ÖTEKİLEŞTİREN SÖYLEM: DİASPORA

ÖTEKİLEŞTİREN SÖYLEM: DİASPORA
18-02-2026

Son yıllarda “diaspora” kavramı, Türkiye dışında yaşayan Türkleri tanımlamak için neredeyse refleks hâline geldi. Oysa kavramın sözlük anlamına bakıldığında, bu kullanımın günümüzün toplumsal gerçekleriyle giderek daha fazla çeliştiği görülüyor. Almanca Büyük Sözlük DUDEN, “diaspora”yı, “anavatan dışında yaşayan dinsel ya da ulusal bir azınlık” olarak tanımlar. Türk Dil Kurumu ise kavramın altını daha da kalın çizer: “kopuntu”, “azınlık” ve “ana yurttan ayrılmış kol.”

1950’lili yılların sonundan itibaren ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerine göç eden Türklerin geldiği nokta, bu çerçevenin dışında bir yerde durduğumuzu göstermektedir. Dört kuşaktır Avrupa ülkelerinde yaşayan, burada doğan, burada okuyan, burada çalışan ve burada yaşlanan milyonlarca insanı “kopuntu” olarak tanımlamak, sosyolojik gerçekliğe ters düşmektedir. Göç, çoktan yerleşikliğe dönüşmüştür. Bugün söz konusu olan, diasporik bir varoluş değil; yeni bir yerliliktir.

“SADAKAT” TARTIŞMALARI

“Diaspora” kavramının güncel siyasette kazandığı anlam ise bu çelişkiyi daha da derinleştiriyor. Kavram, özellikle 2010’lu yıllardan sonra, Türkiye dışında yaşayan Türklerin lobi gücü, ekonomik etkisi ve kültürel temsili bağlamında stratejik bir araç olarak kullanılmaya başlandı. Yaşanılan ülkelerde ise giderek daha fazla biçimde, “başka bir merkeze bağlılık” ima eden siyasal bir etikete dönüşüyor. Bu da yerleşik toplum içinde “sadakat” tartışmalarını tetikliyor ve Türk kökenli toplulukların, istemeden de olsa, “beşinci kol” veya “Truva Atı” gibi kuşkucu söylemlerle karşı karşıya kalmasına zemin hazırlıyor.

AVRUPA TÜRKLERİ

Halbuki “Avrupa Türk Diasporası” yerine Avrupa için “Avrupa Türkleri”, Almanya için “Almanya Türkleri” tanımlamaları; güçlü bir siyasal ve toplumsal pozisyon alış anlamına gelir ve “öteki” algısını zayıflatır. Ayrıca “Avrupa Türkleri” veya “Almanya Türkleri” adlandırmaları 1980’li yılların ortalarından bu yana zaten kullanılmakta ve kendi kimliğini inşa ederek yerli olma iddiasını yansıtmaktadır. Buna karşılık “diaspora” terimi, tarihsel olarak “azınlık” ve “kopuntu” çağrışımları taşıdığı için dışlayıcı bir etki üretir. Yerel bir tanımlama, aynı zamanda topluluğu o ülkenin “misafiri” olmaktan çıkarır ve onu ev sahibi toplumun eşit paydaşı konumuna taşımaya yardımcı olur.

HUKUKİ VE TOPLUMSAL KALKAN

Almanya örneğinde “Almanya Türkleri” tanımı, “tersine zorunlu göç” gibi ırkçı ve dışlayıcı söylemlere karşı hukuki ve toplumsal bir kalkan vazifesi görür. Çünkü bir topluluk “biz buraya aidiz” dediğinde, onu göndermekten bahsetmek anayasal bir suç ve toplumsal bir parçalanma anlamına gelir.

“Almanya Türkleri” tanımı, Almanya’daki Türklerin artık bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular. Kişi, hem Türk kökenini muhafaza eder hem de Almanya toplumunun kalıcı bir unsuru olduğunu ilan eder. Aidiyet, iki ülke arasında sıkışmış bir “kopuntu” hâli olarak değil; Almanya’da kök salmış, Türkiye ile bağlarını ise özgürce ve gönüllü olarak sürdüren çift yönlü bir ilişki olarak kurulur.

MİSAFİRLİKTEN PAYDAŞLIĞA

Bu yaklaşım, uyum tartışmalarında da daha işlevseldir. “Diaspora” söylemi, kimi zaman ana vatana yönelen sadakati ön plana çıkarırken, yaşanılan ülkeyle kurulan hukuki ve siyasal bağları ikincilleştirebilir. Oysa “Almanya Türkleri” ifadesi, vatandaşlık, siyasal katılım, sendikal ve sivil toplum faaliyetleri gibi Almanya merkezli bağları görünür kılar. Böylece topluluk, “misafir” ya da “dışarıdan uzantı” değil; ev sahibi toplumun paydaşı olarak konumlanır.

DİLİN KORUYUCU GÜCÜ

Bu dil tercihi, aynı zamanda dışlayıcı siyasetlere karşı da koruyucu bir kalkan işlevi görür. Kendini “diaspora” olarak tanımlayan bir topluluk, aşırı sağın “siz zaten buraya ait değilsiniz” söylemine istemeden de olsa malzeme sunabilir. Buna karşılık “Almanya Türkleri” demek, “biz buraya aidiz” demenin en sade ve en güçlü yoludur. Bir topluluğun, yaşadığı ülkenin adıyla anılması, onu “gönderilebilir yabancı” değil, o ülkenin asli unsuru olarak konumlandırır.

VATANDAŞLIK GERÇEĞİ

Önemli bir başka gerçek de şudur: Türkiye dışında yaşayan her Türk kökenli kişi Türk vatandaşı değildir. Bir kısmı bulundukları ülkelerin vatandaşıdır; bir kısmı ise çoklu vatandaşlık statüsüne sahiptir. “Türk Diasporası” gibi şemsiye kavramlar, bu hukuki ve toplumsal çeşitliliği görünmez kılar. Oysa vatandaşlık, yalnızca bir belge değil; bir siyasal topluluğun parçası olma hâlidir. Almanya’da yaşayan ve bu ülkenin vatandaşı olan bir bireyi hâlâ “diaspora” etiketiyle tanımlamak, onu fiilen parçası olduğu toplumun dışında konumlandırmaktan başka bir işe yaramaz.

“DİASPORİK KÖKEN” YANILGISI

Son yıllarda “diaspora” terimi, Dış Türkler ile ilgili her bağlamda kullanılmaktadır. Hatta “diaspora” terimi olmayan bir etkinlik neredeyse yok gibidir. Bu arada bazı saçmalıklara da şahit oluyoruz. “Diasporik köken” veya “diaspora kökenli” kavramları bu saçmalıklara örnek olarak verilebilir. “Köken” kelimesi genellikle bir şeyin başlangıç noktasını, yani “ana vatanı” işaret eder. “Diaspora” ise o kökenden kopup dışarıda var olma durumudur. Dolayısıyla bir insanın kökeni “diaspora” olamaz; kökeni bir coğrafyadır. Diaspora, o kökenin dışarıdaki hâlidir. Bu açıdan bakıldığında, “diaspora kökenli” demek, “gurbet kökenli” demek gibidir ve hatalıdır.

DİN, TARİH, KÜLTÜR VE GÖNÜL BAĞI

Sonuç olarak mesele, kökenle bağları koparmak değildir. Aksine, kökenle bağın nasıl kurulduğu meselesidir. “Almanya Türkleri” demek; Türkiye ile bağları reddetmek değildir. Tam tersine, dini, kültürel, duygusal ve insani bağları, Almanya’da özgür bir tercih ve zenginlik olarak yaşamak ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Bir insan, vatanı olarak benimsediği yerde “kopuntu” değil; o toprağın parçasıdır. Bugün Avrupa’da/Almanya’daki Türklerin ihtiyacı olan şey, kendilerini sürekli “dışarıda” tanımlayan bir “diaspora” dili değil; bulundukları ülkeyle eşit ve özgüvenli bir aidiyet dili kurmaktır. Bu dil, hem Almanya’da tam eşit yurttaşlık mücadelesini güçlendirir hem de “Truva Atı” kuşkusundan arındırır.

SON SÖZ

Kavramlar masum değildir; her kavram bir pozisyon alıştır. “Diaspora”da ısrar, istemeden de olsa kalıcı yabancılık duygusunu besler. “Almanya Türkleri” demek ise, kökeni inkâr etmeden yeni yurdu sahiplenmenin adıdır.

 

Türkiye Gazetesi (Avrupa Baskısı), 10.02.2026

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?