
Bavda(bağda) baltam asık kaldı
Yaylalarda parçam kaldı
Üç dökmem Asan’da kaldı
Bir evladım yetim kaldı
(1943 Yıllarında Dedeli köyünde yaşanan bir olaydan esinlenere yazılan bir halk Türküsü)
Balkanlar’dan Osmanlı çekildikten sonra Türkler için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Göç, ayrılık ve geçim sıkıntısı üst üste geldi; olanlar oldu.”
Kuzey Makedonya’nın güneydoğusunda yer alan Valandova ve Ustrumca, Balkanlar’daki Türk varlığının tarihî ve kültürel izlerini en belirgin şekilde barındıran bölgelerden biridir. Bu alanda yaşayan Beleş Yörükleri, Osmanlı döneminde uygulanan iskân politikalarının bir sonucu olarak Balkanlar’a taşınmış Türkmen gruplarının önde gelen örneklerinden biridir. Tarihî kayıtlar ve bölgesel araştırmalar, bu tür yerleştirmelerin yalnızca nüfus dağılımı açısından değil, aynı zamanda stratejik ve kültürel amaçlarla gerçekleştirildiğini göstermektedir. Osmanlı yönetimi, fethedilen bölgelerde güvenliği sağlamak ve merkezi otoriteyi pekiştirmek amacıyla göçebe ve yarı göçebe toplulukları belirli alanlara yerleştirmiştir.
“Yörük” terimi, Türkçe’de “yürüyen” anlamına gelir ve tarihsel literatürde göçebe veya yarı göçebe Türkmen gruplarını tanımlamak için kullanılmıştır. Beleş Yörükleri, hem Osmanlı öncesi dönemde hem de Osmanlı döneminde Anadolu’dan Balkanlara geçen göçebe toplulukların bir parçasını oluşturur.

(Çalıklı köyü Hıdırellez Bahar Şenlikleri kapsamında, küpten martifal çekme âdeti)
Kuzey Makedonya’nın güneydoğusunda, Ustrumca ve Valandova ilçeleri sınırları içinde yer alan Beleş Yörük köyleri, Balkanlardaki Türk kültürünün canlı izlerini taşıyan nadir yerleşimlerdir. Ustrumca’ya bağlı Ormanlı köyünde günümüzde yalnızca 2 hane yaşamını sürdürürken, Durlonbosu ve Memişli köyleri hâlâ bir ölçüde canlılığını korumaktadır. Valandova’da ise Çalıklı, Bahşıobası, Kalkova, Dedeli gibi köyler, tarih boyunca Beleş Yörükleri’nin yaşadığı ve kültürlerini sürdürdüğü alanlar olarak önemini korumaktadır. Bu köylerde nüfus daha yoğun haldedir. Bu köylerdeki sakinler, geçimlerini ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılıkla sağlarken, günlük yaşamda eski gelenekler ve kültürel ritüeller hâlâ yaşatılmaktadır. Örneğin Çalıklı köyünde her yıl düzelenen Hıdırellez Bahar Şenlikleri, Türk Dünyası ile bağlı ve parallel bir şekilde geleneğini sürdürmektedir. Her ne kadar göçler nedeniyle bazı köyler küçülmüş ve boş kalmış olsa da, ayakta kalan birkaç hane hem topluluk kimliğinin hem de kültürel mirasın devam ettiğini göstermektedir. Bu köyler, sadece yaşam alanı değil, aynı zamanda geçmişten günümüze uzanan tarihî bir hafızayı barındıran mekanlardır. Ziyaret edenler için, sakin atmosferi, eski taş evleri ve doğayla iç içe yaşamları, bölgenin tarihî ve kültürel değerlerini hissettirmektedir.
Var olan köy sakinleri geçimlerini odunculuk ve hayvancılıkla sağlarken, kaynak kişilerin aktardığına göre Ormanlı bir zamanlar 30- 40 hanelik, cıvıl cıvıl bir köymüş. Çocukların neşeli sesleri ve tarlalardan yükselen hayat dolu sesler artık yerini kuş cıvıltılarına ve rüzgârın esintisine bırakmış durumda. Buna rağmen, hâlâ bir yaşam var… Ormanlı, tarihi ve kültürel değerlerini koruyan küçük bir yerleşim yeri olarak ayakta duruyor. Bir ocak hâlâ tütüyor ve o ocak, Türk olarak Türkçe tütüyor.

(Yücel Feradov’un arşivinden; Durlonbosu (Duraliobası) köyünde bayram namazı)
Bölgedeki diğer köyler ise şunlardır: Bayramobası, Bahşıobası, Buluntulu, Koçullu, Pırıstan, Tatarlı, Çalıklı, Durgutlu, Gökçeli, Kurthamzalı, Urgancılı, Sevindikli, Çavuşlu, Cumaobası, Dorlumobası, Memişli, Ayranlı, Arazlı, Baraklı, Başalı, Veyselli, Göleli ve Terzili.
Tarih boyunca Beleş Yörükleri, tamamen göçebe yaşamdan yarı göçebe ve nihayetinde yerleşik yaşama geçiş göstermiştir. Osmanlının bölgeden çekilmesiyle birlikte bu geçiş süreci hızlanmış ve topluluk büyük ölçüde yerleşik hayata adapte olmuştur. Günümüzde Valandova ve Ustrumca civarındaki köyler, bu tarihî sürecin hâlâ gözlemlenebilen kanıtlarını taşımaktadır. Beleş Dağı eteklerindeki Bayrambosu, Sevindikli, Çavuşlu ve Cumaobası gibi köyler göç nedeniyle boşalmış; Palavuş Dağı eteklerindeki Ayranlı, Arazlı, Baraklı, Başalı, Veyselli ve Terzili köylerinden büyük bir kısmı Türkiye’ye göç etmiştir. Göç edenler özellikle İstanbul, Çorlu, Tekirdağ ve Bursa’yı yeni yaşam alanı olarak benimsemiş; geride çoğu harabeye dönmüş köyler kalmıştır.
Ustrumca Belediyesi sınırları içinde hâlâ birkaç hane yaşamını sürdürmektedir. Ormanlı köyünde 2, Durlonbosu’nda 15, Memişli’de ise 5 hane faaliyet göstermektedir. Çepelli, Terzili, Ayranlı, Veyselli ve İzleşova gibi köylerin büyük kısmı ise 19. yüzyılın sonlarından itibaren yaşanan göç dalgalarıyla boşalmış ve geriye yalnızca harabeler kalmıştır.
Bu demografik değişim yalnızca nüfus hareketleriyle açıklanamaz; şehirleşme, ekonomik dönüşümler ve sosyal dinamikler Beleş Yörüklerinin yerleşim ve yaşam biçimlerini şekillendiren başlıca faktörlerdir. Kültürel antropoloji perspektifinden bakıldığında, topluluk tarihsel kimliğini ağız özellikleri, gelenekler ve toplumsal ritüeller aracılığıyla korumayı sürdürmüştür. Bu yönüyle Beleş Yörükleri, hem tarihî bir olgu hem de kültürel antropoloji açısından zengin bir inceleme alanı sunmaktadır.
Bugün geriye kalan harabeler ve sınırlı sayıda ayakta duran hane, sadece tarihî kalıntılar değil, Kuzey Makedonya’daki Türk kültürünün ve kimliğinin günümüze uzanan canlı belgeleridir.
