Yılın son günlerinde ilgi çekici bir kitap okudum. Yazarı George H. Hepworth, Türkçe’ye kazandıran Dr. Kadri Mustafa Orağlı. Harika bir çeviri. Kitabın adının, “Asya Türkiyesinde Yolculuk” olması düşünülmüş ancak, orjinaline sadık kalmak adına aynen çevrilmiş: At Sırtında Ermenistan. Dr. Orağlı, “1000 yıldır Ermenistan adında siyasi bir varlık bulunmamasına rağmen batılı yazarlar ısrarla bu şekilde adlandırmayı sürdürmüşlerdir” notu ile noktayı koymuş. Sanırım, adlandırmanın sebebi yazının başlığından anlaşılacaktır. Kitap, 1890lı yıllarda başlayan Ermeni ayaklanmaları neticesinde Anadolu’da yaşanan hadiseleri yerinde görmek için gelen Hepworth’ün anı ve gözlemlerini içermektedir. Kasım 1897’de İstanbul’dan başlayan seyahat Ermeni konusuna bir batılının bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
1894’te Sason ayaklanması ile başlayan hadiseler, Osmanlı coğrafyasında bulunan bazı yabancılar tarafından İngiltere, Amerika ve diğer ülkelerdeki basın organları ile paylaşılır. Bu paylaşımlar neticesinde, Batıda Türklere karşı bir kamuoyu oluşturulur. Feryat ve figan koparmak suretiyle oluşturulan bu kamuoyunun etkisiyle hem Osmanlı Devleti üzerinde baskı artar hem de Türk insanına karşı önyargı tohumları atılır. Emperyalist emeller için kamuoyu oluşturulması esastır. Türklerin “zalim, barbar”, yönetimleri altındaki Hıristiyanların mağdur ve mazlum gösterilmesi, Batıda Türklere yönelik önyargının pekişmesini sağlar ve Osmanlı coğrafyasına yönelik emellerin gerçekleştirilmesi için zemin hazırlar. Bu algının yaratılması için Avrupa ve Amerika’daki basın ve yayın organları aralıksız çalışır.
Yazar, Osmanlı’nın varlığını sürdürebilmesinin yegane nedenini Avrupa’daki büyük devletlerin kavgacı eğilimlerine dayandırır. Ayrıca “büyük devletlerin ganimetten daha fazla pay elde etme hevesi olduğu sürece ellerine bir şey geçmeyeceği, uzlaştıkları takdirde Türkiye’nin boğazın diğer tarafına atılmasının on iki ayı bile bulmayacağı” ifadeleri Osmanlı toprakları üzerindeki emperyalist emelleri açıkça ortaya koyar.
Avrupa ve Amerika’da baskı yapan New York Herald olaylara tarafsız bakan ve daha gerçekçi haberler yapan tirajı yüksek bir gazete olarak bilinmektedir. Gazetenin sahibi James Gordon Bennett Doğu ve Güney Doğu Anadolu illerine bir heyet gönderilmesini teklif eder. II. Abdulhamit önce şüphelenir fakat daha sonra izin verir. Bennett, esasında din adamı olan New York Herald yazarı George H. Hepworth’ü teklif eder. II. Abdulhamit gazetenin İstanbul temsilcisi Sydney Whitman’ın da katılması şartıyla geziye onay verir. Güzergah Hepworth’ün isteği doğrultusunda İstanbul-Trabzon-Erzurum-Van-Bitlis-Diyarbakır-İskenderun şeklinde planlanır. Faaliyet 1897-1898 kış aylarında gerçekleşir, Van hariç (yollar kapalı olduğu için) planlandığı gibi icra edilir.
Hepworth Paris’ten İstanbul’a kadar Robert Kolejinin kurucusu Dr. Hamlin’in damadı ve halefi Dr. George Washburn’ün refakatinde gelir ve yol boyunca her türlü konuyu konuşma imkanı bulur. Tesadüf mü yoksa planlı mı olduğu konusu tartışmalıdır. Hepworth ilk yazısını 1 Kasım 1897’de yazar. Aldığı notlar ve gözemlerini birleştirdiği yazılar Herald’da yayınlanır. 1897-1898 kışı boyunca yaptığı yolculukta Anadolu’nun güzelliklerinden ve çetin şartlardan bahseder. Güzergah boyunca mülki ve askeri makamlarla, misyonerlerle, Türk, Kürt, Ermeni vatandaşlarla görüşür. Görüşmelerine ve programına hiçbir şekilde karışılmaz, bunu açık yüreklilikle kitabında belirtir. Van’a gidemez, ancak Van’daki misyonerlerin başındaki Dr. Raynolds, Hepworth’ün yanına gelir ve kendisi ile görüşür.
Gözlemlerini ve görüşmelerini özetlediği yazılarını seyahati boyunca telgraf ile Paris’e iletir. Oradan da Amerika baskısı için New York’a gönderilir ve tefrikalar halinde yayınlanır. Tefrikalar 1897 sonu ile 1898 başında tamamlanır. Kitap kendisi Amerika’ya döndükten sonra basılır ve tefrikalara dahil etmediği hususları da eklediğini belirtir. Kitapta, seyahati boyunca tarafsız bir bakış açısı sunduğunu ifade eder. Yorumcuların ortak kanaati ise Amerika’ya döndükten sonra misyonerlik teşkilatının (American Board of Commissioners for Foreign Missions, ABCFM) öfkesini çekmemek adına Ermeni yanlısı bir bakış açısı ile kitabı dizayn ettiği yönündedir. Yanlı tutum İstanbul’da hayal kırıklığı yaratır. Ama olan olmuştur.
Kitap, Batı’nın Osmanlı Devleti ve Türk Milleti aleyhine yaptığı çalışmalardan biridir. O dönemde Türklerin ve ülkenin kötülenmesi bu işi yapanlara çıkar ve itibar kazandırmakta, jeopolitik hedeflere erişmek için katalizör etkisi yaratmaktadır. Günümüzde de bazı ülkelere, yönetimlere ve uluslara benzer algı operasyonlarının yapıldığı görülmektedir. Asılsız istihbarat raporları, yanlı stratejik iletişim ve söylemler, sosyolojik ve diplomatik manevralar bir ülkenin varlığına yöneltilebilmektedir. Tefrikalarda “Türkiye” adı sıklıkla geçmesine rağmen, Hepworth kitabının adında “Türkiye”yi tercih etmez. Sadece kitabın adı bile yüzyıllarca ulusumuza karşı önyargı oluşturacak bir başlıktır.
İlginçtir ki, kitabın yazıldığı 1898’den yaklaşık yüz yıl öncesine kadar durum çok farklıydı. 1720 yılında Fransa’ya giden ilk elçi Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi ve beraberindekileri görmek isteyen Fransızlar heyecan ve merak içinde caddelere ve balkonlara çıkmıştı. Hayranlıkla Türk heyetini, konuşmalarını, duruşlarını, bakışlarını izlemişti. 1783 yılında Mozart, Mehter müziğinden etkilenerek Türk Marşı’nı bestelemiş, Türk mimarisi ve kültürü Avrupa’da moda olmuştu. Peki bu kadar beğeni varken ne oldu da yüz yıl sonra Türkler kötülenir oldu? Sömürgeciliğin hedefinde Türklerin hakim olduğu, maddi ve manevi zenginliğin fışkırdığı topraklar vardı. Öyleyse Türkler kötülenmeliydi. Sömürmenin ve Türklerin yurdunu elinden almanın bahanesi yaratılacaktı. Millet-i Sadıka adı verilen Osmanlı Ermenileri emperyalistler tarafından kullanıldı. İşte bu 19. yüzyılın ortalarında başlayan bir algı operasyonu ve stratejik önyargı oluşturmanın hikayesi…Hepworth’ün kitabı ise bunun sadece bir örneği…
Milletimize atılan iftiraların ve önyargıların son bulması dileğiyle, iyi seneler olsun.
Kaynak: George H. Hepworth, At Sırtında Ermenistan, (Çev. Kadri Mustafa Orağlı), Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2024.


Hasan Ersoy 1 ay önce
Saygı ve selamlarımla
Çoban Hasan Ersoy