Muğla’nın en gözde turizm merkezlerinden Bodrum denildiğinde akla genellikle hareketli geceler, kalabalık plajlar ve lüks marinalar gelir. Oysa bu hareketliliğin hemen üzerinde, yamaçlara tutunmuş bir sessizlik saklıdır: Yalıkavak sırtlarındaki Sandima Köyü.
Sandima, bugün terk edilmiş bir köy olarak anılsa da aslında geçmişin izlerini bugüne taşıyan yaşayan bir hafıza gibidir. Taş evleri, dar sokakları ve zamana direnen yapılarıyla, modern dünyanın hızına karşı sessiz ve sakin bir duruş sergiler. Her bir duvar, her bir kapı eşiği; burada bir zamanlar süren hayatın izlerini fısıldar.
Yalıkavak’ın hareketli sahilinden yukarı doğru çıktıkça, gürültü yerini rüzgârın sesine bırakır. Bu yükseliş yalnızca fiziksel bir yolculuk değildir; aynı zamanda geçmişe doğru yapılan bir geçiştir. Sandima’ya varıldığında, insan kendini bir anda zamanın dışında kalmış gibi hisseder.
Köyün terk edilişinin ardında su kaynaklarının yetersizliği ve yaşam koşullarının zorluğu gibi nedenler yatarken, bugün bu durum Sandıma’yı farklı bir noktaya taşımış durumda. Artık burası, kalabalıklardan uzaklaşmak isteyenlerin, doğayla ve tarihle baş başa kalmak isteyenlerin uğrak noktasıdır.
Ancak bu ilgi, beraberinde bir sorumluluk da getirir. Sandima’nın korunması, sadece fiziksel yapılarının ayakta kalmasıyla değil; aynı zamanda ruhunun, yani sadeliğinin ve dokunulmamışlığının korunmasıyla mümkündür. Aksi hâlde, bu sessiz köy de zamanla gürültünün bir parçası hâline gelebilir.
Bugün Sandima, Bodrum’un bilinmeyen yüzünü temsil ediyor. Gösterişten uzak, sakin ve derin… Belki de bu yüzden, yolu buraya düşenler yalnızca bir manzara değil; bir zaman duygusu ile geri dönüyorlar.
Bazı yerler vardır, anlatılmaz; hissedilir. Sandima da tam olarak böyle bir yerdir. Belki de en çok bu yüzden kıymetlidir.
