
Bir gönülden diğerine geçen, zamanla eskimeyen sözler...
Türkülerin, ninnilerin, masalların ve manilerin kol kola yürüdüğü bir dünyada büyüdük biz. Büyüklerimiz bazen bir öğüt verirken, bazen bir sitemini dile getirirken, bazen de gönlündeki sevdayı anlatırken sözü maniye bağlardı. Dört kısa dizeye koca bir hayatı sığdıran bu halk şiiri, Türk kültürünün en eski ve en samimi deyişlerinden biridir.
Kuzey Makedonya Türkleri de bu sesi asırlardır yaşatmaya devam ediyor. Valandova'dan Radoviş'e, İştip'ten Üsküp'e, Gostivar'dan Kalkandelen'e, Merkez Jupa'dan köylerimize kadar uzanan geniş bir coğrafyada maniler hâlâ hafızalarda yaşıyor. Düğünlerde, kına gecelerinde, bayramlarda ve dost meclislerinde söylenen bu dizeler, bazen bir gencin sevdasını, bazen bir annenin duasını, bazen de hayatın içinden küçük bir tebessümü taşıyor.
Özellikle kadınlar, bu kültürel mirasın en önemli taşıyıcıları olmuşlardır. Annelerden kızlarına, ninelerden torunlarına aktarılan maniler sayesinde sadece sözler değil, bir milletin yaşama biçimi, sevinci ve hüznü de kuşaktan kuşağa taşınmıştır.
Çocukluğumda Hıdırellez günlerinde köy meydanlarında toplanan insanların neşesi gelir aklıma. Baharın gelişi yalnızca doğanın değil, gönüllerin de uyanışıydı. Kızlar, delikanlılar, yaşlılar ve çocuklar bir araya gelir; türküler söylenir, maniler okunurdu. Kimi zaman bir maniyle gönül yoklanır, kimi zaman ince bir taşlama yapılır, kimi zaman da kahkahalar yükselirdi. Hıdırellez ateşinin etrafında söylenen bu dizeler, aslında kültürümüzün yaşayan hafızasıydı.
Derlemeler sırasında karşılaştığımız bazı maniler, halkın günlük hayatını ve duygu dünyasını bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır:
Baçelerde domata
Ondan olur salata
Vermedi isteklimi
Turşu kursun kerata.
Yumurtanın kulbu yok
Gözlerimde uyku yok
Adi Amet kaçalım
Bey bobamdan kırkum yok.
Kiremidin incesi
Gönnümün eylencesi
Atice'nin bobası
Yapmadı kına gecesi.
Kara sevda geldi başa
Urdum kendimi taştan taşa
Varmaz bana kör olası
Gider düşmana koşa koşa.
Gözümün feri söndü
Çalıklı’ya yarim döndü
Türkiya’dan başiş var (hediye)
Sefte gözü beni gördü.
Cami altında dermen
Ben o dermene girmem
Girsem de eylenmem
Ben İbram'ı beyenmem.
Yanaanda benleri
Keten gömlek yenleri
Ne de yakışmış sana
İki yanakta benneri
Bu manilerde sevda da vardır, sitem de vardır, mizah da vardır. Halkın diliyle söylenmiş bu kısa şiirler, aslında yaşanmışlıkların özeti gibidir.
Bugün teknoloji çağında yaşıyoruz. Çocuklarımızın elinde telefonlar, gençlerimizin önünde sayısız dijital ekran var. Ancak kültürümüzü geleceğe taşıyacak olan şey yine sözün gücüdür. Eğer manilerimizi, türkülerimizi ve halk anlatılarımızı yeni nesillere aktarabilirsek, sadece bir edebî türü değil, aynı zamanda kimliğimizi de yaşatmış oluruz.
