Gök Girsun Kızıl Çıksun

Gök Girsun Kızıl Çıksun
05-02-2024

Gök girsin kızıl çıksın! Ne muhteşem, ne güzel bir ritüel, ne köklü bir yemindir. Göktürklerden günümüze kadar evrilerek gelen bu yemin elbetteki Türk'ün yemini ve zamanla evrilerek günümüze kadar ulaştı bu ritüel.

 

Aşinalar ülkesinin kurucuları Göktürkler, tam bir ritüel toplumudur. Göktürkler kökenlerini hatırlatmak için kapılarının üzerine kurt başlı bir tuğ asarlardı. Göktürkler, "Aşina" adını taşıyan ve kelime anlamı olarak kurt neslini ifade eden Hun ailesine mensup Türklerdir. Yine kurt, Oğuz Kağan Destanı'nda yol gösterici olarak ifade edilmektedir. Aşinalar Ülkesinin başkenti Ötüken’di. Kurucusu ise Bumin kağandır. Göktürklerin rakibi ve ezeli düşmanı ise Dokuz Oğuzlar ve onun içinde olduğu Tang hanedanlığıydı. Tanglar, köken itibariyle Öntürk’tür. Öntürk olmaları münasebetiyle de Türklerle iyi ve köklü ilişkiler geliştirmişlerdi. Hanedan üyeleri Türk kültürüne çok yakın bir kültürle yetiştirilirlerdi. Yine atamız Oğuzlar'da bir ritüel toplumuydu. Oğuzlar çocuklarına isim koyarlarken bile büyük törenler yaparlar ve yaptıkları bu törenlerin ana teması ise ritüeller ve yeminler olurdu. Yapılan bu ritüeller toplum içinde özendirilerek yüceltilir çocuğa bir bayram havasında ismi koyulurdu. Bu ritüeller silsilesi ilk olarak verilen isimle başlar ve çocuk bir delikanlı olup, kılıç kuşanarak, savaşa gidene kadar devam eder ve yine savaşlarda ölenlerde ritüeller eşliğinde sonsuzluğa atalarının yanına uğurlanırdı. Osmanlı'ya gelindiğinde ise Yeniçeriler yemin törenlerinde yapılan ritüelleri esnasında başlarına börk takarlardı. (Yeniçeri ocağı Orhan gazinin isteğiyle Hünkar Hacı Bektaşi Veli tarafından kurulmuş bir Türkmen ocağıydı.) Yeniçeriler Osmanlı adıyla anılan Türk imparatorluğunun vazgeçilmez merkez ordusuydu. Bu askerlerin yemin töreninde börk takmaları da Hünkarı Hacı Bektaşi Veli tarafından önerilerek sürdürülen bir gelenekti taki II. Mahmud tarafından 1826 yılında Vak'a-ı Hayriyye denilen olay sonucunda bu ordu lağvedilene kadar, yemin töreni ve ritüellere devam edildi. Daha sonraları ritüeller eşliğinde sürdürülen bu yemin törenleri özellikle Osmanlı'da dini bir kimlik kazanmıştır. Ancak yeniçerilerin yeminlerinde ifade edilen ve bu yemin de geçen Ekmek, Tuz ve Su şaman ritüellerinde de geçer ve bu üçlü kutsal sayılırdı. Türk şaman geleneğinden de Osmanlıya kadar ulaşmıştır. Atalarımız tolu adını verdikleri kadehlerine doldurdukları ve at sütünden yaptıkları içkilerinin içine bileklerinden hafifçe kesip, kan damlatarak iki alp birbirinin karşısında durarak, kadehlerini birbiriyle değiştirirler ve kadehlerini Gök Tengri’ye doğru kaldırarak içerlerdi. Buna Ant içmek denirdi ve bu iki asker aynı zamanda sonsuza kadar kan kardeşi olurdu. Savaş, barış, erginlenme, ölüm ve ebedi hayat temaları ile ilişkilendirilen ant içme ritüeli, Türklerin en arkaik ve kadim geleneklerindendir. Ant içme merasiminin en eski görsel ikonografilerini, sonsuzluğa uğurlanan ve ellerinde kadeh tutan Alp heykellerinde görebiliriz. Bugün bile askerlerimiz silah ve bayrak üzerine ellerini koyarak yüksek ve tok bir sesle ant içme törenlerinde yine aynı geleneğin devamı sayılabilecek yemin ritüellerini sürdürmeye devam etmektedirler.

 

Sonuç olarak tarihi konuları işleyen ve tarihi filmleri çeken ekipler, günlük yaşam içinde su içmeyi bile bir ritüele çevirmiş olan atalarımıza inat bu ritüellere dair hiçbir örnek vermeden neden ve ne için filmlerini bitirmekteler. Gurur duymamız gerekirken Atalarımızın kültürü neden bizi utandırıyor. Bir zamanlar Orta Asya’da yaşananlar, atalarımızın bilinmeyen yönleri ve gizli tarihimizde oluşturulmuş olan ritüeller ve yaşananlar bugün bile hâlâ gizemini korumaktadır. Atalarımızın Ergenekon’dan çıkışları, ünlü yaradılış ve Oğuz Kağan gibi efsanelerle dolu destansı hayatları ve o dönemde yaşadıkları neden bir filmin konusu yapılmıyor? Neden tarihimize bu kadar yabancıyız? Neden Türklüğün gurur veren köklerinden hiç bahsedilmiyor? Neden bilimsel çevrelerce bu efsaneler üzerinde ezoterik temelli bir araştırma yapılmıyor? Ayrıca neden televizyonlarda sıklıkla boy gösteren popüler tarihçilerimiz bu konuda hep sessiz kalmaktadır? Biz Türkler daima tarihimizden gurur duyan nesillerdik ve geçmişimizle gurur duyduğumuz gibi geleceğimizi de de gurur duyacağımız nesillere armağan edeceğiz. Atamızın da dediği gibi Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Türk! Öğün! Çalış! Güven!.. Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur. Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur.

 

Bir zamanlar yeniçeriler bu şekilde yemin ederdi.

 

Bismişah, Allah Allah, hûû!
Yolum yolunuz, kolum kolunuz, dolum dolunuz,

Dinim dininiz, başım yolunuzda, canım uğrunuzda, malım törenizde kurban.
Dilim tercüman, erenlerden ferman, tuz, su, ekmek gördüm,
Yoldan ayrılırsam tuttuğunuz kılıç boynuma doğrak mürdüm.
Gerçekler demine, pir gayretine, ya ali, hû!
Ey muaviye ümmeti, ey düşmanı muhammedi,
Siz küfrani, biz şükrani, siz bir taraf, biz bir taraf.
Kendi kılıcımda doğranayım, yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım.
Üçler, beşler, yediler, kırklar nuru nebi,keremi ali, keramatı veli
Gülbangi muhammedi pirimiz, hünkarımız, üstadımız kutbul arifin
Hünkarımız Hacı Bektaşı Veli demü devranına hü diyelim hûû!

Gök girsun, kızıl çıksun!

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Turan Tunç Bilir
Turan Tunç Bilir 2 ay önce
Harika anlatımınız için tebrik ederim. Teşekkürler "Ali Aşılı"
Ekin
Ekin 3 ay önce
Ne muhteşem bir ritüel. Gök girsin, kızıl çıksın
Selami
Selami 4 ay önce
Keske bu nedenlerin sesi daha yüksel se toplumumuzda... ama ne yazık ki Türkiye halkı sorgulamayı bırakalı çok oldu... ne mutlu sizin gibi hatırlatmaya çalışan yazarlara...