Otizmli Barbie! İyi Niyetli Görünen Bir Yanılgı

Otizmli Barbie! İyi Niyetli Görünen Bir Yanılgı
22-01-2026

Son zamanlarda internette farkındalık yaratmak amacıyla tasarlandığı söylenen “Otizmli Barbie” haberiyle ilgili içimde çok güçlü bir rahatsızlık var. Pedagojinin yanı sıra, özel gereksinimli çocuk eğitmeni olarak yıllardır otizmin ne kadar geniş bir yelpazede, derin ve kişiden kişiye değişen bir dünya olduğunu birebir gözlemliyorum. Otizm ve daha birçok alanlarda ek eğitimler almaya devam ediyorum. Bu yüzden bu bebeğin tanıtım dili ve anlatımı bana hem pedagojik hem de insani açıdan çok eksik, hatta yer yer zararlı geliyor.

Otizmli Barbie’nin üretileceği haberini ilk duyduğum anda şunu düşündüm: Otizm spektrum bozukluğu, nörolojik değerlendirmeler ve çeşitli testlerle bile netleştirilebilmesi için çocuğun uzun bir zaman diliminde, tekrar tekrar gözlemlenmesini gerektiren bir tanı iken; nasıl olur da fiziksel bir dış görünüşle temsil edilebilir? Bu soru, mesleki refleksimin ötesinde, insani bir itirazdır. Çünkü otizm, bakarak “anlaşılabilen” bir durum değildir.

Haberlerde bu yeni Barbie’nin yanında fidget spinner, ses engelleyici kulaklık, yana çevrilmiş bir bakış yönü ve AAC tablet gibi aksesuarların sunulduğu; bu unsurların da otizmli bireylerde görülebilen bazı özellikleri sembolize ettiği iddia ediliyor. Oysa burada gözden kaçırılan çok temel bir gerçek var: Otizm tek bir davranış biçimi, tek bir ihtiyaç seti ya da tek bir görünüm değildir. Spektrum kavramı tam olarak bunu anlatır.

Bazı çocuklarda sözel iletişimde gecikme olabilir, bazılarında hiperaktivite; bazıları sessiz ve içe dönükken bazıları oldukça konuşkan olabilir ama sosyal ipuçlarını anlamakta zorlanabilir. Hatta göz teması meselesi bile bu kadar değişkendir. Gözümün içine, ta gözbebeğime bakabilen, ancak bilişsel işleme süreci ve algı hızı yaşıtlarından geride olan ve otizm tanısı almış pek çok öğrencim oldu. Bu nedenle, bir bebeğin gözlerini yana bakan şekilde tasarlayıp bunu “otizmli bireylerin göz temasından kaçınması” olarak sunmak, bilimsel değil; basitleştirici ve indirgemeci bir yaklaşımdır.

Otizmin tanısı belirli nesneler üzerinden değil, davranış örüntüleri ve gelişimsel süreçler üzerinden değerlendirilir. Buna rağmen bu Barbie, otizmi sanki belirli aksesuarlarla ve dışsal ipuçlarıyla tanımlanabilirmiş gibi sunuyor. Pedagojik olarak bu çok problemli bir temsil biçimidir. Çünkü bu, çocuklara “otizm böyle görünür” mesajını verir. Oysa böyle tek bir “otizm hali” yoktur.

Oyuncaklar çocuklar için sadece eğlence aracı değildir; dünyayı, insanları ve ilişkileri anlamlandırdıkları güçlü araçlardır. Bir oyuncak aracılığıyla verilen mesaj, çocuk zihninde uzun süreli izler bırakır. Eğer bir oyuncak otizmi sadece kulaklık takan, belirli objelerle oynayan ya da hep belli şekilde bakan bir figürle temsil ediyorsa, bu kapsayıcılık değil; ötekileştirmenin yumuşatılmış bir versiyonudur. Farklılığı anlamak yerine, onu “ayırt edilebilir bir etiket” hâline getirir.

Bu noktada bir diğer rahatsız edici unsur da, bebeğin yüz tasarımında Hint kökenli kadınların yüz özelliklerinden esinlenildiğinin özellikle vurgulanmasıdır. Elbette oyuncak tasarımında farklı etnik kökenlerin temsil edilmesi değerlidir. Ancak bu temsil, otizm anlatısıyla bu şekilde yan yana getirildiğinde sorunlu bir anlam üretir. Bilinçli ya da bilinçsiz biçimde, “otizmin bir yüzü” varmış gibi bir algıya kapı aralar. Bu da hem otizmi hem de etnik kimlikleri yüzeysel ve sembolik bir düzleme sıkıştırır.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde, bu bebeğin gerçekten farkındalık yaratmaktan çok, bir pazarlama stratejisinin parçası olduğu hissi ağır basıyor. Barbie markasının günümüzde eski popülerliğini koruyabilmek için üretim çeşitliliğine yöneldiği biliniyor. Ancak burada çeşitlilik, özel gereksinimli bireylerin fiziksel ve duygusal gerçekliklerinin, markaya değer katacak bir reklam unsuruna dönüştürülmesi pahasına sağlanıyorsa, durup düşünmek gerekir. Bu, kapsayıcılıktan çok, “iyi niyetli görünen” bir rant üretimidir.

Bu nedenle bu Barbie’yi almamak, sadece bir tüketim tercihi değildir. Bu, çocuklara hangi mesajların aktarılmasını istediğimize dair bilinçli bir duruştur. Gerçek kapsayıcılık; sembollerle, aksesuarlarla ya da tekil temsillerle değil, bireysel farklılıkların kabulüyle başlar. Otizmin milyonlarca farklı yüzü, deneyimi ve ifadesi vardır. Bunu tek bir oyuncakla “öğretmeye çalışmak” pedagojik olarak eksik, duygusal olarak yanıltıcıdır.

Daha iyi bir yol mümkündür. Çocuklara gerçek yaşam hikâyeleri anlatmak, farklı karakterleri çoğul bir biçimde sunmak, otizmli bireylerin kendi seslerine ve deneyimlerine alan açmak… Ancak bu şekilde hem saygılı hem de gerçekten kapsayıcı bir yaklaşım kurulabilir.

Bu yüzden sıcak ama net bir yerden söylüyorum: Bu Barbie’yi almamak, otizmi basitleştiren stereotipleri reddetmek ve çocuklarla çalışırken daha derin, daha doğru ve daha insani bir anlayışı savunmak adına son derece haklı ve anlamlı bir tercihtir.

Otizmin Bir Yüzü Yoktur. Nokta….

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?