21 Temmuz 1774’da imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması ile Ruslar Osmanlı coğrafyasında yaşayan Ortodokslar üzerinde koruyuculuk hakkı elde etti ve böylelikle Ortodoksların yönlendirilmesi ve Osmanlı’nın iç işlerine karışma imkanına sahip oldu. 1830 yılında Fransızlar ilk Katolik kilisesini açtı ve Katolik Ermeniler ayrı bir millet olarak kabul gördü (Beydilli, 1995). 1846 yılında Amerikan misyonerleri Osmanlı Ermenileri arasından kendine müzahir bir kitle yarattı ve ilk Protestan Ermeni kilisesini kurdu (Sarıyıldız, 2002). Kiliselerin ayrılması sadık Ermenilerin bölünmesi gibi göründü ama bu durum Osmanlıların ayrışmasına yol açtı. Kendi dilinde ve dininde özgürce yaşamakta olan, Türkçe’yi ana dili gibi benimseyen ve Türklerle dostça yaşayan sadık Ermeni milleti Türk toplumundan uzaklaştırıldı. Yabancı temsilcilikler, misyonerler ve okullar vasıtasıyla 1830-1890 yılları arasında 2-3 nesil Osmanlı Ermenisi endoktrine edildi. Osmanlı’nın çekirdeğini oluşturan Türk ahaliden uzaklaştırıldı, insanlar birbirine yabancılaştırıldı. Taşnak ve Hınçak başta olmak üzere 1880-1890 arasında kurulan cemiyetler ve komiteler tarafından ayaklanma hareketleri başlatıldı. Müteakiben ayrılıkçı Ermenilerin yaptığı suikast, terör, katliam olayları uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin gündemini meşgul etti. Rusların hamilik elde ettiği Küçük Kaynarca’dan 104 yıl sonra, 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Anlaşması’nın 61’inci maddesi ile Ermenilere yönelik ıslahat ve iyileştirme yapılması imza altına alındı. Böylece Ermeni konusu uluslararası gündem maddesi haline getirildi.
1902 yılında, Osmanlı yönetimine muhalif olan gruplar Paris’te toplandı. Jön Türkler ve Taşnaksütyun komitesi başta olmak üzere katılımcı heyetler başlangıçta Osmanlı’nın toprak bütünlüğünün sağlanması konusunda anlaşma sağladı. Ancak, Ermenilerin terör faaliyetlerine yönelme ve uluslararası anlaşmalarda yer alan Ermeni Islahatı konusuna vurgu yapması kongrenin başarısız şekilde sonuçlanmasına yol açtı. Kongreden sonra Ermeniler yoğun bir propaganda faaliyetine girişti (Güllü, 2019, ss.249-297)
1907 yılında Paris’te bir kongre daha toplandı. Bu sefer İttihat ve Terakki ile Taşnaksütyun meşrutiyetin ilanı konusunda uzlaştı. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi. İttihat ve Terakki vatanın bütünlüğü, milletin beraberliği istikametinde çabalarken, Taşnaksütyun komiteler aracılığıyla Anadolu’da silahlanmaya hız verdi. Taşnakların Doğu Anadolu’da faaliyetlerini artırması üzerine hükümet 16 Ağustos 1909’da çıkarılan Cemiyetler Kanunu çıkardı. Gayrimüslim kanaat önderlerinin uzun süredir talep ettiği Gayrimüslimlerin askere alınmasına ilişkin kanun da yürürlüğe kondu. Böylece Osmanlı tarihinde ilk defa Gayrimüslimlere asker olma imkanı sağlandı. Yıllardır asker olmayı istemelerine rağmen, doğu bölgelerindeki Taşnaklar vergi vermeyi ve askere gitmeyi kabullenmediler, hatta Van, Bitlis, Muş gibi yerlerdeki fedai gruplarını dağıtmadılar. (Günay, 2015, s.s.499-502)
İngiltere, Osmanlı’nın güçlü olmasını ve İngiliz sömürgesi olan Müslümanlara yardım etmesini önlemek için Osmanlı Ermenilerini ayrılıkçılık yönünde teşvik etti. Osmanlı coğrafyasındaki tüm İngiliz konsolosları ve misyonerleri Ermenilerin Osmanlı’ya karşı tutum almasında birincil rolü üstlendi. Benzer şekilde Ruslar da Osmanlı Ermenilerini kendi tarafına çekecek çalışmalar yaptı. Rusya, Balkan savaşlarında Ermeni gönüllü taburlarının Bulgarların tarafında savaşması için her türlü desteği sağladı. Osmanlı ordusunda askerlik görevini yapan Ermeni askerlerden firar ederek Bulgar ordusuna katılanlar da vardı.
Taşnaklar, bir Ermenistan Devleti kurma hayali peşinde Avrupa ülkeleri, Rusya ve Amerika ile ittifak kurdu. İngiliz, Fransız, Yunan ve Ruslardan silah ve mühimmat temin etti. Bu ülkelerden örgütlenme, komitelerin korunması vb. maddi-manevi büyük destek aldı. Asıl önemli başarıları ise devletine sadık Ermeni halkının ayrılıkçı Taşnaklara yakınlaşmasının sağlanmasıydı. İngiliz, Rus başta olmak üzere Amerikan ve Fransız misyonerleri, okul teşkilatları ve konsoloslukları vasıtasıyla Ermeni halkının ayrılıkçı Taşnaklara uyması ve ayaklanma hareketlerine girişmesi teşvik edildi. Hatta, İttihat ve Terakki ile anlaştı, Meşrutiyet’in ilanı ile önemli kazanımlar sağladı.
Osmanlı Devleti, Ermenilerin eşitlik ile başlayan ıslahat ve özerklik ile devam eden isteklerine samimiyetle çözüm bulmaya çalıştı. Islahat çalışmaları II. Meşrutiyet döneminde kurulan tüm hükümetlerin gündemindeydi. Osmanlı Dahiliye Nezareti (Sadrazam Kamil Paşa döneminde) Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ vilayetlerinde uygulanmak üzere özel bir kanun bile hazırladı. Mahmut Şevki Paşa döneminde ise 26 Mart 1913 tarihli “İdare-i Umumiye-i Vilayat Kanunu” ile bu vilayetlere özel bütçeler tahsis edilmesi, mahalli kararların vilayet meclislerinde alınması kabul edildi. Islahat çalışmaları önce Doğu Anadolu bölgesinden başlatıldı. Buna rağmen, Van’daki Taşnaklar Hükümet’in bu çalışmalarını hoş karşılamadı ve protesto gösterileri ile gerginliği artırdı. (Günay, 2015, s.510)
Tüm bu yeniliklere rağmen, Balkan Savaşı’ndan sonra Ermeniler arasında ayrı bir devlet kurma hayali arttı. Taşnaksütyun, İstanbul Ermeni Patrikhanesi seçimlerine de karıştı. Nihayetinde, patrikler ve patrikhane siyasi bir odak haline geldi. Öyleki, merkezi otoriteye karşı protesto yayınlayacak, başkentte büyük çaplı mitingler düzenletecek bir rahatlığa erişti. Bunun arkasında yabancı devletlerin desteği olduğu kadar Osmanlı Devleti’nin net olmayan güçsüz duruşu da rol oynadı. Patrikhane; doğu illerinin bir Ermeni vilayeti şekline dönüştürüleceği, başında Avrupa devletlerinin tasvip ettiği Hıristiyan bir valinin bulunacağı bir idari yönetim ıslahat tasarısı bile hazırladı. Tasarıya göre; Erzurum, Van, Elazığ, Bitlis, Sivas ve Diyarbakır illerine Avrupa’nın onayını almış Avrupalı valiler atanması, bu illerde jandarmanın yarısının Ermeni olması, il idaresinde Ermeni-Müslüman sayısının eşit tutulması, il gelirlerinin belirli bir bölümünün yerel ihtiyaçlara harcanması talep ediliyordu.
İttihat ve Terakki bu konuyu Ermenilerle çözmek arzusunda idi. Ancak, Ermeni konusu Osmanlı’dan pay almak isteyen tüm yabancı devletlerin iştahını kabartıyordu ve çoğu devlet İstanbul’daki diplomatik temsilciliklerine Ermeni Islahatı konusunda çalışma yapmalarını istedi. Sonuçta, Ruslarla yapılan Yeniköy Anlaşması ile Doğu Anadolu iki müfettişliğe ayrıldı. Van, Bitlis, Harput (Elazığ) ve Diyarbakır bölgesi müfettişliğine Norveçli Binbaşı Nicolas Hoff atanırken, Erzurum, Trabzon ve Sivas bölgesi müfettişliğine Hollandalı Westenek tayin edildi. Osmanlı kendi aldığı kararlar doğrultusunda Ermeni konusunda islahatlar yapıyordu. Buna rağmen, Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne olan bağlılığı gün geçtikçe azaldı ve Balkan Savaşları ile neredeyse son buldu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Osmanlı müfettişlik teşkilatını lağv etti.
Çoğunluğu Taşnak olmak üzere ayrılıkçı Ermeniler Birinci Dünya Savaşı’nda Rus tarafında yer almayı seçti ve silahlarıyla firar edip Rus ordusuna katılan Ermeni asıllı Osmanlı askerleri bir hayli çoktu. Rus ordusunun yanında savaşan “Druzhny-Drujina” adı verilen gönüllü taburlar bölgedeki Türk ve Müslüman ahaliyi göçe zorladı, yüzbinlerce insanı katletti, köy ve kasabaları yaktı ve yıktı. Ayrılıkçı Ermeniler Türk ordusuna ilişkin önemli bilgileri doğuda Ruslara, güneyde Fransızlara verdi. Lojistik konvoylara saldırıda bulunuldu. Anadolu’da komiteler vasıtasıyla Ermeni toplumu başkaldırıya zorlandı ve masum insanlar katledildi. Hem cepheden hem de memleketten gelen haberler Mehmetçik’in moralini bozduğu gibi ordunun savaşma azmini olumsuz etkiledi. Tüm bu gerçekler güvenlik tedbiri alınmasını zorunlu hale getirdi.
Ayrılıkçı Ermenilerin başlattığı ve sürdürdüğü bu kanlı sürecin aşamaları şu şekilde özetlenebilir: (1) Ayrılıkçılığın teşvik edilmesi, (2) Örgütleme, (3) Toplumu oluşturan unsurların yabancılaştırılması/ötekileştirilmesi, (4) Terör, saldırı vb. tekniklerle ortamın şekillendirilmesi, (5) Din, dil, vb. konular öne sürülerek adem-i merkezi yönetim, eşitlik, adalet, sosyal hak/statü vb. isteklerin gündem yapılması, (6) Kendi kolluk ve güvenlik kuvveti olan özerk yapı talep edilmesi, (7) Mevcut ülkenin toprak bütünlüğünün aşındırılması ve bağımsız bir devlet yapısına geçilmesi hedefleri izlenmiştir.
Sonuçta, verilen tavizler yeni tavizleri doğurdu, yeni tavizler Ermeni çete ve komitelerinin cinayetkâr cüretkârlığını artırdı. 1890’larda başlayan kalkışma hareketleri körüklendi, Birinci Dünya Savaşı’nda doruk noktasına ulaştı. Savaşta Rusların tarafında savaşan ve İtilaf Devletleri yanında yer alan Osmanlı vatandaşı ayrılıkçı Ermeniler tarifsiz acılara neden oldular. Ayrılıkçı Ermenilerin hayalleri yüzünden milyonlarca Türk ve Müslüman katledildi, yurtlarından edildi. 1774’ten 1918’e kadar yaklaşık 1.5 asır boyunca emperyal amaçların piyonu haline gelen ve ayrılıkçılık yapan Ermenilerin yaptığı kendilerine ne kazandırdı? Cevabı uzakta aramaya gerek yok: 1918-1919 döneminin ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı Kaçaznuni’nin Manifestosu’na bakmak yeterli.
Geçmişte yaşananların günümüze ve geleceğe ışık tutması umuduyla…
KAYNAKÇA
Beydilli, Kemal. “II. Mahmut Devrinde Katolik Ermeni Cemaati ve Kilisesinin Tanınması (1830).” Harvard, 1995.
Güllü, Ramazan Erhan. “Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Osmanlı Devleti İle İstanbul Ermeni Patrikhanesi Arasındaki İlişkiler (1908-1914).” 1000. Yılında Türk - Ermeni İlişkileri, 2019.
Günay, Nejla. “Zoraki İttifaktan Yol Ayrımına: İttihat-Terakki ve Ermeniler.” Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi. Ankara, 2015.
Sarıyıldız, Gülden. “Osmanlı Devleti'nde Protestan Ermeni Milleti ve Kilisesinin Tanınması.” İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, 2002.
