İran’ın Bir Sonraki Hamlesi: Adil Kısas, İsrail İçinse: Oidipus Laneti

İran’ın Bir Sonraki Hamlesi: Adil Kısas, İsrail İçinse: Oidipus Laneti
14-04-2026

Ortadoğu’daki mevcut gerilimde pek çok stratejistin gözden kaçırdığı temel bir nokta var. Bu nedenle İran, ABD ve İsrail eksenindeki savaş öngörüleri ve hedefleri, çatışmanın daha ilk haftasında geçerliliğini yitirdi. ABD aslında İran meselesinde doğru bir okumaya sahip; Ayrıca Tahran’ın bölgedeki potansiyelinide çok iyi biliyor. Bölgeyi yeniden dizayn etme ve haritaları güncelleme hedefiyle yola çıkan güçlerin; dayattıkları savaşların, darbelerin ve iç çatışmaların arkasındaki asıl amacın İsrail’in güvenliğini sağlamak ve ömrünü uzatmak olduğu gün geçtikçe dahada net anlaşılıyor.

​Ancak bölgeye dayatılan asimetrik savaş yöntemleri, İran söz konusu olduğunda beklenmedik bir dirençle karşılaştı. İran’ın bu sürece öngörülenden çok daha hazırlıklı olduğu anlaşıldığında, ABD ve İsrail’in bazı stratejik hamleleri gerçekleştirmesi için artık çok geç kalınmıştı.

​Tarihten Bir Ders: Irak’ın İşgali ve Kesnizani Operasyonu

​ABD’nin vatan savunması yapan ordular karşısında ne kadar zorlandığının "fragmanını" aslında tüm dünya Irak Savaşında görmüştü. 1990’daki Kuveyt işgali sonrası başlatılan Çöl Fırtınası Operasyonu, Kuveyt’i kurtarmış ancak Irak ordusunu tamamen bitirememişti. O dönem Irak ordusu; 500 bin konvansiyonel asker, 6 milyonluk Kudüs Ordusu ve 225 bin kişilik elit Cumhuriyet Muhafızları’ndan oluşuyordu.

​ABD, bu gücü askeri yöntemlerle kırmanın zorluğunu görünce farklı bir yöntem izledi: Kesnizani Cemaati. Şeyh Muhammed bin Abdülkerim el-Kesnizani liderliğindeki bu yapı, 2003’e kadar Irak devletinin kılcal damarlarına sızdı. Saddam’ın ailesinden ordu komutanlarına ve istihbarat subaylarına kadar herkes bu yapının müridi haline getirilmişti.

​ABD’nin 2003 yılındaki işgali başladığında, Irak ordusunun bazı birimleri direniş gösterse de cemaat yapılanması sayesinde içeriden büyük bir çürüme başlatılmıştı. Dönemin ABD Başkanı Bush ve İngiltere Başbakanı Blair istifanın eşiğindeyken, istihbarattan gelen bir haber gidişatı değiştirdi: 11 Cumhuriyet Muhafızları komutanından 10’u rüşvet ve yargılanmama garantisi karşılığında silah bırakmayı kabul etmişti. Sadece Bağdat’ı savunan milliyetçi bir komutan teslim olmayı reddederek son askerine kadar savaşmıştı. Ancak Irak bu gelişmeler ve hainlikler nedeniyle gerçek askeri gücünü gösteremiyor ve ortada ABD ile savaşan topyekün bir savaşçı bir orduda yoktu. Bu sebeple Irak insanı bir ezilişin insanlık dışı bir zulmün ortasında kalarak akın, akın ülkesini terkediyordu. Dünya medyası bunu "ABD’nin bir kahramanlık hikayesi" gibi sunsa da gerçekte Irak ordusu ortada yoktu, hain bir ekip tarafından Irak, toprağını Ülkesini ve insanını savaşmadan ABD’ye teslim etmişti.

​İran’ın Askeri Kapasitesi ve "Adil Kısas" Doktrini

​İran-ABD-İsrail geriliminin tüm dünyaya gösterdiği şey, İran; ne Afganistan’a, ne Irak’a ne de Suriye’ye benzemektedir. İran, 40 günlük yoğun çatışma sürecinde misliyle karşılık verme yeteneğini kaybetmediği gibi, bunu nitelik ve nicelik olarak artırmayı başardı. Batı ittifakı başlangıçta "rejim değişikliği" hedeflerken, bugün sadece Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli hale gelmesine odaklanmış durumdadır. ​Bu meselenin göz ardı edilen asıl boyutu ise teolojiktir. Bir tarafta yaklaşık 90 milyonluk tabanıyla Evanjelist-Siyonist ittifakı ve "Arz-ı Mev’ud" (Vaat Edilmiş Topraklar) ideali; diğer tarafta ise Şia fıkhı üzerine temellenen bir direniş hattı bulunmaktadır.

​Maide 45 ve Adil Kısasın Anlamı

​İran’ın stratejisinin temelinde Maide Suresi ve 45. ayet yatar: “Cana can, göze göz, buruna burun...” Bu ayet, Şia fıkhında üç ana sütun üzerine oturur:

Mutlak Denge: Suç ve ceza arasında orantılılık.

Bedensel Bütünlük: Yaralamalarda tam eşitlik, sağlanamıyorsa tazminat.

Affetmenin Erdemi: Adaleti merhametle dengelemek.

​Ancak ayetin sonundaki uyarı İran için bir devlet doktrinidir: "Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." İran için Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El-Mühendis’in suikastla öldürülmesi, "Adil Kısas" gereği ABD’nin Ortadoğu’dan tamamen çıkarılmasını zorunlu kılan bir olaydır.

​Jeopolitik Riskler ve Bölgesel Dönüşüm

​Şu ana kadar her askeri hamleye misliyle (Adil Kısas) cevap veren İran’ın, bir kara harekatı durumunda bu doktrini en sert şekilde uygulayacağı unutulmamalıdır. Bölgedeki Şia nüfus yoğunluğu (Bahreyn %87, Irak %67, Lübnan %50 vb.) göz önüne alındığında, İran’ın buraları belirleyici bir savaşa hazırlamadığını düşünmek ABD ve İsrail için saflık olur. Uzlaşı sağlanamazsa; Bahreyn’de rejimin el değiştirmesi, Suudi Arabistan’ın petrol bölgelerinin denetiminin sarsılması ve BAE sahillerinde İran nüfuzunun artması kaçınılmaz bir son olacaktır.

​Sonuç: İsrail ve Oidipus Laneti

İsrail’in durumunu Sophocles’in Kral Oidipus tragedyasına benzetebiliriz.

Oidipus, bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenmiş ve şehre koca bir lanet (veba) getirmiştir. Oidipus, bu felaketin nedenini kendisinde aramak yerine kahinleri suçlamış, gerçeklere gözlerini kapatmış, kafasını kuma gömen deve kuşu gibi davranmıştır.

İsrail de benzer şekilde, bu topraklara döndüğü günden beri bölgenin kadim halklarıyla çatışarak bir "lanet" tohumu ekmiştir. Tıpkı Oidipus gibi, İsrail’de yaşadığı krizlerin nedenini hep dışarıda aramaktadır. Ancak gerçeği görmeyi reddettikçe, sakınmaya çalıştığı sona daha da çok yaklaşıyor. "Veba" olarak gördüğü unsurlara saldırdıkça kendi sonunu da hızlandırıyor. Eğer İsrail bu varoluşsal inadını sürdürürse, ilan edilen "Adil Kısas" tıpkı Oidipus’un trajik sonu gibi İsrai’in kendi kendini yok etmesiyle sonuçlanacaktır. Onu koruyanlarda elbette bu karanlık sondan nasibini alacaktır. Bu son bir kaçınılmazdır. Kafasını kuma gömenler dışarda kalan bir yerlerine olacaklardanda elbette kendileri sorumlu olacaktır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?