SARI PARA ÇİKOLATA

14-01-2023

Yaşadığım ilçede güzel bir adet var. Öğretmenler ve veliler zaman zaman simit, kek, meyve hayrı yapıyor öğrencilere. Geçenlerde ben de simit alayım dedim. Dükkândaki çalışan simitleri doldururken daha kalın ve parlak bir simit dikkatimi çekti. Bu farklı mı? dedim. Evet o tahinli dedi. Poşeti, sağ olsun öğretmen arkadaşım aldı, benden önce servise bindi. Ben de parayı ödeyecekken o parlak simitten bir tane uzatan çalışan; “Bunu da hoca hanımla yersiniz.” deyiverdi. Bu nazik ikramına hem şaşırdım hem sevindim. Teşekkür ettim mutlulukla. Servise binince tahinli simidi gösterip olanı anlattım arkadaşıma. Onlar bana da öyle yapmıştı dedi. Beraber sevindik.

Burada yaşadığım mutluluğun etkisiyle mi desem nasıl desem bilemiyorum. Bir iki gün önce kuruyemiş almak için bir yere girdik. 1 TL şeklinde sarı para çikolatalar vardı tezgâhta. Benim ufak ondan istedi. Abisi, yeğenleri derken 4 tane aldık. Kuruyemişler de 180 lira tuttu. Eşim parayı uzatırken, çikolatalar da hediyeniz olsun bari dedim. Adam şaşırdı, bozardı. Abla öyle olmaz da birisini almayalım bari dedi. Böyle bir şey dediğime diyeceğime pişman olarak çıktım dükkândan. 4 TL onu zengin etmez aldı diye, beni de fakir etmez verdim diye.

Bu yine iyi. Bir öğretmen arkadaşımın anlattığı olay daha vahim. Sabah okula gelmeden önce bir simit alıyor. Bu yukarıda bahsettiğim dükkân değil. 50 TL uzatıyor. Bozuk paran yok mu? diye soruyor adam. Yok deyince de verdiği simidi geri alıyor elinden. Sonra verirsiniz, geçerken bırakırsınız gibi bir cümle duyma beklentisine giren arkadaşım şok oluyor. Bu beklenti her zaman gittiği bir yer oluşundan ve adamın onu tanıyor olmasından kaynaklı. Anlatınca biz de çok şaşırdık. Burada yazmıyorum ama dükkânın ismini biliyorum. Nasip olur da yanından geçersek kafayı çeviririm. Tahinli simit hediye eden yere yine mutlulukla, belki daha fazla giderim. Kuruyemiş aldığımız yere zaruret hali olmadıkça bir daha girmem.

Ekonomik olarak çok zor zamanlar geçiriyoruz, bunun herkes farkında. Benim anlattığım olaylar ise ekonomi üstü şeyler. Paranın girdiği yerden insanlık çıkıyor sanki. Büyük paralar da değil o da. İnsanı tanıma üzerine kafa yoran Platon, Hegel, İbn-i Arabi, Gazali… toplanıp  bu çağda yaşasa “para” der susarlar zannımca. Ben burada hükümet, siyaset, politika kalemlerine girmeyeceğim. Para denilince içimizde kımıldan o his var ya, işte sözüm ona. O his mi bizi yönetiyor, yoksa biz mi o hissi yönetiyoruz? Mesele bu.

Şimdi bambaşka bir çağa, bambaşka bir iklime gidelim. Oturmuşuz, sıcak, ayağımız kumlara değiyor. Başımızda bir kuş varmış da onu ürkütmek istemiyormuşuz gibi bir rikkat var üzerimizde. O(sav) konuşuyor çünkü. Biz de dinliyoruz. Kadının biri o zamankilerin deyimiyle bürde hediye ediyor Efendimize.  Kendim dokudum diyor. Efendimiz üzerine giyiyor. Bunu gören bir adam; “Bu ne kadar da güzel. Onu bana giydirseniz” diyor. Efendimiz de tamam olur diyor. Evine gidip verilen elbiseyi adama gönderiyor. Biz hayalen orada olduğumuz için olaya müdahale edemiyoruz, izliyoruz sadece. Orada bulunanlar; “İyi etmedin. Hz Peygamber(sav) zaten ihtiyacı olduğu için alıp giyindi. Sen de O’nun isteyeni geri çevirmeyeceğini bildiğin halde kendisinden istedin.” diyorlar.

Olayı orada bırakıp şimdiye dönelim. İki türlü vermek var demek ki. Birincisi ihtiyaç fazlasını vermek, ikincisi kendi ihtiyacı varken vermek. Birincisi cömertliktir, İkincisi ise isardır. Günümüzdeki nedir acaba? Ben yaşadığım ve duyduğum olaylara bakarak buna bir isim, bir anlam veremiyorum. Efendimiz hem cömertti hem isar sahibiydi. Mekke dönemi yoksullukla geçmiş olabilir fakat hicretten sonra Mekke'nin fethi ile beraber ganimet gelirleri de artmıştır. Efendimiz takva yolunu seçerek eskisi gibi yaşamaya devam etmiştir. Ancak zenginleşen birçok sahabe vardır o ve sonraki dönemlerde. Zengin de olsa fakir de olsa cömert olmayı, başkalarını da düşünmeyi teşvik etmiştir Efendimiz. Peygamberimiz, liderimiz deyip seviyoruz ancak uygulamada O’nun izlerine çok rastlanmıyor. Bu da sanırım O’nun yaşadığı hayatı sanki bir filmmiş de izlemişiz, masalmış da dinlemişiz, efsaneymiş de hayret etmişiz ve bitmiş gibi algıladığımızdan kaynaklanıyor. Etkileniyoruz, hak veriyoruz, hayret ediyoruz ama gerisi yok. Böyle küçük hesaplar peşinde olmamız garip geliyor. 4 TL olayında kendimi de sorguluyorum. Bir AVM' ye gidip 400 liralık ürün alsam, 4 lira da indirim yapın demem, diyemem. Fiş var, barkot var, asık suratlılar var. Onlara diyemem de ötekine dedim işte. Gönül umduğuna küser.

Yarıda kalan olayda Sahabeler adama çıkışınca; “Vallahi giyinmek için istemedim. Kefenim olsun diye istedim.” diyor. Nitekim öyle de oluyor.  Günümüzde de bu böyle aslında. Biri bir şey istiyorsa senin ihtiyacın olanı değil cömertlik yapabileceğin kadarını istiyordur, bekliyordur, umuyordur. Mümkün mertebe boş çevirmemek gerek diye düşünüyorum. Paranın girdiği yerlerden her şeye rağmen insanlığın, halden anlamının, gönül almanın da çıkmaması gerektiğini düşünüyorum.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
hayati yaman
hayati yaman 2 hafta önce
Yaşamak yazmaktır. Ne güzel anlattın öyle sevgili öğretmenim. Eline, emeğine sağlık...