Sanayi Devriminden Dijital Çağa

Sanayi Devriminden Dijital Çağa
16-03-2026

Türk-Alman İlişkilerinde Emek, Göç ve Sosyal Devlet

Türk-Alman ilişkileri tarihsel gerçeklik olarak bu ilişkinin esasen karşılıklı ihtiyaçlar, ekonomik zorunluluklar ve stratejik çıkarlar temelinde şekillendiğini göstermektedir. Almanya’nın hızla yaşlanan nüfusu, dijital dönüşüm süreci ve nitelikli iş gücü açığı, 21. yüzyılın en kritik sosyo-ekonomik başlıkları arasında yer almaktadır.

Bu kapsamda Almanya Federal İş Ajansı (Bundesagentur für Arbeit) Köln İl Müdürlüğü’nde görev yapan Dilan Narin Yaşar Hanımefendi ile iş piyasasının güncel durumu, entegrasyon politikaları ve Türk toplumunun Almanya’daki rolü üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dr. Volkan Yaşar: Almanya’da Türkiye’deki İŞKUR’a denk sayılabilecek Bundesagentur für Arbeit bünyesinde uzun yıllardır görev yapıyorsunuz. Okurlarımıza mesleğinizi ve sorumluluk alanınızı anlatır mısınız?

Dilan Narin Yaşar: Almanya’da tamamladığım lise eğitiminin ardından kurumumuzun sunduğu dual sistem kapsamında üç yıllık mesleki eğitim programını, devamında işletme fakültesinde lisans eğitimimi tamamladım. Daha sonra Avrupa Birliği Çalışma Hareketliliği Ağı (EURES) Danışmanlığı üzerine uzmanlık eğitimimi aldım. 2007 yılından bu yana çalışma ve sosyal hukuk danışmanlığı yapmaktayım. Aynı zamanda İl Müdürlüğümüz dahilinde göç ve uyum sorumlusu (Migrationsbeauftragte) olarak görev yapmaktayım.

Federal İş Ajansı’nın genel hedeflerinin yanı sıra, çalışmalarımın özel odak noktası, aile ve iş hayatının uyumlaştırılması, kadın istihdamı, başarılı göç ve entegrasyonun desteklenmesidir. Düzenli meslek içi eğitimlere katılıyor ve görevimi yaşam boyu öğrenme ilkesiyle sürdürüyorum. Vazifemiz yalnızca mevzuatı uygulamak değil; güncel istatistiksel veriler ve bilimsel metotlarla bireyin potansiyelini, işverenin ihtiyacını ve sosyal devletin sürdürülebilirliğini aynı çerçevede buluşturmaktır.

Dr. Volkan Yaşar: Bismarck döneminden beri süreklilik gösteren Alman sosyal devleti bugün hangi aşamada?

 

Dilan Narin Yaşar: Sosyal devlet yalnızca yardım sağlayan bir yapı değil; aynı zamanda iş piyasasının istikrarını güvence altına alan düzenleyici bir sistemdir. Buradaki temel ilke, destek ile sorumluluk arasında dengeli ve adil bir yapı kurmaktır. Günümüzde Almanya demografik açıdan kritik bir döneme girmiştir. Çalışan nüfus azalırken emekli nüfus hızla artmaktadır. Bu durum sosyal güvenlik sisteminin finansmanını zorlamakta ve nitelikli göçü ekonomik bir zorunluluk haline getirmektedir.

Dr. Volkan Yaşar: Resmî veriler ışığında Almanya iş piyasasının bugünkü görünümü nedir? 2026 Şubat ayı verileri bize ne söylüyor?

Dilan Narin Yaşar: Federal İş Ajansı’nın Şubat 2026 verilerine göre Almanya’da yaklaşık 3,07 milyon kişi işsizdir. İşsizlik oranı yüzde 6,5’tir. İşsiz sayısı 2026 Ocak ayına göre 15 bin kişi azalmış, ancak 2025 Ocak ayına göre 81 bin kişi artmıştır.

Bununla birlikte Almanya’nın demografik yapısı dikkate alındığında iş piyasasının karşı karşıya olduğu asıl sorun orta ve uzun vadede ortaya çıkacaktır. Bugün Almanya’da çalışan 46 milyon kişinin 10 milyonu (yani her dört çalışandan biri) önümüzdeki 10 yıl içerisinde emekli olacaktır.

Bu nedenle kurumumuz yönetim kurulu üyesi Vanessa Ahuja’nın da vurguladığı gibi Almanya’nın iş gücü dengesini koruyabilmesi için her yıl yaklaşık 400 bin nitelikli göçmene ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi halde demografik dönüşüm nedeniyle 2035 yılına kadar yaklaşık 7 milyon kişilik bir iş gücü açığının oluşabileceği öngörülmektedir. Dolayısıyla Almanya açısından mesele yalnızca mevcut işsizliği yönetmek değil, aynı zamanda demografik daralma koşullarında üretim kapasitesini koruyacak sürdürülebilir bir iş gücü yapısını kurabilmektir.

Dr. Volkan Yaşar: Kadın istihdamı neden özel bir odak alanı?

Dilan Narin Yaşar: Almanya’nın demografik yapısı göz önüne alındığında kadın istihdamının artırılması ekonomik bir gerekliliktir. Özellikle eğitim seviyesi yüksek kadınların iş hayatına kazandırılması, artan nitelikli eleman eksikliğinin hızla giderilmesinde çok güçlü bir etken olacaktır. Yine henüz meslek sahibi olmayan kadınların teşvik programlarımız kapsamında desteklenerek meslek sahibi olmaları, bu potansiyel iş gücünün de iktisadî sisteme etkili bir şekilde katılımını mümkün kılacaktır. Esasen bu kalkınma anlayışı her ülke için geçerlidir. Çocuk bakım imkanları, esnek çalışma modelleri ve mesleki yeterlilik süreçleri birlikte ele alınmalıdır. Aksi takdirde potansiyel iş gücü sistem dışında kalır. Danışmanlık sürecinde bireyin yaşam gerçekliği merkeze alınmalıdır. Sürdürülebilir istihdam, teorik değil pratik çözümlerle mümkündür.

Dr. Volkan Yaşar: Dijitalleşme ve otomasyon süreci iş piyasasını nasıl etkiliyor?

Dilan Narin Yaşar: Azalan çalışabilir nüfusla birlikte otomasyon artık bir tercih değil, iktisadî bir zorunluluk. Robotların bazı işleri devralması kaçınılmaz; ancak bu süreç insan odaklı becerilerin değerini de artırıyor. Bu nedenle yaşam boyu öğrenme ve mesleki eğitim programlarına yoğun yatırım yapıyoruz. Çünkü mevcut eğitimler hızla değişen dijital çağın gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalabiliyor.

Dr. Volkan Yaşar: Özellikle İskandinav ülkelerinin bu alandaki başarısı dikkat çekiyor. Almanya’nın yaklaşımı nedir?

Dilan Narin Yaşar: Tek bir eğitim artık tüm kariyer için yeterli değil. Meslekler hızla değişiyor. Almanya’da da meslek içi eğitim, mesleki yeterlilik kursları ve dijital beceri programları sosyal devletin temel araçları haline gelmiş durumda.

Dr. Volkan Yaşar: Nitelikli iş gücü açığı konusu siyasi söylem mi yoksa veri temelli bir gerçek mi?

Dilan Narin Yaşar: Kesinlikle veri temelli bir gerçek. Sağlık, bakım, eğitim, mühendislik ve teknik mesleklerde ciddi personel açığı bulunuyor. İş piyasasında “uygun nitelikli aday bulunamaması” temel sorunlardan biri.

Dr. Volkan Yaşar: Almanya’ya yeni gelen nitelikli göçmenler için en kritik aşama nedir?

Dilan Narin Yaşar: Dil bilgisi avantaj sağlar; ancak dil en hızlı içinde yaşanılan toplumda öğrenilir. Bu nedenle hem gelen bireylerin hem de Almanya’nın sorumluluğu vardır.

Kurum olarak entegrasyon ve dil kurslarını yerinde ziyaret ediyor, denklik süreçlerini ve destek programlarımızı tanıtıyoruz. Ayrıca denklik sürecinin dil eğitimiyle eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini vurguluyoruz.

Göç yasaları mevcut olsa da uygulamada ciddi gecikmeler yaşanıyor. Özellikle vize ve oturum süreçleri ile idari dijitalleşmenin yetersizliği entegrasyonu zorlaştırıyor. Oturum uzatma gecikmeleri nedeniyle işini kaybeden kişiler artık istisna değil. Bu hem Almanya ekonomisi hem de göç eden bireyler için yapısal bir sorun.

Dr. Volkan Yaşar: 1961’den bu yana Türk toplumu Almanya’da yalnızca iş gücü değil, aynı zamanda önemli bir sosyolojik aktör haline geldi. Bugün ulaşılan noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dilan Narin Yaşar: Türk toplumu artık Almanya’nın ekonomik, bilimsel ve siyasal hayatının kalıcı ve vazgeçilmez unsurlarından biridir. İlk kuşak göçmenlerin sanayi işçisi olarak başladığı süreç, bugün yüksek teknoloji, akademi, kamu yönetimi ve kültür alanlarında güçlü bir varlığa dönüşmüştür.

Bilim alanında 1995 senesinden beri mesleğinde birçok farklı ödüle layık görülen İmmünoloji Uzmanı Dr. Özlem Türeci kayda değer bir örnektir. Kendisi ve eşi Dr. Uğur Şahin Covid pandemisi esnasında yaptıkları mRNA aşı çalışmalarıyla küresel ölçekte bir başarıya imza atarak 2022’de Almanya’nın tıp alanında en önemli ödülü olan Paul Ehrlich ve Ludwig Darmstädter Ödülünün sahibi oldular. Kalp Cerrahisi uzmanı Dr. Dilek Gürsoy Avrupa’da tam yapay kalp nakli gerçekleştiren ilk kadın cerrah oldu. Kültür alanında Emine Sevgi Özdamar 2026 Bertolt Brecht Ödülü’ne layık görüldü. Akademide TU Berlin Teknik Üniversitesi’ne seçilen Prof. Dr. Fatma Deniz önemli bir örnek. Siyasette 2025 seçimlerinde 18 Türk kökenli vekil Federal Meclis’e girdi. Sinan Selen Federal Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanlığı (BfV= Almanya İç İstihbarat Teşkilatı Birimi) görevine atandı. Aşağı Saksonya eyaleti başkenti Hannover Büyükşehir Belediyesi Başkanı yine bir Türk: Belit Nejat Onay. Yine 2025’te Dr. Samet Yılmaz Schlesweig-Holstein eyaletinin başkenti Kiel’in ilk göçmen kökenli Belediye Başkanı seçildi.

Dolayısıyla Türkler artık Almanya’nın yalnızca ekonomik büyümesine katkı sağlayan bir iş gücü değil; bilim, siyaset, millî güvenlik, eğitim ve kültür alanlarında kurumsal kapasiteyi güçlendiren stratejik bir toplumsal aktör konumundadır. Bu durum, Türk toplumunun Almanya’nın bugünü kadar geleceğinde de belirleyici bir rol üstleneceğini göstermektedir.

Dr. Volkan Yaşar: Sürdürülebilir entegrasyon nasıl sağlanabilir?

Dilan Narin Yaşar: Entegrasyon tek yönlü değildir. Göç eden kadar göç alan toplum da sorumludur. Amaç kültürel asimilasyon değil, sosyal ve ekonomik uyumdur.

Dr. Volkan Yaşar: İstihdam ve sosyal politika açısından Türkiye için çıkarımlar nelerdir?

Dilan Narin Yaşar: Güçlü bir kamu istihdam sistemi büyük finansman gerektirir. Kayıt dışı istihdamla mücadele, prim sisteminin güçlendirilmesi ve dual mesleki eğitim modelinin yaygınlaştırılması kritik önemdedir.

Sonuç ve Gelecek Bakış Açısı

Dr. Volkan Yaşar: Bu söyleşiden anlaşılıyor ki Almanya iş piyasası yalnızca ekonomik bir mesele değil; demografi, eğitim, göç, millî güvenlik, bürokrasi ve sosyal devlet yapısının birlikte ele alınmasını gerektiren çok boyutlu bir kurumsal sorun alanı.

Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler de artık yalnızca iş gücü transferi üzerinden değil, kurumların işleyiş biçimleri, kapasitesi ve sürdürülebilirliği üzerinden değerlendirilmektedir. Bu nedenle önümüzdeki süreçte iki ülkenin istihdam kurumları, mesleki ve eğitim sistemleri ile sosyal politika araçları arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapılması büyük önem taşımaktadır.

Bu çerçevede, kurumların nasıl çalıştığını anlamak ve karşılaştırmak, yalnızca akademik değil aynı zamanda stratejik bir gereklilik haline gelmiştir.

Dilan Narin Yaşar: Kesinlikle katılıyorum. Günümüzde mesele sadece iş bulmak veya iş gücü açığını kapatmak değildir. Asıl mesele, insan odaklı sürdürülebilir ve uyumlu bir sistem kurabilmektir. Kurumların kapasitesi, işleyişi ve koordinasyonu bu noktada belirleyici olmaktadır.

Türkiye ve Almanya arasında bu alanlarda yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar hem göç yönetimi hem de sosyal politika açısından önemli sonuçlar üretebilir. Ortak sorunlara kurumsal çözümler üretmek, iki ülke arasındaki iş birliğinin geleceğini belirleyecektir.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?