Entegrasyon Babasız Olmaz!

Entegrasyon Babasız Olmaz!
04-07-2026

Hamburg yakınlarındaki Stade şehrinde bir anne-çocuk evinde yaşanan trajik olay hepimizi derinden üzdü. Beş yetişkin silahla vuruldu; failin Almanya doğumlu, Türkiye kökenli 45 yaşında bir kişi olduğu belirtildi. Velayet ilişkileriyle bağlantılı olduğu düşünülen bu olay, Almanya’daki Türk toplumunu derinden sarstı. Elbette bu saldırının savunulacak hiçbir yönü yoktur. Ancak olayın yol açtığı tartışmalar çoğu zaman klişelere dayanıyor. Bu nedenle, göçmen kökenli babaların çoğu kez unutulan hikâyesine dikkat çekmek istiyorum. Böyle trajedilerin ardında, hukuk devletinin zaman zaman görmezden geldiği toplumsal sorunlar da vardır. Bunları konuşma cesaretini göstermeliyiz. Çözüm, açık, dürüst ve zor sorulardan doğar.

Entegrasyon yıllardır haklı olarak tartışılmaktadır; ancak babaların bu süreçteki, toplumsal istikrardaki ve çocukların gelişimindeki etkisi yeterince ele alınmamaktadır. Entegrasyondan söz eden bürokrat ve siyasetçiler, babanın rolünü göz ardı etmemelidir. Vurgulamak istediğim konu, aile hukukunda ve uygulamada birçok babanın yaşadığı ayrımcılık, yetersiz destek ve sessizliktir. Çatışmalı süreçlerin yarattığı yükleri açıkça konuşmak şiddeti meşrulaştırmak değildir; aksine hukuk devletinin sorumluluğudur.

Tartışmanın merkezine çocuğun sağlığını koymalıyız. Çocuk ruhsal ya da fiziksel bir tehlike altında değilse, hem annenin hem de babanın sevgisine, güvenine ve sorumluluğuna ihtiyaç duyar. Sağlıklı gelişimi için anne ve babanın sevgisini birlikte hissetmesi önemlidir. Modern bir hukuk devleti, her iki ebeveyni de güçlendirmeyi ve hiç kimseyi kökeni, dili ya da kültürü nedeniyle dışlamamayı hedeflemelidir. İdealimiz; anneleri, babaları ve çocukları eşit biçimde koruyan bir hukuk devletidir.

Sorunlar çoğu zaman aile içi ayrılık ve çatışmalarla başlar. Almanya’da bu noktada ciddi bir eksiklik vardır. Kadına yönelik şiddet ve nedenleri haklı olarak kapsamlı biçimde ele alınmakta, bu alanda güçlü destek mekanizmaları kurulmaktadır. Ancak babaların haklarını koruyan sistemler yeterince gelişmiş değildir. Siyaset ve hukuk, özellikle Müslüman ülkelerden gelen erkeklere yönelik önyargıları da sorgulamalıdır.

Türkiye, Arap ülkeleri, İran, Afganistan ve başka kökenlerden gelen birçok aile için baba-çocuk ilişkisi hem kültürel hem de kişisel açıdan büyük önem taşır. Bu bağın kalıcı biçimde kopması, birçok baba tarafından kimliğinin ve babalık sorumluluğunun ağır bir kaybı olarak yaşanır. Çocuklarıyla bağını kaybeden babalar, bunu çoğu zaman hayatlarının en derin psikolojik yarası olarak görür. Birçoğu yalnızca ailesini değil; ekonomik güvencesini, sağlığını ve devlet kurumlarına duyduğu güveni de kaybeder. Göçmen kökenli babaların bu acıları çoğu zaman sistematik olarak dikkate alınmaz. Bu duruma dikkat çekmek kadınlara karşı olmak anlamına gelmez. Demokratik bir toplum, aile hukukunda yeterince temsil edilmediğini düşünen babaların kaygılarını da konuşabilmelidir.

Alman Anayasası’nın 3. maddesi kadın ve erkekleri eşit koruma altına alır; 6. madde ise her iki ebeveynin haklarını güvenceye bağlar. Bu nedenle devlet, göçmen kökenli babaların durumunu ciddiyetle değerlendirmeli ve mevcut uygulamaların onların ihtiyaçlarına gerçekten cevap verip vermediğini incelemelidir.

Özellikle göçmen kökenli babaların durumuna ilişkin yeterli bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle, onların yaşam gerçekliğini bağımsız, ideolojiden uzak ve disiplinlerarası araştırmalarla incelemek gerekir. Bugüne kadar şu temel sorulara dair bilimsel veri yeterli değildir:

  • Uzun süreli ebeveyn-çocuk temasının kopması ruh sağlıklarını nasıl etkiliyor?
  • Farklı kültürel aile modellerinde baba-çocuk bağı nasıl bir önem taşır?
  • Göçmen kökenli babalar aile mahkemesi süreçlerinde dilsel veya kültürel engellerle karşılaşıyor mu?
  • Bu babalar yeterli psikososyal desteğe ulaşabiliyor mu?
  • Gençlik daireleri, aile mahkemeleri ve bilirkişilerle yaşadıkları deneyimler nelerdir?

Bu sorular  siyasi ya da ideolojik gerekçelerle göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak bağımsız bilimsel araştırmaların artırılması, aile mahkemelerinde kültürlerarası yetkinliğin güçlendirilmesi, dil desteğinin iyileştirilmesi, babalara yönelik psikososyal hizmetlerin yaygınlaştırılması ve aile mahkemesi kararlarının düzenli biçimde değerlendirilmesi gereklidir. Adil çözümler ancak bu deneyimler doğru anlaşıldığında geliştirilebilir.

Not: Tecrübesiyle güvenilir bilgi kaynağım olan Avukat Dr. Dr. Iranbomy beye teşekkür ederim.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?