bir bebeği belirli aksesuarlarla donatıp ‘otizm budur’ mesajı vermek indirgemeci bir yaklaşımdır. Oysa tek bir otizm hali yoktur.”
Göz teması meselesinin dahi bireyden bireye büyük farklılıklar gösterdiğini belirten Karaarslan, gözleri yana bakan bir bebek tasarımının stereotip üretme riski taşıdığına dikkat çekti.
“Kapsayıcılık mı, Yumuşatılmış Ötekileştirme mi?”
Oyuncakların çocuklar için yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda dünyayı anlamlandırdıkları güçlü semboller olduğunu vurgulayan Karaarslan, şu ifadeleri kullandı:
“Eğer bir oyuncak otizmi sadece kulaklık takan, belli objelerle oynayan bir figürle temsil ediyorsa, bu kapsayıcılık değil; ötekileştirmenin yumuşatılmış bir versiyonudur.”
Yazıda ayrıca, bebeğin yüz tasarımında Hint kökenli kadınların yüz özelliklerinden esinlenildiğinin özellikle vurgulanmasının, otizm anlatısıyla yan yana getirildiğinde sorunlu bir algı oluşturabileceği dile getirildi. Bu durumun, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde “otizmin bir yüzü varmış” gibi bir algıya kapı aralayabileceği ifade edildi.
“Bir Tüketim Tercihinden Daha Fazlası”
Eleştirilerin ortak noktası ise, bu adımın gerçek bir farkındalık çalışmasından çok, Barbie markasının popülerliğini korumaya yönelik bir pazarlama stratejisi olabileceği yönünde.
Kevser Karaarslan yazısını şu sözlerle noktaladı:
“Bu Barbie’yi almamak sadece bir tüketim tercihi değildir. Bu, çocuklara hangi mesajların aktarılmasını istediğimize dair bilinçli bir duruştur. Daha derin, daha doğru ve daha insani bir anlayışı savunmak adına son derece haklı ve anlamlı bir tercihtir.”
Otizmli Barbie tartışması, temsilde çeşitlilik ile temsilde doğruluk arasındaki hassas dengenin, oyuncak dünyasında da ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
(Kevser Karaarslan’ın konuyla ilgili Türkçe ve Almanca olarak kaleme aldığı yazılarını ekteki Linkten takip esebilirsiniz.)
https://www.eura24.com/yazi/otizmli-barbie-iyi-niyetli-gorunen-bir-yanilgi-2518.html