Kıbrıs'ta 63 yılı aşkın bir süredir çözülemeyen "Kıbrıs Sorunu"nda gözler bir kez daha Birleşmiş Milletler'e çevrildi.
Birleşmiş Milletler'in bugünkü durumuna baktığımızda tek gördüğümüz şeyin dünyadaki sıcak sorunlar karşısında "kepenk kapatmış" bir pozisyonda olduğudur.
Buna bir de BM Genel Sekreteri Guterres'in uzatmalı görev süresinin son altı ayına girmiş olduğunu da eklersek durum pek de umut vermiyor.
Ancak yine de birileri bir işaret fişeği ateşleme niyetinde.
Bu birilerinin Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu bilmeyen yoktur diye düşünmekteyim.
Genel Sekreter'in Kişisel Kıbrıs Temsilcisi Bayan Holguin bir süredir tarafların yeniden bir çözüm masasına gelip gelmeyeceğinin zemin yoklamasını yapmakta.
İlk baştan itibaren durumu umutsuz olarak niteleyen Holguin son süreçte son defa da olsa bir umut oluşabileceğini söylemeye başladı.
Rum tarafı da bu söylemlere hemen sahip çıkarak "biz hazırız" mesajını verdi.
Ancak Kıbrıs Türk tarafının bazı çekinceleri mevcut.
Ekim ayında yapılan seçimde yüzde 65'e yakın bir oyla göreve seçilen Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman bu yöndeki çekincelerin yarattığı metodoloji önerilerini BM yetkililerine iletmişti.
Dört maddelik bu önerilere Rum tarafı derhal "ret" çekti.
Ancak Türk tarafı kararlı.
Bayan Holguin'in hafta başında liderlerle ayrı ayrı yaptığı ilk tur görüşme sonrasındaki açıklamalar gösteriyor ki ortada bir taslak mevcut.
Ancak bu taslak bir çözüm modeli veya masadaki görüşme planına ilişkin değil.
Holguin liderlere ilk olarak masaya dönme metodolojisine ilişkin bir taslak metin sundu.
Şimdi bunun yanıtı alınacak.
Holguin Pazartesi görüşmesi sonrasında Ada'dan hemen ayrılmayacak ve Cumartesi günü her iki liderle de yeniden ayrı ayrı görüşecek.
Sonrasında da Ankara-Atina hattına geçecek ve garantör anavatanlarla da bir araya gelecek.
Bunun sonrasında da genel sekreterin yanına gidecek ve orada nihai karar verilecek.
Ya tamam ya devam...
Ancak tam da bu noktada Rum tarafının Türkiye'nin AB tarafından zorlanması ve Erhürman'ın metodoloji önerilerinin iptal edilerek bir kez daha masaya ucu açık ve nereye gideceği belli olmayan bir rotayla oturulması yönündeki faaliyetlerini de eklemek gerek.
Rum Yönetimi bunun için uzun bir süredir çalışmakta.
Aslında plan basit.
AB Türkiye'ye baskı yapacak, Türkiye buna boyun eğecek ve Kıbrıs müzakere masası Rum Yönetimi'nin özlediği parametrelerde toplanacak.
Sene 2026...
Ardından 2027 gelmekte ve hemen ardından 2028'de Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis'in bir seçimi var.
Belli ki Hristodulidis iç konulardaki başarısızlığını Kıbrıs konusunda bir "kahramanlık" öyküsü ile unutturmak peşinde.
Bunun için de müzakere masasının koşulsuz bir şekilde toplanması gerek.
Ona göre, masa toplanacak, Rum tarafı alabildiği tavizleri alarak cebine koyacak ve iş doyuma ulaştığında masayı devirecek ve kahraman edasıyla halkının karşısına çıkacak.
Bu komplo teorisi değil, çünkü bugüne kadar hep böyle oldu.
Yine bunun peşindeler...
Ancak her planın mutlaka bir zayıf noktası vardır derler.
Bunun da mevcut.
Çünkü Türkiye asla AB baskılarına boyun eğmez.
Yanlış hesap Bağdat'tan dönecek.
Umalım da yanlışın peşinde uzun zaman kaybetmeyiz...
