Bu siyah tükenmez kalemle yapılan çizim, sürrealist ve ekspresyonist unsurlar taşıyan güçlü bir sanat eseri olarak öne çıkıyor. Kompozisyon, organik formların ve doğaüstü imgelerin birleşimiyle, bilinçaltına hitap eden bir görsellik sunuyor. Merkezi figür, eriyen ya da dönüşen bir formu andırıyor ve izleyicide varoluşsal bir kaygı hissi uyandırıyor.
Sanatçının, ışık ve gölgeyi ustaca kullanarak meydana getirdiği derinlik hissi, esere dramatik bir etki katarken, çizgilerin hareketliliği ve yoğun dokusal detaylar eserin dinamik yapısını pekiştiriyor. Bu, chiaroscuro (ışık- gölge oyunları) tekniğine benzer bir etki yapıyor. Çizgilerin hareketliliği ve yoğun dokusal detaylar, eserin dinamik bir anlatım dili oluşturmasını sağlıyor.
Çizimdeki soyut ve akışkan formlar, izleyicinin bilinç dışında yer alan imgeleri çağrıştırarak, anlamın sabit değil, kişisel deneyimlere göre değişen bir yapı kazandığını ortaya koyuyor. Uçsuz bucaksız bir evrende süzülen mistik bir varlığı çağrıştıran bu çizim, insanın doğa ve evrenle olan ilişkisini sorgulayan metaforik bir anlatım içeriyor.
Sanatçının imzası ve 2024 yılına ait bir tarih içermesi, eserin günümüz sanat anlayışına dair çağdaş bir yorum sunduğunu gösteriyor. Bu eser, sanatta düşsel dünyaların sınırlarını zorlayan, anlam katmanlarıyla derinleşen bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda gerçeklik algısını bükerek, izleyiciyi kendi varoluşsal düşüncelerine yönlendiren güçlü bir sanatsal ifade biçimi sunuyor.
Gerçeküstü formların derinliği ile "varoluş" ve "evrensel bilinç" olarak bu siyah tükenmez kalemle yapılan çizim, sürrealist ve ekspresyonist unsurların iç içe geçtiği güçlü bir anlatıma sahiptir. Sanatçının oluşturduğu kompozisyon, organik formların doğaüstü imgelerle bütünleştiği, izleyiciyi bilinçaltının derinliklerine doğru sürükleyen bir görsellik sunuyor. Merkezi figür, eriyen ya da dönüşüm geçiren bir varlığı andırarak varoluşsal bir kaygı hissi uyandırıyor.
Arka plandaki kozmik unsurlar, uçsuz bucaksız bir evren hissi yaratırken, ön plandaki eriyen ve damlayan figür, insanın doğa ve evrenle olan bağlantısını sorgulatan bir metafor işlevi görüyor. Belki de sanatçı burada, insanın kendini sürekli yeniden inşa eden doğasını ve dönüşüm sürecini görselleştirilir. Düşsel dünyaların sınırlarını zorlayan ve çok katmanlı bir anlam taşıyan bu çizim, sanatın bilinçaltı keşfi üzerindeki etkisini vurgulayan etkileyici bir çalışma olarak değerlendirilebilir.
Bu siyah tükenmez kalemle yapılan çizimi, resim sanatı ve estetik değerler açısından bilimsel bir çerçevede ele alarak yorumlayalım. Sanat kuramları (teorileri) açısından bakıp incelersek; bu eser sürrealist ve ekspresyonist öğeler taşıyan, bilinçaltı imgeleri ve varoluşsal kaygıları yansıtan bir çalışmadır.
Sürrealizm, rasyonel düşüncenin ötesine geçerek bilinçaltının serbestçe ifade edilmesini amaçlar. Bu çizimde de organik ve soyut formlar aracılığıyla bilinçaltına yönelik bir anlatım görülmektedir.
Ekspresyonizm ise sanatçının içsel duygularını ve bireysel deneyimlerini vurgulayan bir akımdır. Çizginin hareketliliği, gölge- ışık kontrastları ve dokusal yoğunluk, sanatçının güçlü bir duygu durumunu yansıttığını gösterir.
Estetik değerler ve görsel algı sanatı estetik değerleri açısından incelendiğinde, bu çizim şu temel unsurlarla dikkat çeker: Kompozisyonda merkezi figür, dikkat çekici bir şekilde düzenlenmiş ve odak noktası olarak belirgin hale getirilmiştir. Bu figür, simetri ve denge yerine, organik bir hareket hissi yaratacak şekilde konumlandırılmıştır.
Çizgi kullanımı sanatçının tükenmez kalemle oluşturduğu yoğun ve çapraz tarama tekniği, dokusal bir derinlik hissi verir. Çizgilerin yönü ve ritmik tekrarı, gözün eserin içinde dolaşmasını sağlar. Biçim ve hareket olarak akışkan ve eriyen formlar, durağanlıktan uzak, dinamik bir kompozisyon oluşturur. Bu durum, izleyicinin bilinçaltı ile eser arasında bir bağ kurmasını sağlar.
Algısal psikoloji ve izleyici üzerindeki etkisi Gestalt psikolojisine göre, insan beyni şekilleri tamamlama eğilimindedir. Bu çizimde, izleyici figürlerin neye benzediğini anlamaya çalışırken kendi bilinçaltı imgelerini devreye sokar. Belirgin olmayan sınırlar ve soyut formlar, çok anlamlılık (multistability) yaratır.
Ayrıca, estetik deneyim kuramlarına göre, belirsizlik içeren imgeler, izleyicinin daha fazla dikkat göstermesine ve bireysel anlamlar yüklemesine yol açar. Bu eser de, her bireyin kendi algısına göre farklı yorumlayabileceği öznel bir anlam dünyası sunmaktadır.
Teknik ve malzeme kullanımı açısından siyah tükenmez kalem kullanımı, eserin hem sınırlamalar içinde yaratıcı bir ifadeye ulaşmasını hem de detayları ön plana çıkmasını sağlar. Tükenmez kalemin akışkan olmayan, geri dönüşü zor bir malzeme olması, sanatçının her çizgiyi bilinçli bir şekilde oluşturmasını gerektirir. Bu, gestural (jestsel - şaka) ve spontan (aniden) bir çizim tekniğini yansıtır.
Sonuç ve değerlendirme bu çizim, sanatta sürrealizm, ekspresyonizm ve bilinçaltı temalarını güçlü bir biçimde yansıtan, kompozisyon ve teknik açıdan başarılı bir eser olarak değerlendirilebilir. Sanat kuramları, estetik değerler ve algısal psikoloji açısından ele alındığında hem sanatsal hem de bilimsel anlamda dikkat çekici bir çalışma olduğu söylenebilir.
Bu tür eserler, yalnızca görsel bir deneyim sunmakla kalmaz, aynı zamanda izleyiciyi düşünmeye ve kendi iç dünyasını keşfetmeye teşvik eder. Dolayısıyla bu çizim, estetik değerleri ve psikolojik etkileri bakımından çok katmanlı bir sanat eseri olarak tanımlanabilir. Gerçekçi ve gerçek olmayan motiflerle harmanlayıp yer yer klasik perspektif kullanarak satıhtan derinlik hissi vermeye çalıştım.
Resmin merkezinde olacak nesne veya şekil alt üst yan kenarlara taşmaması lazım. Bu yerler belirlendikten sonra gerçekçi resimlerde ışık gölge meselesi ortaya çıkar. Işık ve gölge istikamet ve bilgi olarak zihinde belirtilir. İnce detay ve teferruat çalışmaları bütün bu işlemlerden sonra başlar.
Bir örnek olarak bir portreyi ele alırsak; bazıları gözün, kaşların, saç başlangıcı, burnun, dudakların, yanağın, çenenin, kulağın ve şakakların yerini belirtmeden; hatta iki gözün yerini belirtmeden, gözün birisi üzerine detay çalışmasına başlarlar. Tabii ki böyle bir çalışmanın sonucunda resim, bozuk bir orantı yüzünden bir yana sarkar gider ve güzel görünmez. Kompozisyon denen bu yerleştirmeden gözler cetvelle ölmeden göz kararı ile yerlerini belirtmeli ve oranlarını doğru olarak ele almalıdır.
Bir başka önemli noktada ne ile olursa olsun ister karakalem ister kuru boya ister tükenmez kalem veya pastel; ilk çizilen çizgiler gayet soluk ve ince olmalıdır. Bazıları bastırarak çizerler, çizimin sonunda hatalı olan çizgiyi ortadan kaldırmak için silgi kullanırlar. Çizgi bastırılarak çizildiği için rengi ortadan kalkabilir ama orada bir çukurluk izi kalır. Halbuki çok ince ve hafif çizilirse; silindiği zaman izi kalmaz. Hatta silmeye de gerek kalmaz; oradaki karalama ve gölge ışık verilişi ile o çizgi ortadan kaldırılabilir yani karalama içinde içine adapte edilmiş olur.
Biz tekrar bugünkü çizimimize gelelim ve stilize edilmiş bir şekilde ortasına ufuktan bize doğru küçülen kalıplaşmış bir kalp şekli çizdim. Bu kalp resminin geniş ve ufuk çizgisine yakın yerini sağdan sola, soldan sağa paralel çizgilerle sanki dalga dalga bir derinlik izlenimi vermeye çalıştım. Çizgiler bize doğru yaklaştıkça araları açıldı ve hatta kesinleşti çünkü o kalbe bileceğin şeklin içerisinde göz yanılması ile bir derinlik izlenimi vermeye çalıştım.
Bu kalbe benzeyen şeklin kenar çizgilerinin o bölgede olan ve dalgaları andıran sağdan sola ya da bir merkezden geliyormuş gibi izlenimini veren dalgalardan daha koyu yaparak beyazlı yukarı çıkardım. Bu bölgedeki kalbe benzeyen şekle bakıldığı zaman sanki koyu renkteki zemin üzerine beyaz bir örtü örtülmüş gibi his verdi. Diğer bakışlarımız o kalbe benzeyen şekle bakarsınız; onun üzerinde arkadan öne doğru bir derinlik hissi verilmiş oldu.
Kalbe benzeyen şekil dış bölgesine göre yüksekte, içine bakıldığı zaman da çukur bir bölgeyi göstererek algı ve göl göz yanılmasına sağlamış oldu. Bu derinliği vermek için de olan resim çizme alanımızın merkezinde olan dikey bölgenin ucunu koyulaştırarak adeta bir tel şekline getirerek; alttaki beyazın ortasına doğru getirdim. Bu sivri uç alttaki zeminin hiçbir yerine dokunmuyor ve sanki muallakta bir görüntü arz ediyordu. Bu da alttaki beyaz örtülü yerin içine doğru çukur olduğunu göstermek için resmedildi.
Merkezdeki motif üzerinde Salvador Dali tarafından zamanı belirtmek için çok kullanılan kırılmış ve tavada pişirilmiş ama hiç karıştırılmamış bir yumurta şeklini çizmeye çalıştım. Oraya yaptığım neredeyse eşkenar dörtgen şeklindeki bölgenin ortasına bir dal parçasının üzerine o tavada pişirilmiş yumurtayı astım.
Ama çizgilerle yumuşatarak sanki bir omuz veya bir çamaşır hissi verdim. Gül dalı gibi çizdiğim dikenli dala asılmış şekilde bu izlenimi verirken; o dalı da bir yere bağlamadım, dikkatli bakılırsa gül dalının da havada olduğunu izlenimini görebilirsiniz.
Ana konudan yumurtanın beyazı ve sarısını çizimin sağladığı kolaylıklarla koyu ve açık renkte yaparak birbirlerinden ayrılmasını sağladım. Bu eşkenar dörtgen şeklindeki şeklin kenarlarını koyulaştırdım: çünkü, ortadaki yumurta şeklinin beyazlığını ortaya çıkarmak istedim.
Gerçeküstü resimlerde ışık, bazen tek yerden gelmez; sanatçı, ışığını istediği şekilde kullanarak çizdiği veya yaptığı resmi dengeleyebilir. Aynı perspektifte olduğu gibi realist ressamlarda ışık gölge ve gerçek objeden yola çıkılarak yapılan deformasyon özgürlüğü vardır.
Bunu neden yaptın diye sanatçıya sorulmaz. Sanatçı bu deformasyon ve Işık gölge oyunlarıyla hatta renk farklılıklarıyla görüş ve algı yanılması yapabilme amacını büyütmüş olabilir. Real (gerçek) bir objeden yola çıkarak göz yanılması ve deformasyon olayları Salvator Dali'de, Rena Magritte bunların takipçisi olan bir çok meşhur ressamlarda görülebilir.
Deformasyonun yanında gerçeküstü resimlerde bir de yabancılaştırma gibi amaçlar görülür, yabancılaşma yapılırken bazı şekiller çizilerek insanların algısında bir şeylere benzetme duygusunun uyandırılması sağlanır.
Ben de bu eşkenar dörtgen şeklindeki bölgenin bazı yerlerine değişik şeyler koyarak sanki onu, duvara asılmış bir kalkan balığı izlenimini verdin. Kalkan balığı şekline benzemesini esas amaç olarak benimsemedim ama bazıları o şekilde düşünsün diyerek; bazı yerleri ona yakın çizdim.
Başkaları, bu algılama ve yanıltma noktalarını hiç akla gelmeyecek şekillerde tasavvur edip benzetebilirler. Aynı kahve falı gibi şurası kuzuya benziyor, şurası kanatlarını açmış bir kartala benziyor, şurası güneşe benziyor, bak şurada sigara içen bir adam var, bak şurada bir atlı var gibi her kişinin kendi beyni o şekilleri bir şekilde algılayıp benzetebilir. Aynı şekli bir başkası başka bir şekilde görür.
Resmin arka fonunda üçü küre şeklinde olmak üzere gökyüzü izlenimini vermeye çalıştım. Büyük bir ay olabilir. Hatta büyük kürenin hiçbir bölgesi zemine düşmüyor. Bu da onun uzay içinde boşlukta kaldığını gösteriyor. Aynı türden olan motiflerin de kendi aralarında mutlaka küçük de olsa farklılıkları olması lazım.
Doğada bunlar vardır: kiraz ve vişneyi ele alırsak; önce tat olarak farklılık ortaya çıkar. Bu farklılıklar büyüklük, renk, çekirdek, kabuk, ağaçlarındaki yaprakların rengi ve kenar girintileri çıkıntıları dahil küçük nüanslarla farklılık gösterir. Doğadaki gördüğüm bu özelliği buradaki küreler üzerine de koymaya çalıştım.
Büyük boşlukta, ikinci küre sanki bir yere konmuş gibi gölgesi var. Üçüncü kürenin ise yüzeysel ama hacmi yok bir ve ikinci kürelerden hacim var yuvarlaklık hissi var. Bir de bunlara tam tersi olarak büyük kürenin altında değişik bir şey yani hiçbir şeye benzemeyen bir kabarttı bir ay çekirdeği biçimini oraya çizdim.
Bunların amacı resmi değişik yerlerinde aynı şekilde bakarak değil; yeni şeyler görüp onları algılayıp resmin bütünlüğünü kavramak içindir. Realist resimlerde konu ortada geçtiği için ilk bakışta resmi anlayabiliriz. Fakat, maniyerist ya da diagonal bir perspektif ile çözümlenmiş resimlerde konuyu anlamak için her bölgeye ayrı ayrı bakıp, daha sonra esas konuyu kavrayabilmek için bu detayları birleştirerek bir sonuca ulaşmamız lazım.
Hele hele gerçeküstü ve fantezi resimlerde bu konu daha önemlidir. O yüzden resme uzaktan bakıldığı gibi yakınlaşarak hatta bazen sağından solundan bakılması da gerekir. Onun için resmi yapmak ayrı ayrı bir beceri, resmi anlayıp kavramak ise kültür gerektiren bilgi gerektiren tecrübe gerektiren meziyetleri içerir.
Gelişmiş ülkelerde müze ziyaretleri saatlerce sürebilir. Müzeyi ziyaret eden izleyiciler birkaç kez o resmin önüne gelerek; onu değişik yönlerden izleyerek, hatta kulaklık ile icraat veren rehberlerden yararlanarak resimleri algılamaya, kavramaya ve o resimle birlikte yaşamaya çalışırlar.
Aslında bütün güzel sanatlar ve bilimsel gelişmeler algılama, merak etme, hayalleme, bilgilenme kavrama noktasını içerir. Ben genellikle resimlerimi burada bu amaçlar için şunu çizmek istedim, bu renkte bu şekilde şunları düşündüm diye pek yorumlamam.
İzleyiciler, kendi kültür seviyesine göre, kelime dağarcığına göre, algılama gücüne göre o resimde ne görüyorsa; o olsun diyerek her şeyi onlara bırakırım. Bazıları ben burada bunu görüyorum dedikleri zaman; ben de hayretler içinde kalabiliyorum. Çünkü onların dediği şeyleri belki yapmamış olabilirim. Başka şeyler düşünerek bir macera yaşayarak yaptığım resmin bazı sırlarının ben de kalması gerekir.
O sırlar ile o resmi çizerken yaşadığım anlatılması zor olan o zevklerin herkese ifşa edilmesine gerek yoktur sanırım. O resimden izleyenin de kendine has aldığı zevkin benim tarafımdan sınırlanarak, yorumlanarak onun düşünme özgürlüğünün ortadan kaldırılması bana göre bir baskı, bir sınırlamadır.
İnsanlar güzel düşüncelerini yaptırım haline getirmeden ortak hoşgörü ile güzelden hep beraber zevk alabilirler. Takdir, tanımak, bilmek, kavramak, algılamak, hoşgörü ve güzellik olduğu zaman özgür düşünce ile bütün hepimiz mutlu olabiliriz. İnsanlar bakabilir; hatta hatırı sayılır bir bakan da olabilir, fakat, önemli olan bakan değil işin özünü gören olabilmektir.
Bir eserde emeği, inceliği, farklılığı, güzelliği ve bu eserin amacını görebilmek büyük bir erdemdir; bu erdem hepimizi rahatlatır, güzelliğe ve huzura götürür, saygı ve güveni getirir. Eseri takdir etmek; olgunluk ve erdem meselesidir. En büyük değerli olanı ve en güzeli ben çiziyorum: demek sanatta mümkün değildir.
Elbette her sanatçı en güzeli ve en plastik değerlere uygununu yapar: her sanatçı kendi devrinin ve sanat tarzının, akımının bir üreticisidir. Her üreten sanatkâr kendi tarzıyla, kendi kültür, sosyal çevresi ve yaşadığı çağı ile özel ve güzeldir.
Bergamalı heykeltıraşları çok realist heykeller yapmışlar, onlardan sonra daha bir çok heykeltraş daha güzel, daha ince detaylara inen, veyahut ta daha somut ve soyut heykeller yaptılar.
Fakat, yüz tane fotoğraf makinası ile bir manzara resmi çeksek %99'u aynı olabilir. Aynı yerin yüz ressama manzaranın resmini yaptırsak; hepsi en az olsa da farklı yaparlar. İşte sanat böyledir ve arada hiçbir tercümana ihtiyaç duymadan evrensel ve tek bir dil ile anlaşabilirler. Sanatta yabancı ve ötekinin dili yoktur.

