Bazı meslekler vardır ki hata yapma lüksü yoktur. Bir cerrahın yanlış teşhisi bir insanın hayatına mal olabilir. Bir hâkimin yanlış kararı bir insanın özgürlüğünü elinden alabilir. Siyasetçinin hatası ise milyonlarca insanı etkiler. Bu nedenle siyaset yapan herkesin bilmesi gereken ilk şeylerden birisi tarihtir.
Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşanmış olayların kronolojik sıralaması değildir. Tarih, toplumların hafızasıdır. Hafızasını kaybeden insan nasıl yönünü kaybederse, tarihini bilmeyen toplumlar da aynı akıbete uğrar.
Yıllar önce Cemil Meriç'in öğrencilik döneminde tuttuğu notlarda aktardığı bir değerlendirme dikkatimi çekmişti. Siyaseti, gerçekte olmayanı olmuş gibi; olanı ise olmamış gibi gösterebilme sanatı olarak tanımlıyordu. Bu ifade ilk bakışta sert görünebilir. Ancak siyasetin en büyük tehlikelerinden birine işaret etmektedir: Hakikatin yerini zamanla tekrar edilen yanlışların alabilmesi.
Bu yüzden siyasetçinin görevi yalnızca konuşmak değildir. Konuştuğu her sözün tarihî karşılığını bilmek zorundadır. Çünkü toplumlar, siyasetçilerin kullandığı dil üzerinden geçmişlerini anlamlandırırlar.
Yakın tarihimiz bunun birçok örneğini barındırmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele sürecindeki faaliyetleri, görevleri, yetkileri ve karşılaştığı şartlar hakkında yapılan her değerlendirme, tarihî belgeler ışığında ele alınmalıdır. Tarihî şahsiyetler hakkında söylenen her söz, yalnızca bir kişiyi değil; aynı zamanda bir dönemin hafızasını da ilgilendirir.
Burada mesele herhangi bir siyasî görüş değildir. Mesele, liyakattir. Çünkü bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, yalnızca bireysel bir eksiklik değildir. Toplumun ortak hafızasına da zarar verir.
Devletler yalnızca ekonomik güçle ayakta kalmaz. Kurumlar, hukuk ve eğitim kadar tarih şuuru devlet hayatının temel unsurlarındandır. Tarih bilmeyen siyasetçi günü kurtarabilir; ancak geleceği inşa edemez.
Bu nedenle bir ülkede siyaset yapan herkesin, hangi görüşten olursa olsun, önce tarih karşısında sorumluluk hissetmesi gerekir. Çünkü tarih, yalnızca geçmişi anlatmaz; aynı zamanda geleceğin hangi temeller üzerinde yükseleceğini de gösterir.
Liyakatin olmadığı yerde tesadüfler, sloganlar ve ezberler konuşur. Liyakatin olduğu yerde ise bilgi konuşur. Devletleri ileri taşıyan da budur.
