Yazmaya başladığım lise yıllarımdan itibaren ister şiir, ister roman, deneme veya makale türünden düz yazı olsun, kaleme aldıklarımın en çok ilgi uyandıranları, dil olarak kendimi en iyi ifade edebildiğim yazılarımdır. Hangi dili konuştuğundan bağımsız olarak, dili düzgün olanın, hâl ve hareketleri kadar insanlarla iletişimi de düzgündür.
Türkçe sizin için bir “yabancı dil” mi, bir kültür dili mi, yoksa anadil mi? Her üç hâlde de Türkçe; Asya’nın derinliklerinden sökün edip gelen, Anadolu’dan Balkanlara dek uzanan geniş coğrafyada yayılırken, kadim dillerle tanışa olan, Yunus’un dilinde bir başka, Fuzulî’de, Pir Sultan Abdal’da, Karacaoğlan’da bir başka, Yahya Kemal’de bir başka dile gelen, 220 milyondan fazla insanın konuştuğu bir dildir. Türkçe tarih yapan bir milletin dili olunca bir başka anlam kazanıyor. Bu bağlamda Türkçe, farklı anadillere sahip olanlar için de bir kültür/medeniyet dilidir.
Uluslararası Anadil Günü
UNESCO tarafından kabul edilen “21 Şubat Dünya Anadili Günü” vesilesiyle kaleme aldığımız bu yazı, yıllardan beri (ana)dil konusunda yazdıklarımız çerçevesinde değerlendirilmelidir: İrili ufaklı bütün anadillere saygılıyız ve yaşatılmasını, “farklı dil ve ırklarda yaratılmış olanlarla tanışmak ve yakınlaşmak” mealindeki ilahi emir çerçevesinde savunuyoruz. Türkçe’nin dışında farklı anadili olan vatandaşlarımızla, ortak ve resmî dilimiz Türkçe’de buluşuyoruz. Çünkü, ortak bir dil olmadan millet olmaz.
Dünyada son 500 yılda 4000 dilin yok olduğunu (geriye kalan 6000 dil) ve birçoğu da ardında tek bir iz bile bırakmadığını okuyunca, insanın içini karamsarlık kaplıyor. (William A. Haviland, Kültürel Antropoloji, s.260” Almanya örneğinde görüldüğü, hatta yaşandığı gibi:
“Güçlü ülkelerin kendi sınırları içinde yaşayan azınlıklar üzerinde egemenlik kurma yöntemlerinden biri, ana dillerini bastırmaktır. (a.g.e, s. 238)”
Türkçe bizim hafızamızdır
İnsanın kişiliği ve kimliğinin oluşumunda, düşüncelerini dile getirmede ve sosyal çevresiyle ilişkilerinde dil en öncelikli bir yere sahiptir. Wittgenstein, “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır,” diyor. Çünkü bir kültürün taşıyıcısı dildir. Kültür de bir milletin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden benliğini kaybeder.
Çokkültürlü (multikulti) topluma kültürel katkıda bulunmak için, başka bir kültüre mensup olan herkes kendi kültüründen birşeyler sunabilir. Ait olduğu kültürüyle bağları koparmış bir insanın içinde yaşadığı çoğunluk toplumunun kültürel hayatına bir katkısı olamaz! Çünkü dil, bir kültürün ana taşıyıcısıdır.
“Dil, konuşulan ve yazılan cümlelerden ibaret (M. Kaplan)” ise, bu gidişle Avrupa kültür coğrafyasında Türkçe’yi yaşatmamız mümkün görünmüyor. Yeni nesil Avrupa Türkleri, Türkçe başladıkları cümleyi Türkçe olarak bitirmede zorlandıklarından, yaşadıkları ülkenin dilinden kelimeler alarak cümleyi tamamlayabiliyor veya meramlarını ancak böyle anlatabiliyorlar. Zamanla Türkçe’den uzaklaşma, mensubu olduğu kültürden de uzaklaşmayı beraberinde getirir. Bu süreçten sonra, “Töre ve geleneklerin taşıyıcısı ve aracısı olan dil” bu özelliğini kaybeder.
Türkçe’nin Avrupa Türkleri arasında hayat bulabilmesi için önce zihinlerdeki yerini yeniden almalıdır. Zira anadil eksikliğini hissetmeyenlerin, anadil üzerine düşünce üretmesi beklenemez.
Üç şeyin seçeneği (alternatifi) olmaz: Ana, anavatan, anadil.
