Asılsız Ermeni İddialarının Arkasındaki İngiliz Oyunu

Asılsız Ermeni İddialarının Arkasındaki İngiliz Oyunu
27-03-2026

Dünyaca ünlü Alman felsefeci Jürgen Habermas bu dünyadan ayrıldı. Almanya’nın vicdanı sayılan bir entelektüeldi.  Frankfurt’taki öğrenciliğim sırasında emekliydi. Ancak, dünya felsefecilerini yaptığı dizi konferanslarla Goethe Üniversitesine çekerdi. Dizi konferanslarından çok faydalandım. Demokrasiye önemli katkıları olan Habermas, toplumdaki iletişimin ortak anlayış ve hareket üzerinde etkili olduğunu savundu. Özellikle söylem etiği üzerinde durdu.

Habermas’ı daha iyi anlatabilmek için kendinden farklı olan Foucault ile karşılaştırabiliriz.  Onlara göre konuşma yeteneği insanı diğerlerinden ayırırken, dil ve söylem toplumu şekillendirir. Gerek Foucault gerekse Habermas, bireylerin toplumsal yapılar ve düzen tarafından yönetildiğini kabul eder. Ancak Foucault, toplumda özgür ve özerk bireyin olamayacağını savunur. Düzen ve yapılar bireyi kontrol eder ve kimlik kazandırır.  Aydınlanma aklının eleştirisi olan bu konumlanış söylemi stratejik vasıta olarak görür. Foucault toplumdaki neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen bilgi şartlarına odaklanır. Söylem ile kudret ilişkilerinin kuruluş şartlarına ve değişimine dikkatini yöneltir. İnsanlar arası diyaloğun olumlu gücüne ağırlık vermez.

Habermas, ortak yaşamın kurallarına ve sosyal koşullarına odaklanır; söylem ülküsünü savunur. Araçsal aklın ahlaki olmayan kullanımı toplumu tehdit edebilir. Eşit ve özgür iletişim kaybolursa, yaşam güç, para ve bürokrasi tarafından kontrol edilmeye başlar. Habermas, Almanya’da demokrasi ve hukuk devletinin güçlenmesini savunmuş, açık yurttaşlık bilinci ve eşit tartışma ortamının siyasette temel olduğunu vurgulamıştır. Azınlık haklarının iyileştirilmesi, insan onurunu merkeze alan anayasal patriotluk ve Avrupa Birliği’ni barış projesi olarak değerlendirme gibi konulara dikkat çekmiştir.  

İlerleyen yaşlarında dinin iletişimsel eylemcilikteki yerine ve rolüne eğildi. Ancak, Hristiyan ve Museviliği esas aldı. İslam ve diğer medeniyetler ile iletişime yeterince eğilmedi. Aynı şekilde göçler neticesinde oluşan Avrupa’daki değişime kafa yormadı. Bu kifayetsizlik hissinden veya   hassas konulardan çekinmesinden kaynaklanabilir. Fakat, Foucault gibi Avrupa merkezli düşündüğü açıktır. Gazze konusunda kendi teorisiyle çelişkili ifadeleri, entelektüelliğinin oluşmasındaki kültürel sınırlarla açıklanabilir.

Dünya çok kritik bir döneme girdi. Bir yandan dünya düzeni ayaklarımızın altından kayıyor. İnsan hakları, özgürlükçü demokrasinin içselleşmesi ve gelişmesi sorun haline geliyor. Eleştirel kamuoyu, açık tartışma kültürü ve birlikte çalışma ahlakı revaşta değil.  Öbür yandan yeni bir dünya düzeni de ortada görünmüyor. Güçlü devletlerin keyfiliği, otoriter rejimlerin varlığı ve uluslararası kuralların çiğnenmesi artıyor.

Habermasın verdiği gelecek mesajı ise açıktır.  Demokrasi, ülkülerden ve etik kurallardan vazgeçerse, kendini inkâr eder!  Demokrasiyi geliştirmek, özgür ve eşit bireyler olarak yaşamak için birlikte mücadele etmeliyiz.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?