Bazı insanlar yaşadıkları döneme hizmet eder.
Bazı insanlar ise henüz doğmamış nesillere...
İşte Türkan Saylan böyle insanlardan biriydi.
Onu yalnızca bir doktor olarak tanımlamak haksızlık olur. Çünkü o, mesleğinin sınırlarını aşarak toplumun yaralarına dokunmayı seçti.
Türkan Saylan'ın mücadelesi yalnızca hastalıklarla değildi.
O, cehaletle de mücadele etti.
Yoksullukla da mücadele etti.
Fırsat eşitsizliğiyle de mücadele etti.
Özellikle kız çocuklarının eğitimi konusunda gösterdiği kararlılık, onu yaşadığı dönemin ötesine taşıyan en önemli özelliklerinden biri oldu.
Çünkü o, bir kız çocuğunun okumasının yalnızca bir bireyin hayatını değiştirmediğini biliyordu.
Bir kız çocuğu okuduğunda bir aile değişir.
Bir aile değiştiğinde bir toplum değişir.
Bir toplum değiştiğinde ise gelecek değişir.
Zamanın ötesinde yaşayan insanlar, bugünün alkışına değil yarının ihtiyaçlarına kulak verirler.
Türkan Saylan da bunu yaptı.
Kolay olanı seçebilirdi.
Sadece kendi mesleğiyle ilgilenebilirdi.
Fakat o, gördüğü sorunlara sırtını dönmedi.
İnsanların hayatına dokunmayı tercih etti.
Bugün onun desteklediği öğrencilerin bir kısmı öğretmen, doktor, mühendis, akademisyen ve anne olarak hayatlarına devam ediyor.
Belki çoğu onu hiç tanımadı.
Belki onunla hiç karşılaşmadı.
Ama hayatlarına dokunan görünmez bir el vardı.
İşte gerçek miras budur.
Gerçek miras binalar değildir.
Gerçek miras makamlar değildir.
Gerçek miras, siz bu dünyadan ayrıldıktan sonra da yaşamaya devam eden iyiliktir.
Bazı insanlar eser bırakır.
Bazı insanlar fikir bırakır.
Bazı insanlar ise insan yetiştirir.
Türkan Saylan'ın mirası tam da budur.
Çünkü geleceğe bırakılabilecek en değerli mektup, iyi yetişmiş bir insandır.
Zamanın ötesinde yaşayan insanlar, kendi hayatlarından çok kendilerinden sonra gelecek hayatları düşünürler.
