Bağlamsal Bir İnceleme

Bağlamsal Bir İnceleme
18-12-2023

Şiire dair…

Nâzım Hikmet’in (1902-1963) öne çıkan şiirlerinden biri de “Severmişim Meğer” başlıklı şiiridir. Bugünkü makalemin konusu bu şiire ilişkin sürükleyici bir bağlamsal inceleme olacak. Makale kapsamında kısa bir girizgâhtan sonra şiirin aldığı müstesnâ bir uluslararası ödülden bahsedilmiş, şiirin bağlamı ile ilgisi olması nedeniyle Napolyon’un Rusya Seferi kapsamında gerçekleşen Borodino Meydan Muharebesi, şiirde atıfta bulunulan Rus Yüzbaşı Andrey Balkonski aynı zamanda Lev Tolstoy’un “Savaş ve Barış” isimli dev eserinin kahramanı olduğundan şiirin bağlamsal incelemesinde Tolstoy’un bahse konu eseri ve dönemin hâkim edebî akımı Romantizm de dikkate alınmış, sonra söz konusu şiir paylaşılmış, şiire ilave edilen köşeli parantez içi rakamlara ilişkin açıklamalar da makale sonunda “sonnotlar” başlığı altında sunulmuştur.

 

Müstesnâ ödül…

Londra’da bulunan Southbank Center isimli sanat merkezinin şiir dalında otuz ülkeden oluşturduğu şiir dalında 2013 yılında başlatılan ve 2014 yılında tamamlanan bir yıllık bir çalışmanın ardından Son Elli Yılın En Güzel Elli Aşk Şiiri seçilmiştir. Seçmeler yapılırken de modern döneme ağırlık verilmiştir. Yapılan seçmelerin sonucunun 2014 yılı Temmuz ayında yayımlandığı bu şiirler arasında Nâzım Hikmet’in “Severmişim Meğer” başlıklı şiiri de yer almıştır. Seçilen şiirler farklı şair ve aktörler tarafından 20 Temmuz 2014 tarihinde Soutbank’ta düzenlenen etkinlikte seslendirilmiş, bahse konu şiirin de yer aldığı bazı şiirler kendi dillerinde okunmuştur.

 

Borodino Meydan Muharebesi

Borodino Meydan Muharebesi, Moskova’nın 130 km batısında Rus ve Fransız orduları arasında 7 Eylül 1812 tarihinde gerçekleşmiştir. Savaşın sonunda Napolyon komutasındaki Fransız orduları galip gelir ve ardından da Moskova’yı da işgâl ederler. Ancak buna rağmen Ruslar yine de barış görüşmelerine yanaşmazlar. Napolyon için de yenilgi bundan sonra başlar. Çünkü Napolyon’un (1769-1821) ordularını uzun süre Moskova’da tutacak gücü olmadığı gibi zaten oldukça geride kalan ikmal hattından daha da uzaklaşılmış olunacağı için ilerlemesi de çok risklidir. Borodino Meydan Muharebesinde Rus planı bir geri çekilme planıydı ve başarılı olmuştur. Sürekli savaş isteyen Napolyon’a karşı Ruslar stratejinin çok temel bir kuralını işlettiler. “Asla düşmanın istediğini yapma” ve bu kuralıyla Napolyon’u Rusya’nın içlerine kadar ilerlettiler. Ona istediği savaşı vermediler. İkmâl hattından yeterince uzaklaşıldığında ise Napolyon için iş işten geçmişti. Fransızlar, Borodino Zaferi’nden beş hafta sonra geri çekilmeye başlar. Fransız yayılmacılığının sonu da bir yenilginin ardından değil de bu zaferden sonra gelmiştir.

 

Nâzım’ın “Severmişim Meğer” şiirindeki “Andırey” (ya da Tolstoy’un “Savaş ve Barış” isimli eserindeki “Prens Andrey Bolkonski”) hakkında…

18. yüzyılda Montesquieu (1689-1775), Jean Jacques Rousseau (1712-1778), Denis Diderot (1713-1784) gibi filozoflar, insanı ve doğayı mekanik mantık içerisinde gören Akılcılık felsefesini reddedip duygulara değer veren bir görüşü benimserler. Bu görüş 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında Fransa’da ortaya çıkan Romantizm akımının düşünsel temelini oluşturur. Bu akımla birlikte doğa, edebiyatta başlı başına bir konu hâline gelir. Romantikler, yapıtlarında dış doğayı öne çıkardıkları gerçek doğa betimlemelerine yer verirler. Tanrı’nın yarattığı her şeyi doğanın içinde düşündüklerinden doğada ve yaşamda var olan her şeyi yapıtlarında yansıtırlar. Doğa, Romantik sanatçıların ilham kaynağı, eser kahramanının sığınağı olur. Yaşadığı toplumun kargaşa ve gürültüsünden sıkılan, bunalan eser kahramanı yalnız kalmak istediğinde doğaya sığınır. Doğa betimlemelerine Rus edebiyatında da 19. yüzyılın başında Rus edebiyatına giren Romantizm akımıyla birlikte sık sık başvurulur.

19. yüzyılın ilk onlu yıllarından itibaren doğa yapıtlarda daha sık ve daha canlı biçimde betimlenir. İnsan doğayla yakınlaşarak onunla iletişim kurar. Rus yazar ve edebiyatçı Aleksandr Puşkin (1799-1837) ve Mihail Lermontov’un (1814-1841) yanı sıra, doğa 19. ve 20. yüzyılın önde gelen birçok yazar ve şairine de – İvan Turgenyev (1818-1883), Fyodor Tyutçev (1803-1873), Lev Tolstoy (1828-1910), Anton Çehov (1860-1904), Sergey Yesenin (1895-1925), A. Aleksandr Blok (1880-1921), Maksim Gorki (1868-1936), İvan Alekseyeviç Bunin (1870-1953), Boris Pasternak (1890-1960) gibi – ilham kaynağı olur. Doğa, onların eserlerinde olağanüstü güzellikte betimlenir. Tolstoy’un 1863-1869 yıllarında kaleme aldığı, 1805-1820 yılları arasındaki dönemi, Rus tarihinde önemli bir yer tutan Napolyon Savaşlarının öncesini ve sonrasını anlattığı “Savaş ve Barış” adlı eserde de doğa betimlemelerine yer verilir. Söz konusu bu betimlemeler yapıtı hem edebi yönden zenginleştirir hem de eserin (Andrey isimli) kahramanının hayata bakışını etkiler.  Eserin kahramanı olan Prens Andrey Bolkonski, Rus ordusunda görev yapmış olan yaşlı Prens Nikolay Andreyeviç Bolkonski’nin oğludur. Eğitimli, saygılı, gururlu ve dürüst olan Andrey ait olduğu soylu sınıftan oldukça farklı davranışlara ve düşüncelere sahip olup hayatın anlamını bulmaya çalışır ve içinde yaşadığı soylu sınıfın yapmacık davranışlarından da sıkılır.

Andrey, o dönemdeki birçok aydın gibi Napolyon’a hayrandır. Napolyon, 1793 yılında monarşi yanlılarının bulunduğu ve kısmen de kontrol ettiği, güneyde Fransa Donanmasının merkezi konumundaki Toulon (Fransa)’da monarşi yanlılarına karşı yapılan ve monarşi yanlılarının kenti terk etmesiyle sonuçlanan Toulon Kuşatması’ndaki gayretleri ile göz kamaştırır ve tuğgeneralliğe terfî ettirilir.   Yirmi dört yaşında general olan Napolyon’un bu başarısından sonra birçok genç onun gibi olmak ister.

Liza ile evli olan Andrey evliliğinde mutsuzdur. Eşinin karşı çıkmasına karşın, yaşadığı yapmacık toplumdan kurtulmak ve Napolyon gibi ün kazanmak için Andrey 1805 yılında Napolyon’a karşı düzenlenen savaşta Avusturya’nın yanında yer alan Rus ordusuna katılır. Rus Ordusu Genelkurmay Başkanı ve Başkomutanı Mihail Kutuzov’un (1745-1813) yâveri olarak orduda göreve başlar. Eskiden yaşadığı toplumdan zevk almayan genç adam, asker olduktan sonra değişir, yeni hayatından da zevk almaya başlar.

Napolyon komutasındaki Fransız ordusuna karşı Avusturya İmparatoru ve Rus Çarı komutasındaki müttefik ordular arasında 1 Eylül 1805 tarihinde gerçekleşen ve Fransızların zaferiyle sonuçlanan Austerlitz Meydan Muharebesi’nde büyük kayıplar veren Rus ordusu da çekilmek zorunda kalır. Ancak şan ve şöhret peşinde koşan Andrey geri çekilmeyerek düşmanın üzerine gider. Savaş sırasında elinde sancağıyla yaralanarak yere düşer. Gözlerini açtıktan sonra üzerinde gökyüzünü görür. (Nâzım’ın şiirde bahsettiği ve dipnota da konu olan “Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe” ifadesi eserdeki bu ana işaret etmektedir) Andrey o an gökyüzü sayesinde her şeyin boş ve yalan olduğu gerçeğiyle yüzleşir.

O ana kadar Napolyon’a hayran olan ve onu bir kahraman olarak gören Andrey’in Napolyon ile ilgili görüşleri, bu savaşta yaralandıktan sonra değişir. Yerde yaralı yatarken karşısında gördüğü ve binlerce kişinin ölümünü izleyen Napolyon, o hayran olduğu kişi değildir artık. Gökyüzünün sonsuzluğuyla karşılaştırınca Napolyon ona önemsiz ve küçük biri olarak görünür.

Doğanın büyüklüğü karşısında her şey bir hiçtir. Andrey, daha önceden fark etmediği gökyüzü sayesinde doğanın büyüklüğünün ve her şeyin bir hiç olduğunun farkına vararak düşünsel bir bunalım içine girer. Eserde hayatın anlamını arayan Andrey’in gökyüzüyle karşılaştığı bu sahne onun doğa yardımıyla harekete geçerek yeni kararlar almasını ve yeni bir hayata başlamasını sağlayan ilk sahnedir.

Eşi Liza’yı doğum sırasında kaybeden Andrey kendini suçlu hisseder. Bu yeni durum onu ruhsal bunalıma sürükler. Hayattan zevk almayan genç adam, Boguçarovo’da bulunan çiftliğinde yaşar, oradaki işlerle uğraşır ve oğlu Nikolenka’nın bakımıyla ilgilenir. Andrey’i ziyaret eden Piyer, arkadaşındaki değişiklik karşısında şaşırır.

Kırsal hayat Andrey’in içsel gelişimine yardımcı olur. Boguçarovo’da çok okuyan ve çok düşünen Andrey olaylara ve insanlara farklı bakmaya başlar. Kendisi ve ailesi için yaşayan genç adam herhangi bir insana iyilik yapmak isteğinin bulunmadığını görür ve onunla konuşur.

Piyer, Andrey ile konuşması sırasında sadece kendisi ve ailesi için değil, herkes için yaşaması gerektiğini, dünyada hâlâ iyilik ve doğruluğun olduğunu söyleyerek onu hayata döndürmeye çalışır.

Piyer’le karşılaşması, Prens Andrey için görünüşte hep aynı şekilde akıp gitse de iç dünyasında yepyeni bir yaşamın başlangıcı oldu.

Andrey, ilkbaharda vesayeti altında bulunan oğlunun Ryazan’daki çiftliğine giderken ormandan geçer. Yaşlı meşe ağacı dışında ormandaki her şeyin yeşillendiğini görür. Andrey’in yolda karşılaştığı meşe ağacı, eserde tesadüfen ortaya çıkan bir sahne değildir. Bu ağaç Andrey’in kendi yaşamıyla bağlantılıdır. Diğer ağaçlar arasında yeşillenmeden duran meşe ağacı ruhsal kriz yaşayan, kendini yalnız hisseden, aşka, mutluluğa olan inancını kaybeden Andrey gibi yalnızdır. Artık hiçbir şeye başlamamalı, yaşamını kötülük yapmadan, hiçbir şey için üzülmeden ve hiçbir istek duymadan sürdürmeliydi.

Andrey, Ryazan’daki çiftliğin vâsilik işleri için ilçe başkanı olan Kont İlya Andreyeviç Rostov ile görüşmek için Mayıs ayı ortasında Rostovların Otradnoe’deki evlerine gelir. Ölmüş meşe ağacının tersine Otradnoe’de doğa canlıdır. Andrey, burada Rostovların küçük kızı Nataşa ile karşılaşır. Onunla karşılaşması Andrey de yepyeni düşünceler ve umutlar uyandırır. Hayatın henüz bitmediğini anlayan genç adamın hayata bakışı değişir. Bu duygu ve düşüncelerle Otradnoe’den ayrılan Andrey yolda meşe ağacıyla tekrar karşılaşır. Bu karşılaşma onu heyecanlandırır ve ruhunda yeni duygular uyandırır. Onu şaşırtıp zihninde derin izler bırakan meşe ağacı değişmiştir.

Meşe ağacını gördükten sonra hayatını tekrar gözden geçiren Andrey kesin bir karara vararak şöyle der: “Hayır, hayat otuz bir yaşında bitmez.” Edebî bir araç olarak Andrey’in ruhsal durumunun her aşamasını yansıtan meşe ağacı, genç adamın hayatın anlamını kavramasına yardımcı olarak onu harekete geçirir ve onun ikinci kez yeniden doğmasını ve yeni bir hayata başlamasını sağlar. 

Andrey daha sonra Nataşa ile tekrar karşılaşır. Bu karşılaşma onun ruhunu mutlulukla doldurarak yeni bir dünyanın varlığını hissetmesini sağlar. Bir süre sonra Nataşa’ya baloda rastlayan Andrey genç kıza ilgi duymaya başlar. Bu aşk sayesinde yeniden hayata döner. Onunla evlenmeyi düşünür ise de Nataşa zengin ve toplum içinde etkili bir isim olan Vasili Kuragin’in oğlu Anatol Kuragin’e âşık olarak Andrey’i hayal kırıklığına uğratır.

Bunalıma giren genç adam 1812 yılında orduya katılır. Andrey’in bu kez orduya katılma amacı farklıdır. Napolyon Bonapart komutasında Fransa kuvvetlerine karşı Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan ve Rusya’dan oluşan koalisyon kuvvetlerinin çarpıştığı ve Fransız kuvvetlerin kesin zaferiyle sonuçlanan   Austerlitz Muharebesi (02.11.1805) ya da diğer adıyla Üç İmparator Muharebesi’nde olduğu gibi şan ve şöhret peşinde koşmaz.

Yegâne amacı birçok insanın hayatının yok olmasına neden olan Fransızlardan ve Napolyon’dan intikam almaktır. Orduda aktif bir şekilde rol oynayan genç adam Borodino Meydan Muharebesi (07.09.1812) sayesinde halkı yakından tanır. Moskova’nın 130 km batısında gerçekleşen bu muharebe sonunda Napolyon komutasındaki Fransız orduları galip gelir ve ardından da Moskova’yı da işgâl ederler. Ancak buna rağmen Ruslar yine de barış görüşmelerine yanaşmazlar. Napolyon için de yenilgi bundan sonra başlar. Çünkü Napolyon’un ordularını uzun süre Moskova’da tutacak gücü olmadığı gibi zaten oldukça geride kalan ikmâl hattından daha da uzaklaşılmış olunacağı için ilerlemesi de çok risklidir. Bu muharebe, Rus planı bir geri çekilme planıydı ve başarılı olmuştur. Sürekli savaş isteyen Napolyon’a karşı Ruslar stratejinin çok temel bir kuralını işlettiler. “Asla düşmanın istediğini yapma” ve bu düsturla Napolyon’u Rusya’nın içlerine kadar ilerlettiler. Ona istediği savaşı yapma imkânı vermediler. İkmâl hattından yeterince uzaklaşıldığında ise Napolyon için iş işten geçmişti. Fransızlar, Borodino Zaferi’nden beş hafta sonra geri çekilmeye başlar. Fransız yayılmacılığının sonu da bir yenilginin ardından değil bu zaferden sonra gelmiştir.

Bu muharebede yaralanan Andrey, ilkyardım çadırında tedavisi yapılırken bacağı kesilen genç adam Anatol ile karşılaşır. Bu karşılaşma Andrey’in kendi bireyciliğini unutmasına, insanlara, kendine, insanların yaptıkları yanlışlara acımasına, başka insanları sevmesine neden olur.

Yaralı Andrey, Rostov Ailesinin yardım ettiği yaralı askerler arasındadır. Nataşa’yı son bir kez daha görme fırsatı bulur. İnsan ruhunun özü olan sevgiyi duyan Andrey artık hiç kimseden nefret etmez. Nataşa’yı yaptıkları için affeder. Yaralandıktan sonra kendini yalnız hisseden Andrey’in Tanrı’ya da yakınlaştığı görülür. Ölümsüz sevgiyi, başka bir deyişle Tanrı sevgisini ruhunda hissetmeye başlayan genç adam bu sevginin başlangıcını düşündükçe gerçek dünyadan uzaklaşır.

Rusya doğumlu Fransız yazar Henri Troyat “Lev Tolstoy” adlı eserinde Andrey’in istediği ahlâkî arınmanın gerçekleşmesi için Borodino Muharebesi’nde ölümcül olan bu yarayı alması gerektiğini belirtir. Andrey, eskiden kendisine önemsiz görünen Tanrı’ya yakınlaşır, boş yere aradığı iç huzuru, gücü tükendikçe kalbinde bulur. İnançsız olan genç adam aklından şu düşünceleri geçirir: “Aşk, Tanrı’nın ta kendisi; ölmek ise benim, yani aşkın küçücük bir parçacığının her şeyin özü olana, o ölümsüz kaynağa yeniden dönmesinde başka bir şey değil!”. Yaralı geçirdiği günlerde Tanrı sevgisinin bilincine varan Andrey hayata gözlerini yumar. 

Rus edebiyat uzmanı Vasili İvanoviç Kuleşov (1919-2006), Andrey’in öldüğü sahnede Tolstoy’un mükemmel bir psikolog olarak ortaya çıktığını belirterek şöyle devam eder: “Eğer insan yaşamı sağduyu ile yönetilirse yaşam imkânı yok olur”. Tolstoy’a göre Andrey sağduyusuyla daha fazla hareket ettiği için ölmesi gerekiyordu. Borodino Muharebesi öncesi öleceğini hisseden Andrey “yarın ölmek gerekiyor” der. Tolstoy’a göre insan sadece sağduyusuyla değil duygularıyla da yaşamalıdır. A. F. Zaharin de Andrey’in yaşama ve olaylara sağduyuyla yaklaştığını ve bu sağduyunun duygularına üstün geldiğini dile getirerek Andrey’in ölümüyle ilgili şöyle der: “Tolstoy’un romanın sonunda Andrey’i öldürmesi, Rusya’nın kurtuluşunun en seçkin insanların kendilerini feda etmesi pahasına gerçekleştiğini vurgulamak içindir.”

 

SEVERMİŞİM MEĞER

Yıl 62 Mart 28

Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım

akşam oluyor.

Dumanlı ıslak ovaya

akşamın yorgun bir kuş gibi

inişini severmişim meğer.

Akşamın inişini

yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim,

toprağı severmişim meğer.

Toprağı sevdim diyebilir mi

onu bir kez olsun sürmeyen.

Ben sürmedim.

Platonik biricik sevdam da buymuş meğer

meğer ırmağı severmişim.

ister böyle kımıldanmadan

aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde

doruklarına şatolar kondurulmuş

Avrupa tepelerinin

ister uzasın göz alabildiğine dümdüz.

Bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile,

Bilirim, ırmak yeni ışıklar getirecek,

sen göremeyeceksin.

bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun,

karganınkinden alabildiğine kısa,

bilirim benden önce duyulmuş bu keder

benden sonra da duyulacak,

benden önce söylenmiş

bunların hepsi bin kere

benden sonra da söylenecek.

Gökyüzünü severmişim meğer,

kapalı olsun açık olsun

Borodino [1] savaş alanında

Andırey’in [2] sırtüstü seyrettiği gök kubbe.

Hapiste Türkçeye çevirdim

iki cildini Savaşla Barış’ın. [3]

Kulağıma sesler geliyor,

gök kubbeden değil meydan yerinden,

gardiyanlar birini dövüyor yine.

Ağaçları severmişim meğer

çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında.

Peredelkino’da [4]  kışın çıkarlar

karşıma alçak gönüllü,

kibar kayınlar Rus sayılıyor

kavakları Türk saydığımız gibi.

İzmir’in kavakları

dökülür yaprakları

bize de Çakıcı derler

yâr fidan boylum

yakarız konakları.

Ilgaz ormanlarında yıl 920

bir keten mendil astım bir çam dalına

ucu işlemeli.

Yolları severmişim meğer,

asfaltını da.

Vera [5] direksiyonda,

Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e [6].

Asıl adı Göktepe ili.

Bir kapalı kutuda ikimiz

dünya akıyor iki yandan dışarda, dilsiz, uzak.

Hiç kimseyle hiçbir zaman

böyle yakın olmadım. [7]

Eşkiyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken

Gerede’ye [8], kırmızı yolda ve yaşım on sekiz.

Yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok

ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır.

Bunu bir kere daha yazdımdı.

Çamurlu karanlık sokakta bata çıka

Karagöz’e gidiyorum Ramazan gecesi.

Önde körüklü kaat [9] fener,

belki böyle bir şey olmadı

….

Çiçekler geldi aklıma her nedense.

Gelincikler, kaktüsler, fulyalar.

İstanbul’da Kadıköy’de

Fulya tarlasında öptüm Marika’yı.

Ağzı acıbadem kokuyor, yaşım onyedi.

Kolan vurdu yüreğim, salıncak bulutlara girdi çıktı.

Çiçekleri severmişim meğer.

Üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishâneye

yoldaşlar 1948

Yıldızları hatırladım

Severmişim meğer.

gözümün önüne kar yağışı geliyor.

Ağır ağır, dilsiz,

kuşbaşısı da buram buram, tipisi de

meğer kar yağışını severmişim.

Güneşi severmişim meğer.

Şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile

güneş İstanbul’da da kimi kere renkli

kartpostallardaki gibi batar

ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın.

Meğer denizi severmişim

hem de nasıl

ama Ayvazofki’nin [10] denizleri bir yana.

Bulutları severmişim meğer

ister altlarında olayım ister üstlerinde

ister devlere benzesinler

ister ak tüylü hayvanlara.

Ayışığı geliyor aklıma

en aygın, baygın, en yalancısı,

en küçük burjuvası.

Severmişim.

Yağmuru severmişim meğer

ağ gibi de inse üstüme

ve damlayıp dağılsa da

camlarımda yüreğim

beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık

ya da bir damlanın içinde

ve çıkar yolculuğa hartada [11]

çizilmemiş bir memlekete gider.

Yağmuru severmişim meğer.

Ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları

Prag-Berlin treninde

yanında pencerenin

altıncı cıgaramı yaktığımdan mı?

Bir eski ölümdür benim için.

Moskova’da kalan birilerini

düşündüğümden mi geberesiye,

saçları saman sarısı, kirpikleri mavi [12].

Zifiri karanlıkta gidiyor tren.

zifiri karanlığı severmişim meğer.

Kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften

kıvılcımları severmişim meğer.

Meğer ne çok şeyi severmişim de

altmışında farkına vardım bunun

Prag-Berlin treninde yanında pencerenin

yeryüzünü dönülmez bir

yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek.

 

Nâzım Hikmet

19 Nisan 1962

© 2023. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

SONNOTLAR

[1] Dipnota konu olan Borodino ile, Napolyon komutasındaki Fransız Orduları ile Rus Ordusu arasında 7 Eylül 1812 tarihinde gerçekleşen ve Fransızların zaferiyle sonuçlanan Borodino Meydan Muharebesi kasdedilmektedir.

[2] Dipnota konu olan Andrey isimli şahıs Tolstoy’un ünlü Savaş ve Barış isimli eserindeki kahramandır. Bahse konu eserin kahramanı olan şahıs ve Nâzım’ın da “Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe” şeklindeki betimleme hakkında detaylı bilgi yazının ilk üç sayfasında yer almaktadır.

[3] Tolstoy’un “Savaş ve Barış” isimli eseri.

[4] Peredelkino: Moskova’nın güney batısında bir oblast. Oblast ise şehirlerin birleştirilmesiyle oluşturulan özerk yerleşim birimleridir.

[5] Vera Tulyakova (1932-2001), Nâzım’ın, Rus kökenli bayan arkadaşı ve 1960 yılında evlendiği 1963 yılında ölene dek de evli kaldığı eşi.

[6] Koktobel, Kırım Yarımadasının doğusunda Karadeniz kıyısında bulunan ve Göktepe anlamına gelen bir yerleşim merkezidir.

[7] Nâzım bu üç satırda Vera ile araçla Kırım’daki Koktopel’e giderken yaşadığı sıra dışı mutluluğu dile getirmektedir.

[8] Gerede, Bolu’Nun ilçelerinden biridir. Nâzım, 1921 yılında kısa süreli de olsa arkadaşı Vâlâ Nurettin ile birlikte Bolu’da öğretmen olarak bulunur.

[9] Kaat: Kağıt.

[10] İvan Ayvazovski (1817-1900), eserlerinin yarıdan fazlasının konusu deniz manzaraları olan Ermeni asıllı Rus ressam.

[11] Nâzım, şiirin bu satırında Rus kökenli bayan arkadaşı (1960-1963 döneminde de eşi olan) Vera Tulyakova’ya atıfta bulunmaktadır.

[12] Harta: Harita.

KAYNAKLAR

Bağçeci, Yahya; “Toulon Kuşatması”, History Studies, Volume 11 Issue 6, December 2019, chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.historystudies.net/dergi/toulon-kusatmasi-1793201912b23c28e.pdf, Erişim Tarihi: 17.12.2023.

Gündoğdu, Ozan; 1812 Borodino Savaşı ve önümüzdeki dönemin şifreleri”, https://www.politikyol.com/ ozan-gundogdu-yazdi-1812-borodino-savasi-ve-onumuzdeki-donemin-sifreleri/, Erişim Tarihi: 27.06. 2019.

Mark, Harrison W.; “Napolyon’un Rusya Seferi”, 24.08.2023, (Çev.: Nizamettin Kareben)https://www. world history.org/ trans/tr/1-22111/napolyonun-rusya-seferi/, Erişim Tarihi: 27.06.2019.

Paksoy, İrfan; 20. Yüzyıldan Bugüne Şairler ve Şiirler, Basılmamış Eser.

Tekdemir, Aziz; “Napolyon’un Moskova Seferi, 1812”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 15, Sayı: 1, Mart 2018, https://www.academia.edu/36542816/Napolyon_un_Moskova_Seferi 1812, Erişim Tarihi: 27.06.2019.

Yıldırım, Nejla; “Adrey Bolkonski ve Piyer Bezuhov’un Hayatın Anlamı-nı Arayışının L.N.Tolstoy’un Doğa Anlayışı Bağlamında Değerlendirilmesi”,  İdil Dergisi, Cilt 6, Sayı 38, Yıl 2017.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?