
Fenerbahçe’de Jose Mourinho dönemi sona erdi. Futbol dünyasının en çok konuşulan teknik direktörlerinden biri, İstanbul’a geldiğinde sadece Fenerbahçe taraftarı değil, tüm Türkiye nefesini tutmuştu. Tribünlerdeki coşku, yapılan karşılamalar, sarı-lacivertli camianın yıllardır özlemini duyduğu uluslararası vizyonu simgeliyordu. Ancak bir teknik adamın adı tek başına başarı için yeterli değil; Mourinho’nun gidişi de bu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizdi.
Mourinho’nun gelişiyle birlikte Fenerbahçe’nin Avrupa’da rekabet eden, Süper Lig’de rakiplerini domine eden bir takıma dönüşeceği beklentisi vardı.
Bu beklentilere sahip olanlar arasında ben de vardım ama bir çok yazıda ve YouTube yayınında şerh düşmüştüm. “Kalenin önüne otobüs çekmek” deyimini futbol dünyasına kazandıran adam olan Mou bizim için doğru adam mı? diye de sormuştum.
Yine de The Special One söz konusuydu. Umutluydum.
Ancak sahadaki gerçeklik çok farklı oldu. 3-5-2 sistemiyle oynatmaya çalıştığı takım, ne topa sahipken üretken olabildi ne de top rakibe geçtiğinde güven verdi. Özellikle kapanan Anadolu takımlarına karşı Fenerbahçe’nin çaresizliği, kadro kalitesine rağmen dikkat çekiciydi.
Avrupa futbolunda benzer örnekler görüyoruz. Antonio Conte veya Allegri gibi isimler, üçlü savunmayı güçlü kenar oyuncularıyla desteklediğinde başarıya ulaştılar. Mourinho’nun Fenerbahçe’deki en büyük hatası ise mevcut kadroya uygun bir oyun sistemi oturtmak yerine, sistemi kadronun üzerine dayatması oldu.
Mourinho Fenerbahçe’nin başında 62 kaça çıktı. 37 galibiyet , 14 beraberlik, 11 mağlubiyet aldı. Maç başı 2,24 gol attı, 1,19 gol yedi. Ve ortalama 2,02 puan aldı.
Saha içindeki taktik sorunların ötesinde, Mourinho’nun açıklamaları da taraftarda ciddi bir kırılma yarattı. “Transfer için ekstra bir çaba görmüyorum” veya “UEFA listesi için bir şey söyleyemem” gibi sözler, teknik direktörden çok kulübü hedef alan bir yönetici dilini çağrıştırıyordu. 12 milyon Euro maaşla gelen bir hocadan beklenen, bahaneler değil, çözümler üretmesiydi.
Bir teknik direktör, sadece taktik tahtasında değil, oyuncuların zihninde de liderlik yapar. Mourinho’nun söylemleri, Fenerbahçe’nin Avrupa hedeflerini küçümser nitelikteydi. Bu da hem soyunma odasında hem de tribünde güvensizlik yarattı.
Mourinho, Fenerbahçe’ye büyük bir isim olarak geldi ama sahada bıraktığı en net iz, “kimliksizlik” oldu. Oyun planı olmayan, kriz anlarında çaresiz kalan ve sürekli kanat ortalarına mahkûm bir takım… Mourinho’nun ayrılığı, aslında çoktan kopmuş bir ilişkinin resmileşmesinden başka bir şey değil.
Fenerbahçe için bu ayrılık, bir yıkım değil bir uyarıdır. Sarı-lacivertliler artık şunu öğrenmeli: Büyük isim transfer etmek, büyük oyun anlamına gelmiyor. Asıl ihtiyaç, kadro profiline uygun bir futbol aklı ve sürdürülebilir bir oyun kimliği.
Şu saatten sonra Volkan Demirel, Aykut Kocaman, İsmail Kartal gibi Fenerbahçe efsanelerinin geri dönüşüne sıcak bakıyorum.
Mourinho öyle bir geldi geçti ki artık Fenerbahçeliler ölümü gördükleri için sıtmaya razı durumdalar.