Almanya, son yıllarda intihar istatistiklerinde endişe verici bir yükselişle karşı karşıya kalırken, “ölme hakkı “tartışmaları da, kelimenin tam anlamıyla intihara evriliyor. Ancak Frankfurt Goethe Üniversitesi bünyesinde ülkenin ilk “Suisidoloji (İntihar Bilimi) ve İntihar Önleme “kürsüsünü kuran Prof. Dr. Ute Lewitzka, meseleyi intihar ötesi etik ve toplumsal bir perspektif ile ele alıyor. Prof. Lewitzka’ya göre mesele sadece bir prosedürden ibaret değil; asıl soru, bir toplumun yaşlısına, hastasına ve çaresizine nasıl bir “yaşam sonu refakati “sunduğu...
PRO Medienmagazin dergisi Şubat 2026 sayısında, Prof. Dr. Ute Lewitzka ile yardımlı intihar (ötanazi) konusunu ele alan bir söyleşi yayımlandı. Federal Meclis’in gündeminde yer alan ve toplumu yakından ilgilendiren bu söyleşiyi ana hatlarıyla aktarıyorum.
Söyleşide Prof. Lewitzka ötanazinin bir “iş modeli “haline gelmesine karşı çıkıyor ve yardımlı intihar (ötanazi) vakalarının artışından endişe duyuyor. Diğer taraftan psikolojik hastalıkların yüzde 60-90 oranında intiharla ilişkili olduğunu vurgulayan profesör, toplumsal destek, yas danışmanlığı ve sıkı denetim mekanizmalarıyla onurlu bir yaşamın sona ermersinin mümkün olduğu tezini savunuyor. Doktorasından bu yana intihar eğilimi olan insanlara eşlik ettiğini belirten Prof. Lewitzka, insanların tıbbi ve insani açıdan iyi desteklendiklerinde, ötanazi olmadan da onurlu bir ölüme gidebilecekleri inancını taşıyor ve çalışmalarının etkisini şu sözlerle özetliyor: “İntihar eğilimi olan insanlara bu en zor zamanlarında eşlik edip sonunda ‘İyi ki hâlâ yaşıyorum’ dediklerini duymayı seviyorum.“ Bu cümle, intiharın kaçınılmaz bir son değil, çoğu zaman dindirilmesi mümkün olan geçici bir feryat olduğunun göstergesi...
Prof. Lewitzka, bireyin kendi yaşamının sonu üzerinde kontrol sahibi olma arzusunu bir noktaya kadar anlasa da, onurlu ölümün tek yolunun intihar yardımı olduğu fikrine şiddetle karşı çıkıyor. Ona göre tıbbi, psikolojik ve insani desteğin tam sunulduğu bir ortamda, doğal bir ölüm de pekâlâ onurlu ve huzurlu olabilir.
ARTAN İNTİHAR RAKAMLARI
Yıllardır süregelen sabit rakamlar, son yıllarda giderek artıyor (2024: 10 bin 372). Özellikle 2021-2022 arasındaki yüzde onluk artış, uzmanlar için bir uyarı niteliği taşıyor. Bu yükselişin arkasında sadece bireysel bunalımlar değil; savaşlar, krizler ve sosyal belirsizlikler yatıyor. Prof. Lewitzka, toplumun genel huzursuzluğunun bireylerin ruh sağlığına doğrudan yansıdığını vurgularken, intihar anında kişilerin yüzde 60 ila yüzde 90'ında bir psikolojik hastalığın mevcut olduğunu hatırlatıyor. Burada dikkat çekici olan bir diğer nokta ise cinsiyetler arasındaki uçurum: Genç kadınlar daha fazla intihar girişiminde bulunurken, profesyonel yardım aramaya daha mesafeli olan ve daha sert yöntemler seçen erkekler maalesef ölümle sonuçlanan vakalarda listenin başında yer alıyor. En yüksek intihar oranları 50-60 yaş grubunda görülürken, tüm psikolojik hastalıkların yüzde 75'inin 25 yaşından önce ortaya çıkması, gençlerin yaşadığı zorlukların “geçici bir evre“ olarak görülüp yeterli tedavi almaması riskini taşıyor.
YASAL DÜZENLEME TARTIŞMALARI
Federal Anayasa Mahkemesi’nin 2020’deki kararıyla “kendi kaderini tayin ederek ölme hakkı“ yasallaşırken, “Deutsche Gesellschaft für Humanes Sterben - DGHS e.V.” gibi kuruluşlar aracılığıyla intihar yardımı alanların sayısının iki katına çıkması yeni bir tartışma başlattı. Prof. Lewitzka, ötanazinin bir tür “iş modeli“ haline gelmesine ve medyadaki sunum şekline sert eleştiriler getiriyor. Ünlü isimlerin yardımlı intiharla hayata veda etmesinin trajik bir “normalleşme“ sağladığını savunuyor. Bu durumun en büyük tehlikesi ise devletin; iyi bir yaşlılık, nitelikli bakım ve güvenilir yaşam sonu desteği sağlama sorumluluğundan kaçmasına neden olması. İnsanların “başka bir yol yok“ diye düşünerek ölüme yönelmesi, onurlu bir tercih değil, toplumsal bir başarısızlıktır.
ÖNLEME VE DENETİM İÇİN ÖNERİLER
Prof. Lewitzka'ya göre, bir doktorun danışmanlıktan uygulamaya kadar her şeyi tek başına yapması uygun değil; “dört göz ilkesine“ dayalı, tarafsız bir danışmanlık şart. Sayılar, nedenler ve yerlerin açıklandığı bir izleme mekanizması (kayıt sistemi) getirilmeli. Ayrıca, özellikle yüksek risk grupları için psikiyatrik bakımın artırılması ve kriz yaşayanlar için ülke çapında bir yardım hattı ve veri tabanının yanı sıra, yas danışmanlığı, yani “kayıp sonrası manevi destek“ veya “yas sürecinde profesyonel refakat“ hizmetlerinin yaygınlaştırılması hayati önem taşıyor.
Gerçek çözüm; sadece teknik bir yardım hattı kurmak değil, tıpkı inanç gruplarının sağladığı o güçlü sosyal bağlar gibi, bireyin kendisini bir yere ait hissettiği bir toplumsal doku inşa etmektir. Verimlilik algısının dışında kalan bireylerin, başkalarına yük olma korkusuyla intihara yönelmesi, toplumsal vicdanda sorgulanması gereken bir durumdur. Onurlu bir son, ancak onurlu bir yaşamın ve vedanın her adımında profesyonel ve insani desteğin bulunduğu bir iklimde mümkündür.
Devletin görevi ölümü kolaylaştırmak değil, hayatı yaşanmaya değer kılacak bakım ve sosyal destek mekanizmalarını herkes için ulaşılabilir hale getirmektir. İntihar yardımının normalleşmesi, devletin iyi yaşlılık ve bakım şartlarını sağlama sorumluluğundan kaçma riski taşımaktadır. Bu nedenle, intiharı teknik bir prosedürle kolaylaştırmak yerine, yaşamı anlamlı kılacak destek mekanizmalarını güçlendirmek temel hedef olmalıdır.
Türkiye Gazetesi (Avrupa Baskısı), 29.04.2026
