Şahideler Şahit De…

Şahideler Şahit De…
23-08-2026

Taşın dili olsa da anlatsa… Bazen anlatmak da yersiz. Gören göz niye bakıyor da görmez…

Sevindik, Sevindikli (Sevindiklu), Sevvindük ve Sevindüklü adlarıyla da anılan bu köy, Doyran kazasına bağlı olup Yörükân Tâifesindendir. Makedonca adı Севендекли (Sevendekli) olan yerleşim, Kuzey Makedonya’nın güneydoğusunda, Doyran Belediyesi sınırları içerisinde ve Belâsitsa dağlık bölgesinde bulunan küçük bir yerleşim birimidir.

Sevendikli köyüne  girer girmez insanın içine garip bir sessizlik çöküyor. Bu sessizlik, sıradan bir köy sessizliği değil. Sanki burada susan yalnızca insanlar değil, evler, yollar, ağaçlar ve taşlar da konuşmak için birini bekliyor.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu köylerimiz 1952- 1954 göçüyle bu kadar büyük bir değişime uğramasaydı ne olurdu?

Evlerin yapısında, taş işçiliğinde, toprağın bereketinde ve insanımızın maharetinde geçmişin izlerini görmek mümkün. Köyün içine adım attığınız anda, bir zamanlar burada hayatın ne kadar canlı olduğunu hissediyorsunuz. Evlerin duvarları yıkılmış olsa da yapılan işin özeni hâlâ ayakta. Sanki zaman, insan eliyle meydana getirilen bu güzellikleri bütünüyle silememiş.

Köye girenleri hemen karşılayan Boska Tepesi ve Acıbar Tepesi, bugün de eski günlerin sessiz tanıkları gibi duruyor. Köyün içinde muntazam biçimde sıralanmış kaldırma taşları, yıllara meydan okurcasına hâlâ yerli yerinde. Üzerlerinden kim bilir kaç insan geçti? Kaç çocuk bu taşların üzerinde koştu, kaç kadın evinin işine yetişti, kaç adam tarlasından dönüp bu yollardan evine ulaştı?

Ve biraz ileride,  150 hanelik köyün sükût dolu ama anlatacak çok şeyi olduğu vakur duruşundan belli olan muhafızlar yani şahideleri bizleri bekliyor

Onlar yalnızca mezar taşları veya sıradan taşlar  değil. Bir köyün hafızası, bir toplumun geçmişi ve burada yaşamış insanların Sevendikli köyüne gelecek olanlara bıraktıkları mektuplardır. Bugün konuşacak kimse kalmasa da taşlar hâlâ isimleri, hayatları ve bir zamanlar burada var olmuş bir budunu  anlatıyor.

Hele dut ağaçları…

Sanki dallarını eğip köyün geçmişine bakıyorlar. İnsan, “Hıdırellez olsa da bizi de görseler.” der gibi dallarını uzatan bu ağaçlara bakarken, doğanın bile burada yaşananları unutmadığını düşünüyor.

Karamuk, eyşi nar ve dut ağaçlarıyla çevrelenmiş harabe evler ise başka bir hikâye anlatıyor. Duvarları yıkılmış, kapıları kapanmış, pencereleri boş kalmış bu evlerin içinde hâlâ küzine sobanın fırınında pişmiş taze ekmek  kokusu var.

Bir zamanlar 150 hanelik bir Türk köyü olan Sevendikli…

Bir köyün göç etmesi yalnızca evlerin boş kalması  değildir. Bir köy göç ettiğinde onunla birlikte türküler, düğünler, bayramlar, gelenekler, çocuk oyunları, yemekler, dualar ve günlük hayatın küçük hatıraları da sessizce çekip gider.

Sevendikli’nin okulundan geriye kalan izler de bu geçmişin önemli parçalarından biri. Nasuf Elmaz adını taşıyan okul, köyün eğitim hayatına ve insanına dair hatırlanması gereken izlerden biridir. Kaynak kişilerin anlattığına göre Nasuf Elmaz bir savaşta şehit olmuş, Sevendikli köyünün yiğitlerinden biriymiş. Bugün onun adı, köyün sessizliğinde geçmişten geleceğe uzanan bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor. Hiç hasar görmemiş, hâlâ ayakta…

Peki, geride kalan bu taşların, bu mezarların, bu evlerin ve bu ağaçların hesabını kim verecek?

Göçün ardından dağılan ailelerin, başka topraklarda yeni hayatlar kurmak zorunda kalan insanların ve geride bıraktıkları köylerin hikâyesini kim anlatacak?

Anılmadığı her gün Sevendikli köyü de diğer Yörük köylerimiz hibi silinmeye yüz tutacak.

Belki de mesele yalnızca göçü konuşmak değildir. Mesele, göçün geride bıraktığı boşluğu anlayabilmektir.

Göç tarihinin en ağır yükünü bazen bir evin yıkılmış duvarı, bir mezar taşı, köy yolundaki birkaç kaldırım taşı ya da yaşlı bir dut ağacı taşır.

Gelin! Görün! Anılsın ve yaşatılsın…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?