Ana içeriğe geç

eura24.com - Avrupa'dan haberler ve köşe yazıları. Tarafsız, güçlü, dinamik: yazarlarımızdan en güncel yazılar, Almanya ve Avrupa gündemi, Türk dünyası, kültür, sanat ve yaşam.

Taha ÜNALMIŞ
Taha ÜNALMIŞKöşe Yazarı

Bir Fikrin Anadolu'ya Yolculuğu: Cumhuriyet ve Devrim

Bir milletin kaderi bazen en aydınlık günde belirlenmez; karanlıkların içerisinde biriken ve aydınlığa çıkmayı dört gözle bekleyen parlak zihinlerin çabasıyla…

Bir Fikrin Anadolu'ya Yolculuğu: Cumhuriyet ve Devrim

Bir milletin kaderi bazen en aydınlık günde belirlenmez; karanlıkların içerisinde biriken ve aydınlığa çıkmayı dört gözle bekleyen parlak zihinlerin çabasıyla da belirlenebilir. Bu çaba beyhude bir çaba olarak da kalabilir; dünya tarihine geçecek bir direnişin ve devrimin öyküsünü de başlatabilir. Bu yazımızda, böylesine bir devrim olan, Türk Devrimi’nin öyküsünü başlatan karakterlerin karşılaştığı engelleri; devrimin yalnızca uygulamada değil zihinlerde de nasıl yerleştirildiğini anlatacağız.

Tarihler 1923’ü gösterdiğinde; Anadolu işgalden kurtulmuş, işgalci güçlerin kendisini boğmaya çalışmasını müthiş bir özveri ile karşılıyor, çarpışıyordu. Milli Mücadele’nin önderleri, işgalinin sonlanmasını başarmışken, önlerindeki uzun yolun en önemli adımını atmayı planlamaktaydı. Bu adım, bütün bir ulusun kaderini değiştirmekle kalmayıp o döneme değin herkesi esiri yapmış makus talihi de değiştirecekti.

İşgalin sonlanması ve zaferin dünyadaki emperyal güçler tarafından kabul edilmesinin ardından; devlet olarak resmen tanınmanın ardından, devletin rejimi ve yönetimi belirlenmeliydi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün bir gençlik döneminde yaşadıkları, zihninde yeşeren demokrasi ve cumhuriyet fikirleri; meyvesini vermek üzere zamanını beklemekteydi. İmparatorluğun son döneminin yarattığı baskıdan her aydınlık zihnin aldığı gibi, o da nasibini almıştı. İçinde yeşerttiği fikirlerin temeline o baskının olmayacağı bir ütopyayı yerleştirmişti.

Nihayetinde devletin rejiminin belirlenmesinin vakti geldiğinde; bütün o fikirleri beynine bir anda hücum etmişti. İmparatorluğun tabiri caizse aç ve bitap bıraktığı bütün toplum, cumhuriyetin onlar için ne getireceğini bilmek şöyle dursun; devletin başında halen padişah var zannediyordu. Böylesine karmaşık ve bölünmüş bir toplumu ancak bir ideal çevresinde, üst bir kimliği herkese aşılayarak birleştirebilirlerdi; bu da devrimin temelini oluşturmuştu.

Dönemin şartlarında, meclisin büyük çoğunluğu vatanı kurtarmayı emel edinmişken kurulacak devletle ilgilenmemekteydi. Yeniden hilafetin güvenliğinin sağlanması ve vatanın güvenliği ile devletin yeniden başa geçeceği günleri beklemekteydiler. Kendisine bu denli muhalif çoğunluğun olması, Mustafa Kemal’i büyük bir stresin içine sokmuştu. Cumhuriyetin ilanından yaklaşık iki hafta sonra 11 Kasım 1923’te kalp krizi geçirmiş, iki gün sonra ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yorgunluğa dayanamayıp ikinci krizi geçirmişti.

Muhalefetin tepkisi de bir şekilde sönümlendikten sonra 29 Ekim 1923 tarihinde; bütün imkansızlıklarına rağmen cumhuriyet ilan edilmişti.

Cumhuriyetin ilanından sonra yeni rejimin fikirleri ve kararlılığının belli edilmesi için bütün vatanda topyekun bir hareket başlatıldı. Yeni alfabe, eğitim seferberliği, geometri alanında yenilikler, takvim ve ölçü birimlerinin Avrupa ile denkleştirilmesi gibi birçok devrim ve inkılap halka uygulamalı olarak öğretilmeye başlandı. Yeni cumhuriyetin en büyük ticari ortaklığını sağlayacak ve bu ticaretin de en güvenli şekilde sağlanmasını sağlayacak ölçü ve takvim devrimleri hızlı şekilde halka anlatılmış; şapka ve kılık-kıyafet devrimi ile modern ve çağdaş moda yakalanmaya çalışılmıştı.

Halkın refahını arttırmaya yönelik devrimlerin yanında, siyasi devrimler de rejimin elini güçlendirmek adına uygulanmaya başlamıştı. Hilafetin ve saltanatın kaldırılması; Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, laik ve sosyal bir hukuk devletinin olduğunun altının çizilmesi, hukukun anayasa ile güvence altına alınması, dönemin çağdaş devletlerin uluslararası hukukta sağladığı güvenceyi yakalayabilmek adına hukuklarının referans alınarak Anadolu için en uygun hukuk düzeninin hazırlanması sağlanmıştı.

Bütün devrimler bir günde gerçekleşmediği gibi; Türkiye’nin demokrasiye kavuşma macerası da bir günde gerçekleşmedi. Demokratikleşme çabaları saltanat ve hilafeti savunan birçok kesim tarafından baltalanmaya çalışılmış; nihayetinde de devletin rejiminin sağlamlığı ve devrimlerin halk nezdinde kabul görmesi öncelik olarak belirlenmişti. Dönemin totaliter ve otoriter rejimlerinin yükselmesi ve dünyada bu tarz yönetimlerin kabul görmesine rağmen; Türkiye Cumhuriyeti başından beri karşı olduğu dikta rejimini uygulamamak adına demokratikleşme çabalarını bütün engellere rağmen devam ettirmişti.

Demokrasinin ve devrimlerin uzun yıllar halka anlatılmasının sonrasında, çok partili hayat ve Türkiye’nin demokrasi macerası resmen uygulamalı olarak başlamış oldu. Nihayetinde ebedi kalacak olan vatan ve rejim, Ortadoğu’nun karanlık geçen günlerine rağmen ayakta kalmıştır. Dikta rejimlerinin ve demokrasinin katlinin yaşandığı günlerde, demokrasisiyle ve halkın siyasal ayağının güçlü olmasıyla bir bütün olarak çıkmayı başarmıştır.

Kimi zamanlarda bunlar engellenmeye çalışılsa da ebedi kalacak yine vatanın ve rejimin kendisidir. Bütün parçala, böl, yok et stratejilerine rağmen bütün bir ulusu birleştirebilen büyük bir liderin altında, bütün bir ulusu birleştiren bir idealin altında; Türkiye Cumhuriyeti, dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi, yarın da ayakta kalacaktır. Cumhuriyetimizin 103.yaşı kutlu olsun, her zaman söylediğimiz üzere; Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın