Ekonomi

Eski Dışişleri ve Hazine Bakanı Ali Babacan Düsseldorf’ta iş insanları ile kahvaltıda buluştu

Eski Dışişleri ve Hazine Bakanı Ali Babacan, Almanya'nın Kuzey Ren- Vestfalya eyaletinin başkenti Düsseldorf'taki Finest Lezzet restoranda iş insanı ve akademisyenlerle bir buluşma gerçekleştirdi.

Eski Dışişleri ve Hazine Bakanı Ali Babacan Düsseldorf’ta iş insanları ile kahvaltıda buluştu
26-11-2025 08:35
26-11-2025 12:55
Google News

DÜSSELDORF- Eski Dışişleri ve Hazine Bakanı Ali Babacan, Almanya'nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin başkenti Düsseldorf'taki Finest Lezzet restoranda iş insanı ve akademisyenlerle bir buluşma gerçekleştirdi.


“Meet&Greet Ali Babacan” başlıklı buluşma, 22 Kasım 2025 Cumartesi günü Düsseldorf’ta bulunan Finest Lezzet restoranında gerçekleştirildi.

Kahvaltı formatında düzenlenen programa, Almanya’da yaşayan çok sayıda Türk kökenli iş insanı, girişimci ve akademisyenler katıldılar. Toplantının açılış konuşmasını toplantıyı düzenleyen BizNet – Europäisch Türkisches Business Netzwerk e.V.  Derneği Başkanı Metin Aydın yaptı.


METİN AYDIN’IN KONUŞMASI
BizNet Başkanı Metin Aydın, Almanya’daki Türk iş dünyasının ekonomik büyüklüğünü rakamlarla anlatarak sözlerine başladı. Aydın, Almanya’da faaliyet gösteren Türk girişimcilerin toplam ekonomik gücünü yaklaşık 60 milyar euroluk bir ciroya sahip, 1 milyon kişiye istihdam sağlayan dev bir yapı olarak tanımladı. Genç yatırımcılar ve yeni nesil girişimcilerle birlikte Türk kökenli iş insanlarının takriben 120 bin şirkete sahip
olduğunu vurguladı.

Aydın, birçok Alman markasının ürünlerinin Türk kökenli işletmeler tarafından satıldığını, bazı kanallara İtalyan şirketleri dahi giremezken Türk girişimcilerin girebildiğini söyledi.
Aydın, lojistikten altyapıya, hizmet sektöründen perakendeye kadar ekonominin pek çok alanında
Türk kökenli işletmelerin güçlü bir varlığı bulunduğunu ifade etti. Bu başarı hikâyesinin, 60–70 yıl önce Almanya’ya işçi olarak gelen annelerin, babaların ve
dedelerin emekleriyle başladığını belirten Aydın, bugün gelinen noktada yeni nesillerin bu mirası daha da ileri taşıdığını söyledi.

Konuşmasının sonunda Ali Babacan’a “Hoş geldiniz”
diyerek teşekkür eden Aydın, sözü Babacan’a bırakmadan önce katılımcılardan kısaca kendilerini tanıtmalarını istedi.

ALİ BABACAN’IN AÇIKLAMALARI
DEVA Partisi Genel Başkanı ve eski Dışişleri ile Hazine Bakanı Ali Babacan, konuşmasının başında Türkiye’deki ifade özgürlüğü, hukuk devleti, ekonomik yönetim, parlamenter sisteme dönüş, yurtdışı seçim bölgesi, iklim krizi, tarım politikaları, sulama yatırımları, özelleştirme ve adalet-fırsat eşitliği gibi başlıklarda ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, Cüneyt Özdemir ile yaptığı ilk YouTube yayınını hatırlatarak, orada dile getirdiği “bazı sorunların çözümünün anlık olabileceği” yönündeki sözlerinin Türkiye’de çok tartışıldığını söyledi. Türkiye’de ifade özgürlüğünü doğrudan kısıtlayan bir kanun bulunmadığını  vurgulayan Babacan, Basın Kanunu’nun ‘Basın özgürdür’ ifadesiyle başladığını ve kanunlarda sansür içeren açık bir düzenlemenin olmadığını aktardı. Buna karşın, uygulamada fiili baskıların bulunduğunu ve insanların bu nedenle kendilerini özgürce ifade etmekten çekindiğini dile getirdi.


Babacan, bazı gazeteciler ve kanaat önderlerinin eleştirel açıklamalarından sonra ertesi gün polis tarafından ifade vermeye götürüldüklerini hatırlatarak, bu tür örneklerin toplumda ‘Konuşursak başımıza iş gelir mi?’ korkusunu beslediğini söyledi.

Bu ortamın siyasal irade değişikliğiyle kısa sürede değişebileceğini, doğru bir hukuki ve idari yaklaşım ile ifade özgürlüğü alanındaki fiili baskının hızla ortadan kaldırılabileceğini vurguladı. Babacan, bağımsız kurumların talimatla iş yapmasının da kanunlarda yeri olmayan, tamamen fiili bir uygulama olduğunu belirtti. Merkez Bankası ve diğer bağımsız kurumların
gerçekten bağımsız çalışabilmesi için tek maddelik bir yasa ile kurum başkanlarının beş yıl süreyle görev güvencesine kavuşturulabileceğini, Cumhurbaşkanı da dahil hiç kimsenin bu görevlileri keyfi şekilde görevden alamaması gerektiğini söyledi. Böyle bir yasal güvence ile
bağımsızlığın kısa sürede tesis edilebileceğini ifade etti.


Konuşmasının bir diğer bölümünde parlamenter sisteme dönüş konusuna değinen Babacan, Altılı Masa döneminde bu konudaki tartışmalara bizzat tanıklık ettiğini belirtti. 2023 yılında yapılan yoğun görüşmelerde, Cumhurbaşkanı yetkilerinin en az üç yıl daha kullanıl-masını savunanlara karşı çıktıklarını, DEVA Partisi olarak seçimlerden sonra gecikmeden parlamenter sisteme geçiş için adım atılmasını savunduklarını anlattı.

Bu amaçla, altı partinin ortak çalışmasıyla 84 maddelik kapsamlı bir anayasa paketi hazırladıklarını ve kodifikasyonu tamamlanmış bu çalışmanın seçim öncesi kamuoyuna taahhüt olarak sunulduğunu hatırlattı.

Babacan, kendi parti programlarında ‘yurt dışı seçim bölgesi’ kavramının açıkça yer aldığını, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının kullandığı oyların ayrı bir seçim bölgesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Buna göre, 81 ilin milletvekillerinden ayrı olarak
seçilecek diaspora milletvekillerinin, yurtdışındaki vatandaşların sorunlarını ve taleplerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde doğrudan dile getirmesinin hedeflendiğini anlattı. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Babacan, Türkiye’nin çölleşme kuşağında bulunduğunu ve özellikle Güneydoğu Anadolu'da
su sorununun çok ciddi boyutlara ulaştığını söyledi.

Mardin, Urfa ve Kızıltepe ziyaretlerinde çiftçilerin 10 yıl önce 60–70 metreden suya ulaştıklarını, bugün ise 400 metreye inmeden su bulunamadığını anlattı. Tarımda sulama sorununun büyüklüğüne vurgu yaparak, su ve
çevre politikalarının dağınık yapısından şikâyet etti.

Babacan, mevcut Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yapısının büyük ölçüde şehircilik ve inşaat odaklı çalıştığını, TOKİ üzerinden yürüyen projeler nedeniyle çevre ve iklim boyutuna yeterince yoğunlaşılamadığını belirtti. Bu nedenle, su, çevre ve iklim değişikliği konularının tek çatı altında toplandığı ayrı bir ‘Su ve Çevre Bakanlığı’ kurulması gerektiğini, Altılı Masa çalışmalarında da bu öneriyi sunduklarını ve prensipte kabul gördüğünü ifade etti.

DEVA Partisi’nin iktidara gelmesi durumunda atacağı adımlarla ilgili detaylı hazırlıklar yaptığını vurgulayan Babacan, ilk 30 gün, ilk 90 gün, ilk 180 gün, ilk 360 gün, ilk 3 ve 5 yılı kapsayan ayrıntılı eylem planlarının hazır olduğunu söyledi. Özellikle tarımda verimliliği artılırmak için Türkiye’deki bütün sulama yatırımlarının beş yıl içinde tamamlanmasının hedeflendiğini belirtti. Barajlar, göletler, isale hatları, basınçlı damlama ve yağmurlama
sistemleri dahil olmak üzere sulama altyapısının bugünkü parayla yaklaşık 1 trilyon 300 milyar liralık bir yatırım gerektirdiğini aktardı.

Bütçede faiz harcamalarının düşürülmesiyle sağlanacak tasarrufun bu yatırımı karşılayabileceğini, böylece tarımda verimliliğin ciddi ölçüde artacağını ve pamuk ile et gibi temel ürünlerde dışa bağımlılığın azaltılabileceğini söyledi.


Babacan, hazırladıkları 23 eylem planının ve her alanda yapılacak somut adımların ‘devahazir.com’ internet sitesinde madde madde kamuoyuna açıklandığını, tüm projelerin finansman kaynağı ve bütçe entegrasyonunun bu planlarda ayrıntılı şekilde yer aldığını vurguladı.

Özelleştirme tartışmaları bağlamında şeker fabrikaları örneğini veren Babacan, 2003 yılında Türkiye’deki bazı şeker fabrikalarının yılda sadece birkaç gün çalıştığını, ortalama üretim süresinin ise yılda iki ay civarında olduğunu hatırlattı. O dönemde şeker fabrikalarının bölge bölge yeniden organize edilerek verimliliklerinin artırılması yönünde adımlar atıldığını anlattı.Babacan, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin 2000’li yılların ilk döneminde 3.500 dolardan 12.500 dolara yükseldiğini, yani yaklaşık dört kat arttığını söyledi. Bu performansın ikinci on yılda da benzer şekilde devam etmesi halinde gelirin daha da yükselebileceğini ifade etti.

O dönemde ihracatçılarla birlikte çalışarak hazırlanan projeksiyonlarda 500 milyar dolarlık ihracat hedefinin sektörlerin kendi hesaplarından çıktığını, sırf siyasi söylem olsun diye açıklanmadığını, gerçekçi çalışmalara dayandığını anlattı. Buna karşın, bugün Türkiye’nin ekonomi alanında ciddi bir patinaj yaşadığını ve
bunun temel sebebinin kötü yönetim olduğunu belirtti.


Hazine Bakanı olarak görev aldığı döneme de değinen Babacan, göreve başladığında Türkiye’de 20 kadar bankanın batmış olduğunu, bu bankaların tüm borçlarının hazineye yüklendiğini ve enflasyonun çok yüksek seviyelerde seyrettiğini hatırlattı. Buna rağmen
dürüst ve ehil kadrolarla birlikte iki yıl içinde ekonomiyi toparladıklarını, 34 yıl boyunca yüksek enflasyon yaşayan Türkiye’de enflasyonu iki yıl içinde tek haneye indirdiklerini ve 12 yıl boyunca tek haneli düzeylerde tuttuklarını dile getirdi. Son on yılda ise yozlaşmanın
arttığını, istişarenin terk edildiğini, hukuktan sapıldığını ve bu nedenle enflasyonun yeniden kontrolden çıktığını söyledi.

Babacan, 2023 seçimlerinden sonra bazı çevrelerin ‘Ali Babacan’ın eski çalışma arkadaşları göreve çağrılır, Mehmet Şimşek Hazine’nin başına getirilir ve ekonomi düzelir’ beklentisine girdiğini, ancak yanlış yönetim anlayışı değişmediği sürece isimlerin tek başına sonuç
getirmeyeceğini belirtti. Bugün enflasyonun hâlâ çok yüksek seyrettiğini, Merkez Bankası faiz oranlarının resmi olarak daha düşük görünmesine rağmen şirketlerin fiilen yıllık bileşik yüzde 50’nin altında kredi bulamadığını, bu şartlar altında KOBİ’lerin ve ihracatçıların ayakta kalmasının son derece zor olduğunu vurguladı.

Türkiye’de kredi kartları ve tüketici kredileri alanında ciddi bir sıkışma yaşandığını belirten Babacan, birçok vatandaşın bir kredi kartının borcunu diğer kartla kapatmaya çalıştığını, faizin ödendiği ancak ana paranın azalmadığı bir borç döngüsünün ortaya çıktığını söyledi.
Bu durumun hem aile bütçeleri hem de reel sektör üzerinde büyük bir baskı yarattığını ifade etti.

Babacan, konuşmasının önemli bir bölümünü adalet ve fırsat eşitliği konusuna ayırdı. Türkiye’de iş hayatında fırsat eşitliği bulunmadığını, bazı firmaların önünün açıldığını, bazılarının ise çeşitli gerekçelerle dışlandığını söyledi. Gençlerin en iyi okullardan mezun olsalar dahi torpil olmadan işe giremeyeceklerine inandıklarını, bu nedenle başarılı öğrencilerin bile mezuniyet sonrasında ‘referans ve torpil arayışı’na girmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Bu tablonun hem emeğin hem de akıl terinin karşılığını alamadığı adaletsiz bir sistem oluşturduğunu belirtti.

Yeni bir iktidarın, yargıya açık bir şekilde “Siyasetten talimat yok” demesi gerektiğini vurgulayan Babacan, savcı ve hakimlerin bağımsız ve tarafsız çalışmasını sağlamak için aynı anda güçlü bir denetim mekanizmasının da kurulması gerektiğini söyledi. Avrupa Birliği’nin kamu ihale mevzuatının bir ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirilebileceğini,
gerekli geçiş düzenlemeleriyle birlikte üç ay içinde uygulanmaya başlanabileceğini, böylece devletin para harcama süreçlerinde şeffaflık ve dürüstlüğün sağlanabileceğini kaydetti.

Babacan, tüm bu sorunlara rağmen Türkiye’nin çok güçlü bir insan kaynağına sahip olduğunu, doğru kadrolar ve istişareye dayalı bir yönetim anlayışıyla ülkenin çok kısa sürede ayağa kalkabileceğini söyledi. Kendisinin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en uzun
süre görev yapan bakanlardan biri olduğunu, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve sekiz yıl boyunca Milli Güvenlik Kurulu üyeliği görevlerinde bulunduğunu hatırlatarak, devletin en kritik karar süreçlerinde görev almış biri olarak
Türkiye’yi tekrar istikrara kavuşturmanın mümkün ve ulaşılabilir olduğunu vurguladı. Düsseldorf’taki buluşma, Ali Babacan’ın konuşmasının ardından iş insanları ve
akademisyenlerin sorularını yanıtlaması ve karşılıklı görüş alışverişiyle devam etti

Levent Taşkıran - Düsseldorf

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ÇOK OKUNANLAR
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
ANKET TÜMÜ
16 yaş altındakiler için sosyal medya yasaklanmalı mı? / Sollte Social Media für unter 16- Jährige verboten werden?
ARŞİV ARAMA
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ