Ana içeriğe geç

eura24.com - Avrupa'dan haberler ve köşe yazıları. Tarafsız, güçlü, dinamik: yazarlarımızdan en güncel yazılar, Almanya ve Avrupa gündemi, Türk dünyası, kültür, sanat ve yaşam.

Taha ÜNALMIŞ
Taha ÜNALMIŞKöşe Yazarı

Mekke Savunma İttifakı’nın İlk Sınavı: Yemen Meselesi

Mekke Savunma İttifakı’nın İlk Sınavı: Yemen Meselesi

5 Ekim 2026 tarihinde, Mekke Savunma Paktı’nın teorik antlaşma üzerinde kalan kısmı; yapılan yeni bir toplantı ile başka bir boyuta evrildi. Toplantıda alınan karar özetle; antlaşma metninde sözü verilen adımların atılmasının bir an önce sağlanmasına yönelikti. Kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ekseriyetle geçilmesi gerektiği fikri, toplantının ana maddelerindendi. Uygulamanın ilk uygulanacağı yer de ittifakın üyesi olan Suudi Arabistan’ı sınayan Husiler ve Yemen’in ta kendisidir. Antlaşmanın kağıt üstünde olan kısmı için bir şeyler berrak görünürken, Türkiye için uygulamada nasıl riskler doğurabilmektedir, Türkiye Ortadoğu için neyin içine çekiliyor olabilir, bu yazımızda bunları irdeleyeceğiz.

Pakt, daha önceki yazımızda da ele aldığımız üzere; maddeleri ile kamuoyunun zihninde oldukça infial yaratmıştı. Maddelerin nasıl uygulanacağı yahut maddelerin içeriklerinin uygulamada nasıl değişeceği soruları hemen hemen herkesin sorduğu sorulardandı. Ortadoğu’nun NATO’su olabilecek derecede geniş çaplı bir uygulamaya da dönüşebilecekken, yalnızca bölgesel olarak NATO kapsamında kalmadan ikili-üçlü bir söylem olarak da kalabilirdi. Fakat geçen zamanda görüldüğü üzere, Ortadoğu’da durulmayan suların ittifakı, aldığı kararları uygulamaya ittiği görülmektedir.

Ancak, alınan kararın bir diğer riskli noktası ise; askeri kuvvetlerin yalnızca konuşlandırılmasının yeterli olmadığı, askeri yeteneklerin de bu madde özelinde konuşlandırılması gerektiği konusudur. Toplantı sonrası, Türkiye’nin ne kadar asker göndereceği, teçhizat göndereceği konusu açılmamışken; bu maddenin uygulamasının ulusal mevzuatlara uygun şekilde yapılacağı söylenmiştir.

Türkiye için asıl risk, Ortadoğu’da bölge için üstlenmeye başladığı yeni rolün, yorucu taraflarını görmezden gelecek şekilde; sınır-aşacak şekilde antlaşma maddelerine binaen her yere yetişmeye çalışması olacaktır. Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını savunma taahhüdü dolayısıyla savuşturmak için Türkiye’nin doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu savaşın içine çekilmesi olacaktır. ABD’nin geçtiğimiz günlerde Erbil üssünü de boşaltarak Irak işgalini sonlandırması üzerine Irak hükümetinin güvenlik endişelerini açıkladığı üzere, vekil güçlerin daha aktif ve görünür hale gelmesi; Yemen’de Türkiye’nin girdiği durumu zora sokabilecektir. Yeni vekil güçler yahut eski güçlerin Türkiye ile sınır-dışı çatışmalara girmesi; bölgenin güvenlik endişelerini doğrudan etkileyebilecektir.

Türkiye’nin ittifak için verdiği taahhütleri yerine getirirken ortaya sunması gereken birçok şart; en kötü senaryo için kesinlikle zaruridir. Bölge için yeni güç olma isteği, bir hevesten ileriye gitmek istiyorsa; bölgeyi ve bölgenin girdiği yeni durumlar iyi okunmalı; en başta da kendi sınırlarını çizmeyi iyi bilmelidir. Yemen, Türkiye için Ortadoğu’da daha büyük yer edinebileceği bir yer de olabilir, bütün gözleri kendi üstüne çekerek suni tehditleri kendi eliyle yaratabileceği bir yer de olabilir. İlk yazımızda yazdığımız gibi; birtakım hevesler değil, rasyonel ve bölgenin pragmatik kodları Türkiye’yi yukarıya taşıyacaktır, bunu da elbette zaman gösterecektir.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın