Müslümanlar bir gün hakkın hakim olacağı bir düzeni gerçekleştirmek için gayret ve çaba göstermek için sabretmek ve çalışmak gerektiğine inanıyorlar.
Hakk'ın hakim olabilmesi için ise insanların gönüllerine ve kalplerine girmek gerekiyor, öyleyse bu insanların gönüllerine ve kalplerine girebilmek için onu savunan onu iddia eden, insanlar çok dürüst, samimi ve ahlaklı olmaları ve ahlaklı yaşamaları lazım.
Bugünün müslümanlarına baktığımızda o ahlâklı toplum ve ferdi görebiliyor muyuz, yani insanlar Müslümanlara baktıkları zaman onun şahsında, onun hayatında veya onun duruşunda ahlaki bir duruş görebiliyorlar mı?
Müslümanların örnek bir yaşamları var mı, bırakın sıradan insanları, toplumun önünde giden yani Müslümanlara önderlik eden, liderlik eden, insanların hayatlarına baktığımızda, ahlâki bir davranış veya duruş görebiliyor muyuz, İslam dininin emrettiği şekilde bir dik duruş sergileyebiliyorlar mı.
Aşağıda okuyacağınız yazıyı bir Hristiyan Başpiskopos tarafından yapıldı ve bu konuşma inşallah biz Müslümanlar tarafından iyi anlaşılır ve değerlendirilir çünkü bizim artık sözden ziyade eyleme geçmemiz gerektiğine inanıyorum.
Bir okulun mezuniyet töreninde mezun olan öğrencilere yapılan bir konuşma;
"Bugünden itibaren hepiniz birer Stajyer rahip olarak görev yapacaksınız. Artık öğrencilik yıllarınız bitmiş, öğreticilik çağınız başlamıştır. Gerçi öğrenme ömür boyu süren bir gerçektir. Hepiniz için ilim yolu, yüksek tahsil yolu, hep açık tutulacaktır. Doktora Fett daha ilerisi için sizlere bakmamız her türlü imkanı sağlayacak ve gereken desteğe verecektir."
"Şunu biliniz ki, ister kilise içinde, ister kilise dışında çarşıda pazarda, her nerede olursanız olunuz, ne iş yaparsanız yapınız, hepiniz İsa efendimizin yolunda ve hizmetinde olacaksınız. Bu, sizin birinci görevinizdir. Bunu hiçbir zaman akıldan çıkarmayınınız. Siz, onun yoluna adanmış kimselersiniz. Kafanız, kalbiniz, alınteriniz ve el emeğinizle, yani ruhunuz ve bedeninizle ona adanmış olduğunuzu biliniz. Siz, size ait değilsiniz, İsa Efendimiz'e aitsiniz. Siz sıradan insanlar değilsiniz ve hiçbir zaman da sıradan biri olmayacaksınız. Bu sizin için bir mecburiyet değil, bir kaderdir. Siz Tanrının ordusunda birer hizmet erisiniz. İnsanlara hizmet verirken, onlardan takdir ve teşekkür beklemeyeceksiniz. Yalnızca Tanrı sevgisini gözeteceksiniz. Kim olursa olsun, hangi yaştan, hangi cinsten, hatta hangi dinden olursa olsun, onun kim olduğuna bakmadan, herkesin hizmetine koşacak da yardım edeceksiniz. Hizmette fark gözetmeyeceksiniz? Çünkü siz hizmeti, ona değil, onu yaratana yapmış olacaksınız.
Sizler gerçek vekiller ve temsilcilersiniz. Size bakanlar sizi değil sizde ahlaki duruşu görecekler?
Sizin dünyanız, bu dünya değil, sizin dünyanız ahirettir.
Siz o dünyaya aitsiniz. Bunu çok iyi bilmelisiniz sizin ümidiniz, zevkiniz ve sevinciniz hep o dünyaya ait olmalıdır.
Sizin pahalı kumaşlardan yapılmış şık elbiseleriniz olmayacak ve asla olmamalıdır. Özel arabalarınız, lüks villalarnızda olmayacak. Belki evinizde buzdolabınız olmayacak. Dünya nimetlerine ait hiçbir şeyiniz olmayacak. Güzel ve lezzetli yemeklere düşkün olmayacaksınız. Haz verici her şeyden uzak duracak ve kaçacaksın. Güzel ve lezzetli yiyecekler sizin için değildir. O yemekler, fabrika ve maden ocaklarında, ağır işlerde çalışan işçi kardeşleriniz içindir. Size sunulan her nimeti, her imkanı, kendiniz için değil Rabbiniz için kullanacaksınız. Sevginizi ve emeğinizi yoksullara hediye edeceksiniz. Halkın en fakiri gibi yaşayacaksınız. Öyle yaşarsanız, işte ancak o zaman insanlar size güven duyarlar. Fakirler gibi yaşarsınız, onları anlayabilir ve sevebilirsiniz.insanları sevmezseniz, onlara hizmet edemezsiniz. Dünya nimetlerine ve lezzetlerine kendinizi kaptırmayınız. Beden lezzetlerine kaptırırsanız ruhunuzu öldürürsünüz. Ruhun ölmesi ne demektir bilir misiniz? Ruhun ölmesi, duadan, ibadetten ve halka hizmetten haz almamak, sevinç duymamak demektir. Haz alamadınız heyecan duymadığınız bir işte nasıl başarılı olacaksınız.
Dünyada ve Türkiye'de büyük bir ahlâki sorun var, ahlâksızlık ve edepsizlik bugünün insanları tarafından her gün ayaklar altında çığlanıyor.
Halbuki ahlâksızlığın kök saldı bir cemiyet, ne kültürünü yaşatabilir, ne de varlığını.
Ahlâkını yitiren bir toplum, ne devlet kurabilir, ne medeniyet!
Çünkü insan, taşıdığı ahlâki sorumlulugu kadar insandır: sorumluluğundan kaçan, kendi insanlığından da kaçmış olur.
Şunu unutmamak gerekir; Bütün eski kavimler, içine düştükleri ahlâk buhranı yüzünden yük olup gitmişlerdir.
Kutsal kitaplar onların yok oluş hikayeleri ile dolu.
Günümüz Müslümanlarının çok büyük bir Ahlâk i sorunları var bu sorun gittikçe büyüyor.
Ahlâksızlığa ve edepsizliğe karşı mücadele etmek gerekir, bu mücadele fert bazında da yapılabilir, toplum bazında da yapılabilir ancak toplu şekilde yapılanılırsa daha başarılı olunur. İnsan eliyle bozulan her şey, yine ancak insan eliyle iradesiyle düzeltilebilir. Eğer toplum olarak bana dokunmayan yılan bir yaşasın, derseniz o toplumun ömrü uzun olmaz.
Ahlâk, kendiliğinden var olan bir şey değildir. İnsana mahsus bir özelliktir. Daha doğrusu, insanı insan yapan, onu diğer canlılardan farklı kılan iradenin eseri olan bir dürüstlük, bir fazilettir.
Öyleyse faziletli bir toplum olmanın, yollarını açmanın tam zamanıdır. Eğer geç kalınırsa sonu hüsran olur.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir